Özel bir gün [27 Ağustos 2003 Çarşamba]
Sen ve ben için, özel bir gün olsun hadi bugün… Var mısın?..) ….. Sanıyorum ki hiç, ama hiç kimse; “Yaşasııın, yarın yine hatalar yapacağım” diye sevinmez!.. Henüz “kin” olmamış dünkü öfkeler bugünün, bu dönemin kıvamını oluşturmakta… Ama biz, acaba nasıldık beş sene geride?.. {*} Kinlerimiz; derimizin yıllarca sürtünen yerlerinde oluşan nasırlara benziyor!.. İşe bakın ki; […]
Farkı ne, özleyenin?… [24 Ağustos 2003 Pazar]
Özlemek ile, özlenmek arasındaki fark; Sen ile ben arasındaki farktan fazla değil!.. ….. Anlıyor musun?.. {*} Özleyen, ile özlenen… Uçan bir ok; Ve bekleyen bir hedef tahtası… ….. Yol biterse eğer, veya yeterse ömrüm; Kavuşacağız!.. {*} Özlemek ile, özlenmek arasındaki fark; Sen ile ben arasındaki farktan fazla değil!.. Sen ile ben arasındaki fark ise; Süt […]
Ketçaplı kitap [22 Ağustos 2003 Cuma]
Zamanımızda, hiç kitaba para vermemiş biri olmak ne kadar acı, öyle değil mi?.. Halbuki "kitaba" para ödemek; İçi dolu bir torbayla ayakkabı dükkanından, veya elbise mağazasından çıkmaktan çok daha iyi hissettirir kendini insana… {*} Mümkünse sardırmam, torbaya bile koydurmam… Kalbime yakın olan koltuğuma sıkıştırırım çoğu zaman, yeni aldığım kitabı; Fısıldasın bana usul usul… Ve dostluğumuz […]
Kâğıt ve değeri!.. [21 Ağustos 2003 Perşembe]
Tombaladan çıkmadık! İki kuşak öncemizde yaşayanlar Osmanlı Devleti’nin evlatlarıydılar… Bizler tombaladan çekilmediysek, ve debelene debelene gün ışığına çıkmaya çalışan bir sarı civcivden daha akıllıysak; Dedelerimizin hayatından ibret alacağız!.. {*} Onların, cihâna boyun eğdirebilmesinin bir sırrı vardı… Ve yine Osmanlı’nın, cihâna boyun eğmesinin de sırrı; cihâna boyun eğdirmesinin sırrı ile aynı idi!.. Osmanlı, elindeki silaha, belindeki […]
Bil artık ! [20 Ağustos 2003 Çarşamba]
Özlemek ile özlenmek arasındaki fark nedir sence?.. {*} Bal beklerken benden herkes… Ben, senin canını yakmışsam eğer,, veya, yani; senin canın yandıysa “ben” yüzünden… Bil ki artık; Ben yoktur yer yüzünde!.. {*} Senin canın yanar, sanki bir oyunda gibi; Ama benim canım; yanıp kül olur, biter, tükenir, kalmaz artık ve ben kalmam gayrı ayak basılan, […]
Sekte-i kalb-i zemân [17 Ağustos 2003 Pazar]
Bir ân’ı; bir anı olarak bıraktık geride!.. Unutmak; yarığı kapanmış bir yara gibi. Veya öksürse, sabah balgamından kurtulacak ciğer gibi; sanki silkelense "bu kara sinek" zihninden uçuverecek!.. ….. Biz,,, nerdeyiz?.. Biz, bir anı bırakmıştık geride… Bir an bırakmıştık, ve 17.127 can bırakmıştık! Takvimlerin kenarında 8 puntoluk bir cümlede mi kaldı şimdi bunca şey; bunca korku, […]
Anla(şıl)mak [14 Ağustos 2003 Perşembe]
Sabah, oturduğun dairenin kapısını açtın, ki karşı komşunla burun buruna geldin. Baktığını görünce tebessüm ederek "günaydın" dedin. Aynı anda o da gülümsemişti ve (Moğol lisanıyla) bir şeyler demişti sana!.. ….. O sıra asansör geldi ve aşağı indin. Ama kafan karışmıştı. Epey zamandır tanıdığın bu insan neden bilmediğin bir dilde konuşmuştu… {*} Apartmanın kapıcısı camları siliyordu. […]
Ağaçlar ve babalar [13 Ağustos 2003 Çarşamba]
Dallarından ceviz düşürdüğünüz bir ağacın ne ağacı olduğunu bilirsiniz değil mi?.. Peki ya kıpkırmızı elmalarını sarkıtmış olanlar ne ağacıdır?.. Söylemeyin bunun cevabını, söylemeyin. Çünkü böyle soru sorulmaz!.. {*} Her ağaç, her sene meyve vermeyebilir. Her ağacın, her sene, her meyvesi olgunlaşmayabilir… Rahmetin kesildiği bir zaman denk gelebilir de meyve mevsimi, kurur gider ortalık. Yahut ağacın […]
Gurur domuzunun sırtında kıl olmak!.. [10 Ağustos 2003 Pazar]
Biri geçse karşımıza, ve dese ki: -İki, iki daha kaç eder?.. İnanın, en azından yarımız buna cevap vermez,,, veremez… Çünkü bir huylu beygirin ağzındaki çelik gem gibi dilimizden yakalamıştır bizi gururumuz, ve nefsimizin kamçısı her an şaklamaktadır sırtımızda… Soru tekrar edilir; -Yahu, şu ikisiyle bu iki şey ne eder?.. Düşmana bakar gibi bakarız şimdi, karşımızdaki […]
Çöl [08 Ağustos 2003 Cuma]
Bu yazıyı, sizin için yazmıyorum… Çünkü ben, sizi tanıyorum; siz de beni tanıyorsunuz… İşte bu yüzden, bu yazıyı sizin için değil; benim ulaşamadığım halde sizin tanıyor olduğunuz kimseler için yazıyorum… {*} Çöldeyiz… Kaybolduk!.. Açız, ama daha da önemlisi içecek suyumuz yok… Ne yapacağız?.. ….. Dağılıyoruz!.. Her yüz başka yöne bakıyor çünkü, ve herkes "şu taraf" […]
Yollardaki fenerler [07 Ağustos 2003 Perşembe]
Her kör, âmâ değildir. Her kör, âmâ olmadığı gibi, her âmâ da kör değildir!.. ….. Âmâ olmak, kafa gözünün görememe halidir, fakat kör olmak; gönül gözünün!.. Âmâ olana acımak ile kör olana yanmak arasındaki fark, kıyas kabul eder mi?.. ….. Âmâlar göremese de, hissederler, anlarlar ve bilirler… Körler ise bakarlar. Görürler de,, ama hissedemez, anlayamaz, […]
Rahmet [06 Ağustos 2003 Çarşamba]
Çatlarken toprak… Solarken yeşile çalan ne varsa… Kimselerin umurunda değildir, çiçeklerin bükülen boynu; onlara bir acıyan olmasa… {*} Merhamet; kasvetin, ve zulmetin ardından gelir!.. ….. Sıcak; sanki cehennemi üfler dimağlara!.. Rüzgar bile; koşarken ölmüş bir yarış atı gibi yatar artık kenarda, kıpırtısız!.. Canlı olduğunun farkındaki her canlı; sanki "ruhunun bile" buharlaşacağını sanır… …iken gökler de […]
Çalışayım biraz! [03 Ağustos 2003 Pazar]
Adı lazım olmayan bir arkadaşım şöyle yazmış: -Yahu, ben de “bu yorgunluğum neden”, diyordum… Hesapladım ve bak ne fark ettim. Dikkatli oku ama… Bu ülkede, 65 milyon nüfus var mı?.. Var. Peki bu 65 milyonun 35 milyonu 15 yaşından küçük mü? Küçük… Geriye ne kaldı? 30 milyon… 10 milyon emekli var mı? Var. Kaldı mı […]
Ailenizi koruyun!.. [01 Ağustos 2003 Cuma]
Eskiden kahramanlık türküleri dinlerken atlarımız kişnerdi, ve sanki serhat boylarında elimizdeki kılıçlarımız parlardı okurken tarihi romanları… Kılıçlarımız ne kadar bilenmiş, keskin ise o kadar parıldar, ve bu parıltı toprağımıza, inancımıza göz dikmiş düşmanlarımızın gözünü alırdı… Nasihatlere kulak kabartırdık: "Rus’tan dost olmaz. Aman dikkat edin, toprağınızı Rus çizmesinden koruyun!.." Dişlerimiz sıkılırdı bunları duyunca. Dikilir, belirgince göğsümüzü […]
Yaz, ma!.. [31 Temmuz 2003 Perşembe]
Bu köşe başladığı zamandan beri, dostlardan bahsetmekten çekinmedim. Mümkün olduğunca da çok isim yazmaya dikkat ediyordum; özellikle Stop köşemizin hareketli olduğu ve geniş yayınlandığı yıllarda. Size bir soru: Adından bahsedilmek insanların hoşuna gidiyor, öyle değil mi? Değilmiş aslında, bunun da bir yolu yordamı varmış… {*} Günün birinde bir dostum gelip suratını ekşitti ve şöyle dedi: […]
9’un ardından… [30 Temmuz 2003 Çarşamba]
Temmuz ayının son haftasıydı… Üzerine kat kat iplikler sarılmış tombul bir tırtıl gibi heyecanlıydım; çünkü yarmak vakti gelmişti artık ipek kozamı, ve ben bile ilk defa görecektim kanatlarımı… {*} Dosyam, boğulmuş ve kuma sırtüstü yatırılmış bir küçük çocuk gibiyken masaların üstünde; hayat öpücüğü gibi bir nefes üflendi içine: -”STOP” olsun!.. Adı konduğunda böylece, yine bir […]
Antipembe kalınmaz!.. [27 Temmuz 2003 Pazar]
(Halime Gürbüz’den "pembe zamanlar", Muammer Erkul’dan "pembe gülücükler"; hayatı tozpembe göstermek için elinizden geleni yapıyorsunuz gazetenizde. Tamam da, hayat sizin söylediğiniz gibi pembe değil ki, başka renkleri de var. Biraz da gerçekleri yazın; acıları, aldatılmışlıkları, kandırılmışlıkları…) ………. Yüz yazardan 98’i sizin söylediklerinizi yazmıyor mu zaten? Veya hayatın yüzde ikisi bile iyilik, güzellik, sevgi, hoşgörü değil mi?.. Veya şöyle […]
Hap, ve yutmak… [25 Temmuz 2003 Cuma]
Önce dalga geçiyor sanmıştım. Sonra anlattığını fıkra sanıp çok güldüm… Ama, ardından karar veremedim; ne kadar ağlayacağıma!.. {*} -Bizim oralarda insanlar, dedi… Ne zaman ellerine bir hap geçse, hemen yutarlar; "Nasılsa bir yerime iyi gelir" diyerek!.. ….. İşte bu lâfı ilk duyduğumda gerçekten inanamamıştım… Özellikle de ilaç ürkeği biri olarak; bir insanın, herhangi bir yerinde […]
Rengârenk [24 Temmuz 2003 Perşembe]
Vazgeç bütün renklerden, dedi. Beni dinle!.. O bir sesti artık benim için, ben ise onun için bir kulak; Doldu içime!.. ….. Sarı, ayrılıkları hatırlatıyor insana, diyerek devam etti: Kızarmaya yüz tutan kuru sonbahar sarılarından; yumuşacık, civciv sarılarına kadar vazgeç tüm sarılardan… Sana sarı yakışmaz, çünkü sarılar ayrılığı söylüyor bana… {*} Pembeler hayalperesttir, biliyorsun… Ayakları yere […]
Ateşe düş’tüm [23 Temmuz 2003 Çarşamba]
Ateşe düşer pervaneler… Ama pervaneler ateşe düşmeden; ateş düşmüştür içlerine!.. Ateş, pervanelerin içine düşer; Ve pervaneler, ateşe!.. {*} Ateşe düştüm… Ateşe düştüm, şuna karar veremediği gün zaman: Yanan hangisidir; Pervane miii, ateş mi?.. {*} Ateşe; düş’tüm… Ateşe düş’tüm ve ateş de bana düş’tü, her rüyâda!.. Rüyâlarım sürükledi zaten beni bu ateşin koynuna; Ateşe düştüm!.. {*} […]
