Gündöndü [20 Temmuz 2003 Pazar]
Gündöndünün güne dönük yüzü gibi sana dönük yüzüm… Güneşimsin! {*} Bilirim ki; kavuşsam yanarım, ateşe düşmüş bir pervane gibi!.. Bilirim, ama dönemem arkamı yârime; var kalmak için… Sanki var kalmak, yâr kalmak gibi; yani sanki, yar kalmasam var kalamam… {*} Görmesem, kalsam karanlığında; solarım. Çünkü ben ışık solurum yüzünden, rengimi solurum!.. Görmesem titrer boynum, bükülür; […]
Simidin yarısı [18 Temmuz 2003 Cuma]
Saçın gibi savrulurken dumanı, içini çekti vapur; istim düdüğü ile… Güverteye atlayan son yolcu bendim; çözülen halatın üzerinden… Bir elimde, okuduğum yerde işaret parmağım kalmış kitabım, diğer elimde çantam ve bileğimde çıtır susamlı simit… ….. Ben büyüdüm, simitler küçüldü!.. {*} Zaman, pastırma bıçağı gibi!.. Bastırıp bastırıp doğruyor insanları tezgahtaki kurbanlık koyunlar gibi!.. Bizler bu yüzden […]
Çorba(!) [17 Temmuz 2003 Perşembe]
Yürüyerek eve geldik. Bahçeye girdikten sonra, dedi ki dedem: -Az evvel kibri anlatmıştım ya… Zannediyorum o zaman sen; “iyi ki örnek verdiği insanlar gibi değilim” diye düşündün, ve “nasılsa beni kastetmiyor” diyerek bir rahatlık rüzgârı gezindi içinde… Şimdi beni tekrar, ve çok iyi dinle… {*} Üç adam çağırmıştım sofraya. Ve bir koca tas çorba koyup […]
Leş [16 Temmuz 2003 Çarşamba]
Bir şeyler olur, dedemi hatırlarım ben… O gelir, ve yaralı gönlümü sıvazlar gibi fısıldar kulağıma, bana bir şeyler hatırlatır. Öyle zannederim. Ama içinde dedemle birlikte bulunduğumuz bir hikaye belirir zihnimde, ve; ben bunu daha evvel neden hatırlamadım, derim… {*} Balya telini kıvırıp, arka bacağına geçirmişler. Sonra teli çekerek düğümü iyice sıkıştırmışlar. Ve insanlardan en uzaktaki […]
Hani, yâr bakar gibi [13 Temmuz 2003 Pazar]
Hani, yar nasıl yanarsa içinde… İşte öyle özlenir, üç mevsim boyunca Kuzuluk!.. ….. Dördüncü mevsimin adı; vuslattır… Hasret biter. Yani artık "biz mevsimi" başlar Kuzuluk’un… Devran döner bir kere ve devri gelir devredaşların. *** Yeşil halıyla kaplanmış bir odaya girer gibi, sanki çıkartıp Aksartepe hizasında pabuçlarını, girince en çiçekli bahçeye; Çiçekler açar gönlünde… ….. Bir […]
Pembe gülücükler… [11 Temmuz 2003 Cuma]
Şimdi, çeşitli meslek ve yaşlara sahip dostlardan notlar var önümde… Bana hoş ve ilginç geliyor bunlar. Ve neticede bu arkadaşlar da sizin parçanız… Ilıkpembe’nin çıktığı 4 Temmuz Cuma gününden itibaren Çarşamba’ya kadarki bazı notları sizinle paylaşmak istiyorum. Farklı bir renk, değişik bir nefes, ve çeşitli sesler olsun… {*} "Yarına kadar beklemek zor geliyor, Ilıkpembe’yi kucaklamak […]
Bir yeşil bacak [10 Temmuz 2003 Perşembe]
Hafta sonu, bahçede, ceviz ağacının altında oturuyorduk… Yirmi beş, otuz metre kadar uzaktayken gördüm onu; hemen peşindeki bir dişi serçe kuşundan kurtulmaya çalışıyordu… {*} Arabanın bulunduğu taraftan belirdiler, peşpeşe… Kuş, bir kelebeği yakalıyor sandım… Ama dönüp terasın üst duvarına, ordan kiraz fidanının ince dalına, ordan altında oturduğumuz cevize, ceviz dalından da (içimi ürperterek) boynumu sıyırıp […]
Yavru ördek [09 Temmuz 2003 Çarşamba]
Hey!.. Hayatın daima gülümseyen yüzüne bakan, ve daima gülümseyen adam; Ben de sürekli gülümserdim geçmişte!.. … Şu an gülümsüyor olmandan bile, belki ne mühimdir biliyor musun?.. ….. Bunu öğrenmek için, şimdi beni iyi dinle. Kulağını güzelce aç, çünkü sana birkaç sırrımı vereceğim; İç içe sarmalanmış olarak… {*} Şu an gülümsüyor olmak kadar önemlidir; bir zamanlar […]
Su tabancası [06 Temmuz 2003 Pazar]
Ahmet Sırrı benim iyi arkadaşım ya; her görüştüğümüzde oturup, sohbeti karıştırırız birer bardak demli çay gibi… Geçen gün dinledim, şöyle anlattı: “Ağabeyimin kaynakçı dükkanında oturuyoruz, bir müşteri geldi. Yanında da küçük oğlu vardı. Çocuk elindeki su tabancasıyla sağa sola nişan alıp duruyordu. Adam, tamir için getirdiği kırık bir aleti önümüze koyarken sordu: -Bunu kaça kaynatırsın? […]
Bir bebeğimiz oldu!.. [04 Temmuz 2003 Cuma]
Müjde!.. Yeni bir bebeğimiz geldi dünyaya… Ilık pembe olduğu için, aynen öyle koyduk adını: ILIKPEMBE!.. {*} Yeni bir bebeğimiz geldi dünyaya… Biliyor musun; tıpkı sana benziyormuş, ve tıpkı bana!.. Kucaklamadım henüz… Ellerimin arasına alıp, şööyle bakamadım suratına… Ama, biliyorum ki; Bu bebek sen kokuyor benden fazla! {*} Hani, hatırlar mısın; Babaanneler, anneanneler, dedeler, teyzeler, halalar, […]
Bilmeden!.. [03 Temmuz 2003 Perşembe]
Bilmek ister misin; Bilmeden yaptığımı, her ne yaptı isem?.. Bilmeden yer açılmıştı sana, yakınımda bir yerde… Ve bilmeden sana ihtiyaç hissetmiştim… Bilmeden, öylesine, rastgele söylemiştim birine, ve seninle gelmişti karşıma. İlk, şunu sormuştum ona; “Bu kim, senin için?..” “Hiç” demişti sadece, beni sevindireceğini bilmeden!.. {*} Bilmek ister miydin; Bilmeden yaptığımı, her ne yaptı isem?.. Bir […]
Çöl bitti!.. [02 Temmuz 2003 Çarşamba]
(1) Bıraktığın yerdeyim, toprağa diktiğin bir çınar fidanı gibi. Büyüyorum, içime ve dışıma doğru… Bıraktığın yerdeyim; Çünkü, seni seviyorum!.. {*} (2) Bir sırrımı vereyim mi sana? Ben de sessizlikten çoook nefret ettim; ..biliyor muydun?.. ….. Dilin dokunmadan dudağıma, yapıştı ağzım ve içi dolu ama üstüne adres yazılmamış bir zarf gibi, unutuldum!.. Tarihi silinmiş yıllar içinde; […]
Çakır geçmişin yumuşak elleri [29 Haziran 2003 Pazar]
Geçen zamanın hep gözleri sıcak ve elleri yumuşak gelir bana… Çünkü elleri yumuşak, gözleri sıcak olanlar kalmış dünlerden, ve de hep bakışlarıyla elleri gönlünden ısınanlar kalacak yarınlara!.. {*} Kanlar; kuruyor… Canlar; uçuyor… Gözleri sıcacık bakabilenlerin, yumuşak kalpleriyle ortaya koydukları eserlerse bugüne kalmış, ve yarınlara kalıyor; Yenileriyle birleşerek!.. ….. Eserin nerde?.. {*} El ve eserden uçan […]
Kalbin işidir sevmek [27 Haziran 2003 Cuma]
(1) Elimizde değil ki; hepimiz farklıyız. Öyleyse, o kişiye kızma!.. ….. Varsın o (belki de senin hoşlanmadığın biçimde) insanların arasında olsun. Sana zararı yok ki bunun. Ama onu da sevenler, onun da elinden tuttuğu kimseler var… Önemli olan; onun "öğretilecek doğruyu" biliyor olması… Öyle, değil mi? {*} Düşün!.. Dünyada kaç insan var, ve "kaçı" zavallı?… […]
Kimsin?.. [26 Haziran 2003 Perşembe]
(1) Kimsin?.. Hadi, seç kendini!.. Şu an, şu kadar insan var; kaçı ne yapıyor?.. Sen, ne yapanlardansın? Sen, kimsin?.. ….. Bunca insanın kaçı kitap okudu bugün, kitap okuyor?.. Peki kitap okuyanların kaçı "kitap" okudu, "kitap" okuyor?.. {*} (2) Yollar arasındaki fark; Ne kadar çok!.. {*} (3) Çoğunuz gibi benim de ilk hatırladığım; "evet-hayır" yarışması. Biri […]
Tak, tak, tak… Kimse yok mu?.. [25 Haziran 2003 Çarşamba]
"Tak, tak, tak!” Sanki kalbime vuruluyor; kapıma değil… Ama ben; Sanki kalbinden vurulmuş gibi, sessizce yığılmışım! {*} “Tak, tak, tak!” -Kimse yok mu içerde?.. ….. Dişlerim, bir fermuarın dişleri gibi, kapalı. Ve dilim; yeni dökülmüş bir beton gibi! {*} “Tak, tak, tak!” -Kimse yok mu içinde?.. Varım, var; ve bendeyken de sendeyim. Ama, benden çıkmam […]
Yanmış bebek parmağı [22 Haziran 2003 Pazar]
Biliyor musunuz; Her birimiz bebekler kadar zekiyiz… ……. Her birimizin en az bebekler kadar zeki olduğumuzu söylemiş olmam; bebekler kadar zeki olanları küçültmek için sarfedilmiş bir söz de değildir. Değildir de, peki nedir? Bu cümle, parmaklarımıza bağlanmış birer kırmızı kurdeledir ki; Her insanın, en az birer bebek kadar zeki olduğunu hatırlayalım da, biraz daha hassas […]
Sarı çizmeli Mehmet ağa… [20 Haziran 2003 Cuma]
Sarı çizmeli Mehmet ağa… Kimdir bu adam… Hemen hemen her uçağın yolcuları, indikleri havaalanında, üzerine isim yazılmış kartondan tabelalar tutan bazı adamlar görür ya; bu alışılmış bir manzaradır. Eski tas, eski hamam; yolcu karşılamaya adam göndermek yeni değil tabii ki… Her ne kadar eski çamlar bardak oldu dense bile her işin bir püf noktası var… […]
O, bendim… [19 Haziran 2003 Perşembe]
İnsan şöyle biraz zaman bulup, veya bir "tepe"ye tırmanıp da yaşamış olduğu hayata ve insanî ilişkilere yukarıdan bakınca neleer neler görüyor… … Ama bunu görebilmek için de gözün biraz yosun tutması lazımmış, hatta hem aklın nasır, ve üstelik dilin de tüy bağlaması… {*} Uzun yıllarım, kendimi; "insanlığı düzeltecek kişi" sanmakla geçti… Bu kayıp yıllar, sıcak […]
Yazamayabilememek!.. [18 Haziran 2003 Çarşamba]
Doksandört yazında (birkaç gün evvel getirdiği karneyle yüreğinizi hoplatmış) şimdiki ilköğretim çocuklarının büyük kısmı Dünya’da bile yoktu. Doksandört yazında, en azından “fareleri ürkütecek” heybetimiz, ve (bıyığı çıkacak kadar) büyümüş olduğumuz da ispat olsun diye, bıyıklarımız bile vardı!.. Doksandört yazında kim neredeydi ve kim neye benziyordu, bilmiyorum. Ama, biz buradaydık; ben, ve sizler. En azından bir […]
