Çerağ [08 Ekim 2003 Çarşamba]

Korktum, duyduğum zaman; karanlığın içinde bir bina yanmış, sana yakın bir yerde… Korktum; karanlık cayır cayır yırtılmış ve çığlık çığlığa!.. {*} Sen, uyuyormuşsun aslında; Sevinsem mii, üzülsem mi!.. {*} Görmediğin,, belki de görüp bakmadığın için ağarmamış bir kuytunun karanlığında kalmış olan konak tutuşmuş orta yerinden… Tene düşen kezzap gibi, yahut; cana düşen sevda gibi düşmüş […]

2 mins read

Paspas (!) [05 Ekim 2003 Pazar]

Anladım ki; Necip Fâzıl’ı tanımak herkese kısmet olmaz… Çünkü bu adam bir cevize benzer. Bir kısım insanlar sadece yeşil kabuğunu görüp, onu kendilerine bayrak yapmaya çalışırlar; çünkü renklidir, boyalıdır, havalıdır… Fakat tadını saklamaya çalışırlar. Cevizin yeşil kabuğu, bir süre sonra silinecek boyalar bırakır sadece kendisini tutan ellerde. Sonunda bakarlar ki; altından renksiz ve kuru bir […]

3 mins read

Tıkır, tıkır, tıkır… [03 Ekim 2003 Cuma]

(Sabahın körü. Limon’un içinde sallana-sarsıla gidiyorduk… Bilen bilir, Limon benim 72 doğumlu sarı Wos-bağam. Eskidir ama, halden ve böyle sevdalardan iyi anlar…) Onu, sağımdaki koltuğa oturturken, sanki “kemiklerinin” gıcırdadığını duymuştum!.. Ben de şöyle bir yerleşip baktım ona, tebessüm ederek baktım… Yüzü gözü açılmış işte babam tozunu pasını sildiğinde. -Hadi bakalım, dedim. Gidelim artık… Yürüdük. Babama […]

4 mins read

Türk kimdir? (3) [02 Ekim 2003 Perşembe]

Türk odur ki; tepesinden alıp çiğnediği sakızı çiğnemekten yorulunca, tekrar çiğnemek üzere kafasının üstüne yapıştırır, demiştik ya… Peki, bilin bakalım, şu kimdir?.. Sokakta tanıdığı birini görür görmez, direksiyonu aniden üstüne doğru kırar ve gaza basıp, kaldırıma kadar kovalar… Bu “adam çiğneme” oyunu sırasında, diğeri kaçamaz da bir yerine bir şey olursa; “N’oolmuş ki?.. Sevdiğimiz için […]

3 mins read

Sis [01 Ekim 2003 Çarşamba]

Bizim site bir yandan şehre yaslanmış, ama diğer yandan bakınca ufka kadar dümdüz ova… Güneşin doğduğu yerde bir köy gözüküyor, esintili ve berrak havalarda daha sola doğru bakınca Karadeniz kıyısına dizilmiş pek yüksek olmayan dağlar, tepeler seçiliyor… Bloklarımızın etrafında dönen yol tam 2 bin metre. Sabahları insanlar yürüyor burda, sağlı sollu çimenlerin arasında… {*} Bazı […]

2 mins read

Ray, tren ve insan… [28 Eylül 2003 Pazar]

Demiryolunun kıyısından geçiyorduk. Elif Sabah yanımdaydı. Havadan-sudan devam eden konuşmalarımız, trenler üstüne döndü… -Öyle olursa böyle olur, peki şöyle olursa nasıl olur?.. -Madem öyle ise şöylesi nasıl?.. {*} Bir o soruyordu bir ben… Bazen gülüşüyorduk, bazen düşünüyorduk… Zaman zaman kendimi “çocuğu” gibi hissederim ben onun; söylemiştim ya size de daha önce, ondan ne çok şeyler […]

2 mins read

Kaynana [26 Eylül 2003 Cuma]

Cmabridge Üinversitesinde yaıplan bir arşaıtrmaya gröe, bir klimedkei hafrlrein hnagi sıarda didizlikleri dğeil, ilk ve son hafrlrein dğoru yerde olamalrı öenm tşamıatkadır. Geirsi taammen kamradaşır ve ynie de kloyca okubanilir. Buunn sbeebi isnan benyinin her hafri tek tek dieğl, klemieelri bir btüün oralak omukadısır… {*} Gerçekten çok ilginçti değil mi?.. Bana da çok ilginç geldi […]

3 mins read

Türk kimdir? (2) [25 Eylül 2003 Perşembe]

Türkleri tanımak kolaydır, kolaaay. Çünkü apaçık ipuçları elimizin altındadır… Türk odur ki; buruşuk kâğıt mendilini tozu çıkıncaya kadar cebinde gezdirdiği halde, nezle olunca, uzun bir şerit halinde kopardığı (tabii ki hiç kullanılmamış) tuvalet kağıdını katlar ve burnunu silmek için bunu kullanır… {*} Türk odur ki; “Söz Market” isimli köşesi yayınlanmadığı için millet telefonlara sarılır, yazı […]

4 mins read

Türk, kimdir?.. [24 Eylül 2003 Çarşamba]

Uzun uzun “kimlerin Türk olduğunu” araştırmış birileri. Yani bir bakışta Türkleri tanımamızı sağlayacak ipuçlarını bir araya getirmişler… Neymiş bu maddeler, biliyor musunuz? Okuyun da görün bakalım. Türk odur ki; kısmen kullandığı kâğıt mendilini kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır… {*} (Sobe!..) Hemen üstümü başımı aranıyorum. Bakıyorum ki, ceplerimde unutmuş olduğum iki üç tane […]

3 mins read

Çiviler ve delikler [19 Eylül 2003 Cuma]

Anlatmazsam içimde kalacak… Bir ara kriz yaşamıştık ta bir miktar alacağımız birikmişti ya içerde. İşte o günlerde, yani geçen senenin yaz başı, aradılar. Malumunuz, ben her gün gazete binasına gidip de işi başından aşmış olan abilerimin ayağına dolaşmam boş yere… Telefonda dediler ki; “Herkes aldı, hadi sen de gel ve birikmiş olan paranı al!..” {*} […]

3 mins read

Damla ve ışık [18 Eylül 2003 Perşembe]

Kırmızı bir mum düşünüyorum, senin gibi… Senin gibi kırmızı bir mumu, senin gibi düşünüyorum yani… Yani, düşünmemi istediğin gibi. {*} Kırmızı bir mum düşün, diyorsun ya ışıl ışıl yanan… Kırmızı bir mum düşün; pembe damlalar halinde eriyip yok olurken, yerine aydınlığı bırakan… Düşünüyorum; Sen gibi! {*} Şimdi sen de düşün kırmızı bir mumun ılıkpembe damlalar […]

2 mins read

Turnalar uçun [17 Eylül 2003 Çarşamba]

"Turnalar uçun… Yayladan geçin…” Namlunun gözü gibi baktı bana!.. ….. Biliyordum… Şimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi; Ve düşecektim, ayaklarına!.. {*} Halbuki, uzuuundu yolum. Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları… {*} Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu… Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru […]

1 min read

Saç ve delik… [14 Eylül 2003 Pazar]

Çoğu insan için ne büyük bir hazdır; her adımda başında kıpırdayan dalgalar; her eğildiğinde yanağının üstünden firar etmeye çalışan şımarık, küçük bukleler; konuşurken gözünün önünde oynaşan yaramaz, muzip lüleler… Saçlarınızı sever misiniz?.. {*} Saçlarınızı sever misiniz bilmiyorum, ama şunu biliyorum; pek çok kişi farkında bile değil saçlarının… Ta ki tel tel terk etmeye başlayıncaya kadar […]

3 mins read

Molyannacılık [12 Eylül 2003 Cuma]

Bazen tiraj düşüyor ya, bu gazete kapanır!.. Ama sanırım bunu çoğunuz görmezsiniz; çünkü havada zehirli gazlar, suda zararlı eriyikler dolu. Peki ya yedikleriniz?.. Hazır gıda diye parayla alıp bebeklerinize yedirdiklerinizin çoğunu böceklerine bile yedirmiyor eloğlu… Zaten bu gidişle yakında Afrika akbabaları gagalarını silecek kaburga kemiklerinize, güneydoğu da çölleşmeye başlamış çünkü. Çölleşme, kelleşme gibi ya; başlayınca […]

4 mins read

Yarına kalan… [11 Eylül 2003 Perşembe]

Seni seviyor olabilmesi, ve seni seviyor kalabilmesi; Seni seven kimsenin, kendini; sana "hizmetkâr" kılabilmesiyle çok alakalı… Hiç düşünmemiştin bunu değil mi; Hatta bir annenin, neden çocuğunu bu kadar çok sevdiğini bile… Hatta bir öğretmenin, kendini, neden kendi sınıfındaki yavruların ana veya babası (gibi) hissettiğini… Bir hasta bakıcının, bir yol kılavuzunun, bir plaj cankurtaranının, bir gece […]

2 mins read

Ders: Hayat bilgisi [10 Eylül 2003 Çarşamba]

Bu sabah kitap okurken aniden şunu fark ettim ki; “ilm-i hal” hayat bilgisi demek!.. Şimdi gene birileri şöyle diyecek: “Bu çocuk bunu bile yeni mi öğreniyor!” Bunun üzerine bu çocuk da aynen şöyle diyecek,, yok yok, cevap vermeyecek… {*} Biz çocukken bu isimde bir ders vardı, sanırım şimdi yok. Belli ki çoook şey gibi bunun […]

3 mins read

Kınalı Ali [05 Eylül 2003 Cuma]

Bir "Kınalı Ali" hikâyesi anlatılır; Duymayan duysun, bilmeyen öğrensin, dinlemiş olan da bir daha dinlesin, diye. Çünkü çoğu hikayede, çoğumuzun alabileceği çok dersler vardır… Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri kontrol ederken onlarla laflıyor, "nerelisin" gibi sorular soruyordu. Saçının ortası sararmış çocuğu görünce, merak ederek; – Adın ne senin evladım, dedi. Çocuk; – Ali, dedi. […]

3 mins read

Plâket [03 Eylül 2003 Çarşamba]

Biz, takdir edilmemeye alışığız. Bunca yıldır yazar ve çizerim; “sizin gönlünüzden başka” madalyam olmadı. Şükürler olsun!.. Size, bu şükrün “anlamını” ifade etmem mümkün değildir. Ama, bilin ki; teşekkürüm samimidir. {*} Küçük bir çocukken, ne yapacağımı ve nereye gideceğimi bilmezken yazdığım bir şiir, bana vali elinden bir saat kazandırmıştı. Babamın o zamanki yaşına geldiğim zaman ikinci […]

2 mins read

M. R. Şirin [31 Ağustos 2003 Pazar]

20 sene olmuştur. Adını duyduğum günü gayet iyi hatırlıyorum; İstanbul Radyosu bugünden çok daha popülerdi ve gidip tanışmam için bana ismi verilmişti. Hangi gün cesaretimi toplayabildim, unuttum; ama merdivenler ve kapının kenarlarında nöbet tutan fiyakalı askerler, ve o kocaman kapı hatırımda… {*} Şimdi tanıdığınız (o zamanlar hiç bilinmeyen) çok kişiyi ben ilk defa onun ağzından […]

3 mins read

Dost; sen gibi… [28 Ağustos 2003 Perşembe]

Ekmeği ikiye böldükten sonra, eşitliğinden emin olarak ortaya koyabiliyor musun… Ve açıkça, net olarak diyebiliyor musun; Al, canının istediğin parçayı!.. {*} Emeği, ve sana ait zamanları döktükten sonra bir insanın üstüne… Gördüğünde, karşındaki dudağın kıyısında kıymet bilmez bir tebessüm, asıl o zaman ne yapıyorsun?.. Artık geçmiş olan zamanlara bakıııp, bakıp ardında; ne diyor… Ne düşünüyorsun?.. […]

2 mins read