Bastonla kulak kaşınmaz [13 Kasım 2005 Pazar]

Sen, varsan; yaptıkların var… Ve, makas var; makasın yaptıkları var… Bıçak var; ve yaptıkları var… Çekiç var; ve yaptıkları var… Testere var; yaptıklarıyla birlikte… Ve çivi var; çivinin yaptıkları da var… Balta var; yaptıklarıyla beraber… Kazma var; yaptıkları var… Kürek var; ve yaptıkları var… Çapa var; ve yaptıkları var… Kova var; yaptıkları var… Hortum var; […]

2 mins read

Tek el çok ayak [11 Kasım 2005 Cuma]

Dizginleri-iplerin ucunu tutması gerekenlerden bazıları; basit urgan ve kalın halatları bile kendi tek elleriyle tutmaya çalışırsa ne olur, diyerek açmıştık ya konuyu… Hadi devam edelim: ….. Biliyor musunuz; herkes, kendi tepesindeki kimsenin tavrına bakıyor ve gelecek işte buna göre şekilleniyor! {*} Masalar hayal edin şimdi; kurulmuş işyeri/işler yerine… ….. Bacaklar üzerinde yükselmiş olan bazı masa […]

2 mins read

Tek el [10 Kasım 2005 Perşembe]

Bir sürücü düşünün; Gözü yolda olacak ki istikametini şaşırmasın… Herkes uyurken o uyuklamayacak ki bir kazaya sebep olmasın… Çukurlara düşmeyip virajları uygun bir süratte alacak ki yolcuları sarsmasın… Kolonya, su, kek, çay ve kahve servislerini aksatmadan yapacak ki insanlar aç susuz kalmasın… Arzu edenlere yastık, gazete, nane, sakız, şeker, safra torbası vesaire dağıtacak ki herkesin […]

3 mins read

Solucan [06 Kasım 2005 Pazar]

Sevgilimsin; Anlamadığın biçimde! ….. Adını yazsam; kâğıt tutuşur… ….. Ama, benimsin! Hissedersin bunu. Hem de hissetmezsin… Bilirsin bunu, hem de bilmezsin… Anlar gibi olur, ama,,, anlayamazsın! {*} Tombul bir solucan gibi bulursun beni, önünde… Sevinirsin! “Bu, benimdir. Benim için inmiş yukarıdan önüme” dersin. Bilerek beni başkalarının da gördüğünü, ama bilmezden gelerek… Dersin ki; “Bu, benimdir… […]

2 mins read

‘Pâk’istan [04 Kasım 2005 Cuma]

Pak: Temiz… Pak: Lekesiz, hilesiz, ayıp ve noksanı olmayan. Pak: Mübarek, aziz… {*} Kan… Ve ter… Ve gözyaşı… Ve bir oruç ayında edilen dualarla yıkanıp, inşallah pâk olan şehirler… {*} Rahmet yağarsa her gün ve her gece… Ve süzülürse usulca, yenisi yağsın diye; Toz mu kalır üstünde?.. {*} Pâk olmak; arınıp temizlenmek, yıkanmak kirlerden, boşalıp […]

2 mins read

Harika olan… [03 Kasım 2005 Perşembe]

Bayramınız mübarek olsun… Gönlünüz dert görmesin… Dünyada mutlu olun, ama dünyadaki yolculuğunuz bittiği gün daha da mutlu olun… Dönülmez kapıdan geçerek, o en özlediğiniz kucağa düştüğünüz zaman; bir gökkuşağı kalsın ardınızdan; …ve gülümsesin insanlar! İnşallah… {*} Bayramınız mübarek olsun… İnanın, her biriniz tek tek; harikasınız… Bu bayram günü, işte bunun hikâyesini anlatacağım size… Bir gün […]

3 mins read

Sevgi bayramdır [30 Ekim 2005 Pazar]

(…ve bayram sevgidir…) Sevildiği zaman neler değişiyor insanda? Ve sevdiği zaman; …içinde neler oluyor?.. {*} Sevgi, bir tohumdur… Sen, toprak ol! {*} Biliyor musun; Belki de yeşermiş tohumlar olmadığı için, yağmıyordur çöllere yağmur! {*} Rahmet; merhamettir… Sevenlerin üstüne! {*} Sevildiği zaman, acaba neler değişiyor insanda? Veya, acaba neler oluyor insanın içinde sevdiği zaman; ki bunca […]

1 min read

Denizatı [28 Ekim 2005 Cuma]

Saat kaç, bilmiyorum… Kepenkte sıkışan farenin çabasından zordur çoğu zaman; kirpiğinin dibindeki delikten dünyaya sızmak! Dünya… Hangisi büyük? İçindeki mi, dışındaki mi? {*} Hem yazının kahrını çekeceksin, hem de bütün hallerin herkes gibi olacak! Bu, nasıl olacak? Yani aklına bir cümle gelecek ve sen gözünü açmayacaksın, sıcacık yatağından çıkmayacaksın, belki titreyerek klavyenin/kâğıdın başına oturmayacaksın; Saat […]

2 mins read

Doğduğum gün [27 Ekim 2005 Perşembe]

(Yirmi altı Ekim’e…) Dünya; bir gölge tiyatrosu! İnsan ise; ışığın önünde durarak, silüetini perdeye düşüren deri parçası… {*} Büyüyen; çocuklardır, güle oynaya… Hâlbuki büyümek; geçen her günde, küçüldüğünü hissetmektir! {*} Yeryüzüne serili gölgelerin kaçacak delik arama hâli gibidir; yükselen güneşin karşısında durmak… Yani ısındıkça hava ve biraz daha aydınlandıkça ortalık; …küçülüür, küçülür her gölge… {*} […]

1 min read

Dua [23 Ekim 2005 Pazar]

-Anne, bana da pilav verir misin?.. -Babacığım, servis amca selam söyledi; bu ayki ödemeyi yapabilecek misiniz, dedi… -Bir jeton verir misiniz? -Bir şişe süt, on yumurta, iki ekmek, bir Türkiye Gazetesi lütfen… -Şu parayı şoföre uzatır mısınız?.. -Elma kaça? Hah, üstünde yazıyormuş; iki kilo tartıver!.. {*} -Sosisli sandviçime hardal koyar mısın? -Ayran da istiyorum! -Tatlılardan […]

2 mins read

Bir gün sen de [21 Ekim 2005 Cuma]

Bir gün sen de… Folluk bulamayan tavuklar gibi dört dönersin bahçelerde; İçinde, dökemediğin acılar! {*} Bir gün sen de… Kalemlerin yazmazıyla ve kağıtların yazılmazıyla cebelleşirsin; ..kan ter içinde kaldığın kâbuslarındaki gibi! {*} Merak ederim… Kafasını yan yan çevirip bakan sarı civcivler gibi saf saf bakarım yarınlardaki halceğizine; ..bugünden! ….. Bir gün, senin de; düğmesine bastığın […]

1 min read

Gülümsemek, ve… [20 Ekim 2005 Perşembe]

Biri geldi… Topladığı gazoz kapaklarından; onlardan kendisinde ne kadar çok olduğundan, onların dayanılmaz güzelliğinden; onları kazanmak için nasıl uğraştığından ve onları biriktirmek için ne kadar zamanda ne çok fedakârlıklar yaptığından bahsetti… Yorum yapmadan; …gülümsedi o! {*} Biri geldi… Şişkin cepleri şıngır şıngırdı… Ellerini daldırıp, misketlerinden birer avuç çıkardı ve bunların hepsini kendisinin üttüğünü söyledi… Sonra […]

3 mins read

Gülümsemek, ve… [20 Ekim 2005 Perşembe]

Biri geldi… Topladığı gazoz kapaklarından; onlardan kendisinde ne kadar çok olduğundan, onların dayanılmaz güzelliğinden; onları kazanmak için nasıl uğraştığından ve onları biriktirmek için ne kadar zamanda ne çok fedakârlıklar yaptığından bahsetti… Yorum yapmadan; …gülümsedi o! {*} Biri geldi… Şişkin cepleri şıngır şıngırdı… Ellerini daldırıp, misketlerinden birer avuç çıkardı ve bunların hepsini kendisinin üttüğünü söyledi… Sonra […]

3 mins read

Kolay [16 Ekim 2005 Pazar]

Bir gün, karşı köyden birisi, kasabaya giderken asmalı kahveye uğramış. Çay söylemişler, sohbete başlamışlar. Lafın arasında adam demiş ki dedeme: -Bana bir tavsiyede bulun, onu yapayım… Hiç düşünmeden; -Din adamı ol, demiş dedem… Bu laf, herkesten ziyade soruyu soran adamı şaşırtmış. Kekeleyerek; -B, ben mi, demiş. Bana mı söyledin? -Tabii ki sen, demiş ona cevap […]

4 mins read

Voleybol nasıl oynanır [14 Ekim 2005 Cuma]

(Voleybol sevme işidir..) Bizler, aslında sisler içindeydik; pek kural bilmiyorduk. Yürüyeceksek çok kestirme yollar, çizeceksek dümdüz çizgiler vardı önümüze… Oyunu da, oyunculuğu da; ne öğrendiysek, ne anladıysak, hep sonradan öğrendik, anlamaya çalıştık! ….. Her şey gibi, voleybol oynamanın da ilk kuralı neydi, biliyor musunuz?.. Sevmek… Çünkü sevmeyen, kolay kolay başaramaz! Seven ise başarmanın bir yolunu […]

2 mins read

Yüzonyedi [13 Ekim 2005 Perşembe]

Bizler; Yankılı kayalar gibiyiz! Bak, nasıl ses verdik, sen ordan seslenince… {*} …..YÜZONSEKİZ Sen bana, ve ben de sana; Ya parlayan güneş, veya patlamış bir fırtınayız!.. Sen benden ve ben de senden kaçamayız bir çatı altına veya bir duvar ardına… ….. Sen; eğer kışım olduysan benim, kaşım bile geremez bacağını gözümün üstüne, bilir varlığının dahi […]

2 mins read

Önce sev, sonra öğren, öyle söyle… [09 Ekim 2005 Pazar]

(Dün sabah; gazeteci, tarihçi, emekli albay İsmail Yağcı beyin hiç kaçırmamaya çalıştığım sabah programını zevkle, öğrenmeye çalışarak seyrederken eskilere gittim…) ….. Büyük Okyanus sahilinden gelme bir Amerikalı, Bavyera bölgesinden bir Alman, biri İngiltere’de yaşayan iki Hindistanlı, lokantalar zincirine sahip bir Japon çift, karısı Hristiyan bir Müslüman Malezyalı, ve bizler… Uzun bir masanın etrafında yemek yerken […]

3 mins read

Reçete [07 Ekim 2005 Cuma]

Yosun yaprağına sarılmış… Veya çiğ balık parçalarıyla süslenmiş, sirkeli pirinç topakçığı çekiyor mu canınız? Hani suşi diyorlar adına… Aa!.. Hiç mi yemediniz? Lama haşlaması yemeyi özlediniz mi peki?.. Tadını mı bilmiyorsunuz? Çekirdek gibi kavrulmuş bir tabak çekirge koysalar önünüze, ne dersiniz?.. {*} Bunları şimdi birileri tavsiye ediyorken birilerine, siz; öylesine, uzaktan mı bakıyorsunuz? Bilemiyor musunuz […]

2 mins read

Dağları getir bana yapraklar dökülmeden [06 Ekim 2005 Perşembe]

Büyük… Büyük bi’şeyler hep vardı, ve hep olacak. Çünkü insan, içine üflendikçe büyüyen balonlar gibi; hayalleriyle büyüyor! Öyleyse, dağları istiyorum senden! Üşenme, dağları getir bana; Yapraklarını dökmeden! {*} Diyorum ki; ben kimim de senden dağları isteyeceğim? Hem de ağaçlarıyla birlikte, hem de ağaçlarının yapraklarıyla birlikte ve hem de yapraklarının içinde ötüşen kuşlarıyla, dallarının arasında sıçrayan […]

2 mins read

Bereketin formülü [02 Ekim 2005 Pazar]

1930’da doğmuş ve 1945 yılına kadar Van şehrinin dışına çıkmamış, tren bile görmemiş olan bir radyo tamircisinin hikâyesi… Ve 50 yaşında İstanbul’a ikinci defa geldiğinde küçük bir iş kurmasıyla başlayan hayatının ikinci bölümü… Hep yazmaktan bahsederiz… İşte, aşağıdaki satırlar; “yaşadıklarını yazmış” bir tecrübe sahibinin “Bereketin Formülü” isimli kitabındaki önsözden alınma… Mehmet Kuralkan ismini belki hatırlamayacaksınız. […]

3 mins read