2007
Kumaş [04 Mayıs 2007 Cuma]
Dikilmemek acıların önünde; dikilmek içindir, bir gün… Ama daha önce, kesilmek için! {*} Serilmek yere böyle sessiz sedasız; sınanmasıdır sabrının… Üstünde kuru sabun çizgileri ve bir makas; cenaze üstündeki bıçak gibi! {*} Ölçülürken, çizilirken bilirsin ve hatta dokunurken… Doğmuş isen bilirsin ya öleceğini… Bilirsin kumaş isen; kesileceğini! {*} Sen, kıyafet değilsin; böyle henüz bir topta […]
İnek [03 Mayıs 2007 Perşembe]
İnek, mahkûmdur üretmeye… Hatta “üretmeme” gibi bir lükse sahipse, o zaten “inek” değildir! {*} Süt üretmeye mecburdur bir ineğin metabolizması. Ne yese, bünyesine ne girse süt olur… Süt ise; şifa olur… Fakat onun vücudundan “çıkarsa” şifa olur, yani girerse boğazlara… {*} Peki ya çıkamazsa?.. İneğin, her aldığını süte çeviren vücudu; yaptığı sütü kendi dışına çıkaramazsa? […]
Resm-i Kadem-i Saadet [29 Nisan 2007 Pazar]
(Peygamberimizin Ayak İzi) Sirkeci Garı’yla Yenicami, ve iskelelerle Büyük Postane çizgilerinin kesişme noktasında, herkesin bildiği halde bilmediği “gizli” bir mekân var… Birazdan Üsküdar’dan vapurla Eminönü’ne geçeceğim ve gönlümde yatan bu “Hazine Sandığını” size göstereceğim… Bu bölgeden günde milyonun üstünde insan geçer… Mümkün olsa, her geçeni tutup; “şu pencerenin arkasında ne olduğunu biliyor musun” diye soracağım!.. […]
İstanbul’da kimler yaşar [27 Nisan 2007 Cuma]
Bu zamana kadar kim bilir kaç yazıya konu olmuştur İstanbul? Varsın, bir yazı daha İstanbullu olsun! Olsun ki, biz de soralım: İstanbullu yazılar en çok hangi şehirde yazılmıştır? Sormaya da devam edelim: En çok yazan insanımız nerededir? Peki, en çok yazmayan nerededir? Okuyan insanlar en çok İstanbul’dadır, evet. Okumayan insanlar da İstanbul’dadır… {*} En çok […]
Milli tören [26 Nisan 2007 Perşembe]
Her sene rüzgâr eser, bulutlar koşuşur, yağmur çiselerdi. Bu defa öyle olmadı. Hava pırıl pırıldı. Anneler ve babalar renk renk elbiseler giymiş çocuklarıyla birlikte okul yolundaydılar. Ben de duvarında “T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul ….. İlköğretim Okulu” yazan bir binanın bahçesindeydim. {*} Göndere bayrağımız çekilmiş, dalgalanıyordu. Az önce herkes hep bir ağızdan İstiklal Marşımızı söylemişti, […]
Kuyudan gelen [22 Nisan 2007 Pazar]
1790-1869 yılları arasında yaşamış, doğu seyahatleriyle Müslümanları yakından tanımış Lamartine “Türkiye Tarihi” (Histoire de la Turquie) adlı eserinde, Sevgili Peygamberimizi anlatırken diyor ki: “Tarihte kim Muhammed ile karşılaştırılabilir? En meşhur insanlar, sadece ordular, kânunlar ve imparatorluklar meydana getirmişlerdir. Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka bir şey kurmamıştır onlar. Fakat O, yalnızca orduları, […]
Alçı [20 Nisan 2007 Cuma]
(Yeni yazmaya başlayan bir dosta mektup) ………. Yazan kimse, okuyanının zihninde ister istemez “şekil” alıyor… Ve genellikle bu şekil, alçı gibi donuyor… Alçı kırılırsa; suyla karışsa bile yeniden hamur olmuyor, yeni şekiller için… Kırılmışsa, o artık; alçıdan bir heykelin parçasıdır sadece! Ya terk ediliyor bütün verecekleriyle birlikte… Veya çook nadir olarak, yapıştırılıyor kırık yerlerinden; ama […]
Dilerim ki çok olsun hayal kırıklıkların [19 Nisan 2007 Perşembe]
Size bir şey sormak istiyorum, demişti… Hayalleriniz mi çok, yoksa hayal kırıklıklarınız mı? Ben de sana bir şey sorayım, dedim… Denizdekiler mi çok, yoksa kaçırdığın balıklar mı? {*} Denizde, kaç balık olur? Ama oltan, bir tanedir! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin miktar sınırlıdır… Oltan bir tanedir; Ama deniz balık doludur! Yani, sayısız balık arasından yakalayabileceğin […]
Yan koltuktaki yolcu [15 Nisan 2007 Pazar]
(Reha bey benim dostumdur. Şimdi uzakta olsak bile hiçbir kandili sektirmez, bayram veya milli günlerde ilk onun mesajı gelir telefonlarımıza. Sabah baktım ki kendisine gelen bir postayı aktarmış bana ve diğer dostlarına. Teşekkürler Reha Kaleli; ben de senin adına okunmaya açıyorum bu ibretlik hikayeyi…) ………. Gerçekten yaşandığını, söyleyerek başlıyor hikâye ve şöyle devam ediyor: Bu […]
Huzurlu olmanın 100 yolu -2- [13 Nisan 2007 Cuma]
Huzur zenginlik değil, şöhret değil, güzellik değil, sağlık değil… Huzur başka bir şey, demiştik ya dünkü yazımızda… Huzurlu olabilmek için yapılmış olan listeye devam edelim bu gün de: {*} 51- Bugününüzü “son gününüzmüş” gibi yaşayın. Öyle olabilir!.. 52- Kendi iç dünyanız için zaman ayırın… 53- Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın… 54- Kendi işinize bakın, kendinizi […]
Huzurlu olmanın 100 yolu -1- [12 Nisan 2007 Perşembe]
Bir insan sağlıklı olabilir ama huzurlu olmayabilir… Yine bir insan zengin olabilir, başarılı olabilir, uzun, yakışıklı, bakımlı, güzel ve “artı değer” kabul edilen ne kadar özellik varsa hepsine sahip olabilir, ama huzurlu olmayabilir… Huzur başka şey… Tanımı, tarifi başka ve her zaman aranmış huzur. Bulunmuş mu peki? Kim bilir! Birileri de çıkmış, günümüz insanı için […]
İkinci Lâle Devri [08 Nisan 2007 Pazar]
(İçinde bulunduğumuz Nisan ayını düşünerek, bir önceki Nisan ayında şunu yazmıştık…) ………. Bizden sonra doğanların çoğu bilmiyor; bir mahallede on beş gün suların akmaması ne demektir… Günde üç defa elektriklerin kesilmesi ne demektir… Vücudunun en azından yarısını sokamadığın tek otobüs sensiz giderse o gün işe gidememek ne demektir… Telefon almak için kayıt yapıldığı gün doğan […]
Kalbini yokla… [06 Nisan 2007 Cuma]
Dünyayı çirkin buluyorsan; kalbini yokla…” Şimdi bahsedeceğim konu, bir tahsil değil; “kültür” irtifaıdır… Kendi toprağındaki kılcal köklerden alınmış bir eğitimdir… Hatta, ihanet ile samimiyetin yol ayrımıdır! {*} Ömer” der, anlatır bazısı… Kimdir Ömer? Ömercik midir, Turist Ömer mi, belli değil… “Osman” der, “Ali” der. Kimdir bu isimler; ne yapmışlar veya kimlerdendirler, anlayamayız… Dinleyenler mi anlamamaktadır, […]
Pratik bilgiler [05 Nisan 2007 Perşembe]
Caddeleri herkes bilir. Trafik de buralardan akar. Ama o mahallenin çocuğu bir göz kırparak “düş peşime” der ve iki dakika sonra seni aralardan-maralardan varacağın yere çıkarır… Pratik bilgiler işte böyle kestirme sokaklara benzer. Daha kolay, daha zahmetsiz sonuçlar almamıza yarar… {*} Çoğunuzun haberi yoktur şimdi “Yasemin’in Tenceresi”nden… Fiyatını bilmiyorum ama koskocaman bir kitap. “Seyyahıfakir Muammer […]
Altın ocağı [01 Nisan 2007 Pazar]
Her zaman edebiyattan, yazarlardan, yayıncılardan, kitaplardan, okumaktan filan bahsediyoruz, ama işin bir diğer boyutu eksik kalıyor… Az sonra siz de bana hak vereceksiniz… Halbuki asıl okuma mücadelesini onlar veriyorlar: Azerbaycan’dan, Türkmenistan’dan, Özbekistan’dan, Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan, Çeçenistan’dan, Doğu Türkistan’dan, Afganistan’dan ve adı hatırıma gelmeyen pek çok ülkeden… Ayrıca yurdumuzun her il veya ilçesinden, okumak için yollara düşen […]
Biz, okuyan milletiz [30 Mart 2007 Cuma]
Başımıza sarılan en büyük oyunlardan biri de “OKUMUYORUZ” yalanıdır, demiştik ya dün… Bütün istatistikler gösteriyor ki; insan kendisine ısrarla söyleneni öğreniyor. Acizlik öğreniliyor, hiçlik, cahillik ve bütün ikinci sınıf duygular öğreniliyor, öğretiliyor… Okumadığımız da, bize ÖĞRETİLDİ!.. Ve maalesef düştük bu tuzağa! {*} Anlaşılmaz, uydurma dillerle yazılmış, bize aykırı gelen, bizi aşağılayan kitapların sahiplerine büyük ödüller […]
Biz, okuyan milletiz [29 Mart 2007 Perşembe]
Tuzakların, bini bir para… Hepsi de sinsi, hepsi de gizli… Ve uzak noktalara güdümlü füzeler gibi! Her kesişte üç beş filiz veren ormanların köküne zehir dökmek; tamamen bir batı taktiğidir! Bekleyin; “okuyan bir millet” olduğumuzu anlatacağım… {*} Kıtalar fatihi pehlivanlarımız vardı… Cankurtaran sandalını tutan parmakları kesilince, Koca Yusuf okyanusa gömüldü… Ama, ardından gelenlerin inancı-güveni zehirlendi… […]
Bir bilene soralım [25 Mart 2007 Pazar]
(Çocukların neden, büyüklerinden daha akıllı olduklarını biliyorsunuz, değil mi?) Aklın işi; kendi için iyi ve güzel olanı bulmaktır… Peki nedir bunun en kolay yolu?.. Bilen birine sormaktır. Ama “bilen” birine! {*} Çocuklar çoğu büyükten akıllıdır, dedik ya. Ben gerçekten inanıyorum buna; çünkü akıllı kimselerin yaptığını “çocuklar” yapıyor. Bilmiyorsa bir şeyi, bulup adamını, soruyor: -Amca, tuvalet […]
Okul kitaplarında yazmayan bilgileri çocuklara kim öğretecek? [23 Mart 2007 Cuma]
Sen çok akıllı, bilgili bir çocuktun, biliyorum… Fakat ya ailen de senin her şeyi bildiğine inansaydı, neler olurdu? ….. Ürperiyor musun bu ihtimali düşündüğün zaman, korkudan terliyor musun?.. {*} Sen öyle akıllı bir çocuktun ki; her şeyi bildiğini bilirdin… Buna rağmen ailen, birer birer ve sabırla “bildiğini bildiğin” her şeyi tekrar öğretti sana! Hâlbuki “bilmiyorum” […]
Asmalı teras [22 Mart 2007 Perşembe]
Otağtepe’ye dönen ince asfaltın iki yanı toprak olduğu halde, yağmur yağsa bile çamur olmazdı. Çünkü ellenmeyen yerleri sık bir çimen sarar ve yaşı yüzün çok üzerindeki çam ağaçlarının iğne yaprakları mevsimi geldikçe dökülür, yüzey toprağını sıkılaştırır ve sanki; çiseden bile çamur olmak ayıptır, derdi… Saatte bir veya iki tane minibüs gelirdi buraya. Hisar Camisi’ne dönen […]
