2007
Dehşetli çözülme [18 Mart 2007 Pazar]
(..Çoğu insan, tehlikenin; buzların çözülmesi olduğunu zannediyor, çok yazık!..) ………. Bir çocuk çöplükteki ara bezlerini emer mi, veya yenemez haldeki kuru ekmekleri kemirir mi?.. Tabii ki yapar bunları; onu şehir çöplüğünün ortasına atarsan ve yolunu kaybetmesine göz yumarsan… Çünkü açlık ve susuzluğun önünde durulmaz. Açlık çöp yedirir, pislik yutturur insana; susuzluk, deniz suyunu bile içirir… […]
Hüdâyî yolu [16 Mart 2007 Cuma]
(Dünden devam) Dünkü yazımızın özeti şuydu: Büyük velilerden Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin, yüz yıllar önce… Şimşek, yağmur, fırtınalı, gayet korkulu bir günde… Talebeleriyle birlikte Üsküdar’dan kayığa binerek karşıya geçmesi… Bu dehşetli yolculuk sırasında, azgın denizin; bulundukları kayığın her yönünden birer boy mesafeye gelince sakinleşip durulması, onlara koridor gibi bir yol, geçit açması… Sultan Ahmed Han’ın […]
Hüdâyî Yolu [15 Mart 2007 Perşembe]
1541 yılında doğan büyük veli Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri talebe yetiştirmek için çok gayret etti. Dergâhı Üsküdar’dadır. Osmanlı Padişahlarından 3. Murad Han, 2. Mehmed Han, 1. Ahmed Han, 2. Osman Han ve 4. Murad Han’lar da sohbetine gelenler arasındaydı. Sultan Ahmed Han, yaptıracağı büyük caminin temelini atmak için; son derece bağlı olduğu hocası Aziz Mahmud […]
Meslek ve kazanmak [11 Mart 2007 Pazar]
Çok meslek var. Her mesleğin uğraşanı, uğraşmayanı var; anlayanı, anlamayanı var; sevdalısı, umursamayanı var… {*} Çok meslek var. Her mesleğin sahipleri işine ömür verir; bir şeyler üretir, bir şeyler çıkarır… Kimisi denizi kulaçlar, balık çıkarır… Kimisi toprağı deşeler, patates çıkarır… Kimisi kayaları oyar, kömür çıkarır… Kimi de yerin dibine iner, altın çıkarır… {*} Çok meslek […]
Renk aşkı [09 Mart 2007 Cuma]
(Okuyanlardan bir kısmı, bu yazıyı belki on sene sonra anlayacaklar. Aslında şu anda anlaşılması lazım, hatta on sene önce anlaşılması lazımdı!..) ….. Her insan farklı düşünür. Birbirinden ayrı düşünen bunca insan, bir gün aynı renk formalar, kıyafetler giyerek, aynı stadın önünde toplanmaya başlarlar, ellerinde bayraklar… İki saate öncesine kadar biri birlerinin varlığından bile habersiz olan […]
Pembe [08 Mart 2007 Perşembe]
Sana sormazsam kime sorarım, sen bilmezsen kim bilir? Hadi, ne olur söyle bana; pembenin dibi tutmuşuna mı denirdi kırmızı? Gül kırmızılar yanık mı kokardı? {*} Pembe bir gül… Aşka düştü; ..kor oldu! ….. Bana da bu kırmızı çok yakıştı! {*} Önce, istedim ki; seni hiç kimse sevmesin… Sonra istedim ki; sadece ben seveyim… Ardından, yalnızca […]
Köprü [04 Mart 2007 Pazar]
Su, akar; İki yamacın arasından… {*} Akan suyun şu yanında, koca bir dağ yükselir; Bir dağ ise öte yanında… {*} Su; “şimdi”dir… Gürül gürüldür bazen, bazen şırıl şırıldır; berraktır kimi zaman veya bulanık, çamurludur. Fakat gerçeğidir şimdiki zamanın, şimdinin… Duymakta olduğun ses “şu an”dır! Elini soksan, ıslatacak; düşsen, seni sürükleyecek olandır su… Yani, su; şimdiki […]
Bir balık daha [02 Mart 2007 Cuma]
Gürül gürül suyun sesini duymuyorsa şu millet, aldırma… Onlar, sığanmış paçalarına bakıyor senin; sen yakalayacağın balıkları görüyorsun… Dilinde “ahh”lar: Bir gün kaç kişi yiyecek balıklarımı, kim bilir!.. ….. Bunları senden başka kim anlar? Bazıları, gözlerinin gördüğüne bakar; Gördüklerine sevinirler… Bazıları gördüklerine de sevinir, görebildikleri için de sevinir… {*} Aslında göz görmez ki; gören beyindir… Yani, […]
Farklılıklar [01 Mart 2007 Perşembe]
Herkesin iştahla karnını doyurduğu lokantada bir genç adam görmüştüm; tedirgin… Aşçıyla konuşuyor, yemek seçmeye çalışıyordu… Sonra aynı masaya oturduk. Hastaymış… Daha doğrusu ekmek yerse hasta oluyormuş. Ve bulgur yerse ve makarna yerse ve içine un katılmış çorba, yemek, kek yerse… Ağzınıza giren tahıl miktarı kadar (sanki) böcek ilacıyla zehirlendiğinizi hayal edebilir misiniz? Yarım ekmek arası […]
‘Kızılelma’ya kadar güreşmek! [25 Şubat 2007 Pazar]
Ya ‘Kızılelma’yı kovalayacaksın… Veya paçaları çekip, bostanda kabak büyütecek, ağaçta ceviz taşlayacaksın!.. {*} Kızılelma; çok manalara gelir, öyle iki kelimeye sığmaz. Ucundan kenarından biraz öğrenmek lazım! Kızılelma; ağacın en tepe noktasındadır! Kavuşmak zordur… Tehlikelidir. Fakat en kırmızısı odur, en lezzetlisi ve en mutlu edicisi… {*} Kızılelma; ağaç altında oturup, ilk kurtlanan meyveyi bekleyenlerin ağzına düşmez! […]
Sürü sürmek! [23 Şubat 2007 Cuma]
Yüz bin tane kara cahil mi çoktur; yoksa okuyup yazan yüz kişi mi? {*} Sürüler zor yürür. Onları harekete geçirmek zahmetlidir ama, yürüdükleri zaman da büyük bir güç olurlar. Önlerine çıkmak tehlikelidir. Sürüleri durdurmak ise, yürütmekten de zordur; Ezerler insanı! O yüzden, sakin sürüleri, usul usul; “kendi götürmek istedikleri yöne doğru” hareket ettirmeye çalışır, işi […]
Beni beğenmiyor musun? [22 Şubat 2007 Perşembe]
Misal veriyorum: Birine “göz önünde burnunu karıştırma” desen, der ki; “Yoksa beni beğenmiyor musun?..” Ardından da kendisinin ne kadar iyi biri olduğunu, ne güzel işler yaptığını, ne soylu bir aileden geldiğini saymaya başlar diliyle veya zihniyle!.. Sen olsan ne cevap verirsin şimdi buna? Veya “oldun” işte, haydi cevap ver!.. {*} Şu an sırası mı yaptığın […]
Üçüncü Yeni [18 Şubat 2007 Pazar]
Tarihî bir yazı yazacağım, iyi dinleyin! Hatice, benim “adamım”dır, gece aradı. “Biliyorsun, Sefa Beyle kafalarımız uydu, sitede yazıp duruyoruz” dedi. Biliyordum haliyle. “Yeni bir fikrimiz var, dedi. Üçüncü Yeni şiir akımı…” {*} Şiir’in “şiyir” olmadığını dahi bilmeyen bazı mahlûkatın, şiir konusunda “özellikle” söz sahibi sayılmaları, sanatın bileğine atılmış jiletlerden biri! Hiçbir iş yapamayan adamların, kendilerini […]
Sabır [16 Şubat 2007 Cuma]
Dedem anlattıklarını hikâyeler şeklinde anlatırdı hep… Bazen geç saatlere kadar sürerdi bu fasıl. Ama ben de sonuna kadar hatırlardım anlattıklarını; bunun için şaşardım kendime… Öyle ki; herkesin uykusunun geldiğini görür, yine dinlerdim… Bir gün bunu konuşmuştuk annemle. -Aslında sen öyle zannediyorsun, demişti. Bunu yapan dedendi!.. Şaşırmıştım. Anlamaz gözlerle baktım yüzüne. O devam etti: -Senin saçlarını […]
Dünyanın yedi harikası!.. [15 Şubat 2007 Perşembe]
Dünyanın yedi harikasını herkes sayar… Siz de sayarsınız… Na’şukadar çocukken, okula giden abla ve abilerden öğrenip bilmiş bilmiş sayardım ben de: -Çinlilerin Türk akınlarını durdurmak için yaptığı, Ay’dan bile görünecek büyüklükteki duvar, Çin Seddi… Mısır’daki piramitler… Babil’in asma bahçeleri… Asılmış bahçeler hayal ederdim önceleri. Sonra boşluğa asılı değil de üzüm asmasıdır, diye düşünmeye başladım. Daha […]
Karşı saha [11 Şubat 2007 Pazar]
Surlar, şarap fıçısının tahtaları gibi çevrelemişti Bizans’ı… Osmanlı, bir kıvılcım gibi gelip dokununca dinamit sandığına; sanılanın aksine, infilakıyla sarsıldı dünya Bizans’ın… Sene 1453’tü… Çanakkale; “Her birimizin göğsünde bir gülle sönse bile İstanbul’a tek kıvılcım düşmesin” duasının savaşıydı… Yahut “İstanbul’u savunacak âdemoğlu kalmasın” taktiği! Sene 1917… İstanbul sokaklarında İngiliz askerleri geziyordu. Bazı evlerde büyük sömürgecinin, bazı […]
İnsanın yazısı [09 Şubat 2007 Cuma]
Gel bakalım şu mindere! Gidip dedemin yanına oturdum. Çünkü bir şeyler anlatacağını anlamıştım… Az evvel önüne konan kahveden bir yudum aldıktan sonra dedi ki: – Şimdi sana bir masal anlatacağım, fakat senden önce başkaları anlayacak! Bu söz benim için önemli değildi. Dedem masal anlatsın da, kim ne anlarsa anlasın!.. Ben onun anlattıklarını severdim tabii ki, […]
Kimsesizliğime düştün [8 Şubat 2007 Perşembe]
Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler… Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının… Sen; {*} Durgunluğuma düştün… Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi. {*} Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde!.. Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar gibi iç […]
Hak edilmemiş yalnızlıklar [04 Şubat 2007 Pazar]
Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?.. {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]
Aydede, yıldızlar ve gülümsemek [02 Şubat 2007 Cuma]
Olsun… Sevinirim! Pijamalarımı giydiğim zaman, aydedeyi görmeye çalışmam… Ve eğer görebilirsem; “onu bir kere daha görebildiğim için” sevinmem ile, kaç yaşımda olmamın ne alakası var?.. {*} Olsun… Üzülürüm!.. Artık “kayan yıldızların gerçekten birer yıldız olmadığını” öğrensem bile… {*} Üzülürüm; çünkü gökyüzünde gördüğüm herbir yıldız “BİRİ”dir benim için. Herbiri bir dostumdur, arkadaşımdır… Ailemdekilerden biridir, akrabalarımdır, komşularımdır… […]
