Ruhunuza Fatiha! [20 Mayıs 2012 Pazar]

Bu yazıyı iki gün önce yazıyorum hem de cuma saatine yakın. İşte şimdi tam zamanıdır, çağırıda bulunuyorum: Haydi bütün ölmüşlerinizin ve ölmüşlerimizin ruhlarına birer Fatiha okuyalım! Bilenler okusun, bilmeyenler öğrensin veya sadece “amiiin” desin… {*}{*}{*} Şimdi belki merak eden olmuştur bu Fatiha’ları neden okuttum sizlere? Cevabı açık: Sizler de öleceğiniz, yani hepimiz öleceğimiz için… “İyi […]

2 mins read

Aslında bütün kayıklar deliktir! [18 Mayıs 2012 Cuma]

Uzaktan bakanlar görmez veya konuyu bilmeyenlerin hiç aklına gelmez; fakat, bütün sandallar deliktir!.. Tam da şimdi bir “ekonomi” yazısı okumaya başladınız! {*}{*}{*} Sabahın sisi, pusu ve nemi arasından yol bulan güneş; Ayaklarını suya sokmuş… ve hem de bu bahar, birer gelin gibi beyaza bürünmüş Yeniköy yalıları üzerine, bir konfeti yağmuru gibi dökerken ışıklarını… Çubuklu’dan, Beykoz’un […]

2 mins read

Çünkü annem bedavaydı(!) [13 Mayıs 2012 Pazar]

Bir evlat şunu bilmeden yaşar: Onlar varken, ihtiyacı duyulmaz… Fakat bir de havasız kalan insana sor bakalım; nefes almak ne imiş?.. {*}{*}{*} Annelerin kıymetinin, bir gün anlaşılabileceğine inanmıyorum ben. Çünkü annelerimiz “olmadı” hiç… Bizler hiç “anne sahibi” olmadık; Bu duyguyu yaşamadık… Annelerin tamamı “evlat sahibi olmayı” hissetti; ama hiçbir evlat “anne sahibi olmayı” tanımadı!.. Hepimiz […]

2 mins read

Uyanmak [11 Mayıs 2012 Cuma]

  İkimiz de,,, rüyadaydık… İkimiz de rüyalarımızda her ikimizi de görüyorduk. Ve her ikimiz de, rüyada olduğumuzu biliyorduk… Rüya!.. Rüya; “uyanacağız” demekti… Halbuki bizler, bilerek uyanacağımızı; sanki “uyanmayacağız gibi” davranıyorduk… O, zengindi… Ben; fakîr!.. Neyi tutsa; altın olsun, diye tutardı ve sanırdım ki; her dokunduğu altın olacak… Kızardı benim; bu rüyanın sonuna kadar fakir kalma […]

2 mins read

Aşka kılıf aranmaz! [06 Mayıs 2012 Pazar]

Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*}{*}{*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]

1 min read

Dert de ne! [04 Mayıs 2012 Cuma]

         (İnsan, eski takvimlerin sabahlarındaki uyanışları özler mi?) Bir gün, uçurtma fark etti; Kendi ipini, bir elin tuttuğunu! ….. Yazı, burada bitti… {*}{*}{*} Yaz bitti… Kuvvetli esmeye başladı rüzgâr. İplerin sarılma, uçurtmaların aşağı inme zamanı geldi. Yani imtihan, yani sabır vakti!.. {*}{*}{*} -İnmem, dedi biri… ….. Savruldu gitti! {*}{*}{*} Birileriyse; eğdi boynunu… Çünkü fırtınalar geliyordu, […]

1 min read

Elması, görmek… [29 Nisan 2012 Pazar]

Ömrümün büyük kısmını “ressam bilinerek” geçirdim. Ve köşemiz başlamasaydı hep öyle gidecekti… Şimdi birkaç örnek vereceğim ki, bazı elmas parçaları nasıl toprak yığınlarına karışıyor… Yahut işin uzmanları, bir elmas pırıltısını nasıl hemen seçip ayırabiliyor, anlaşılsın diye. {*}{*}{*} İlkokuldaydık. Benim iyi resim çizdiğimi gören arkadaşlarım, başka sınıftaki bir çocuktan bahsetmişler, meraklanmıştım. Artık hep onu izliyordum: Her […]

2 mins read

Dolaşık raylar [27 Nisan 2012 Cuma]

İstasyon hüzün kokuyor. Hüzün; güzün kokuyor!.. Güz, sesin gibi titremede için için; Ve istasyon “susmayan bir gevezelikle” hüznü okuyor!.. Dokun bana; Gerçek olduğunu anlayayım. Sarıl bana; Gerçek olduğumu anlayayım… {*}{*}{*} Hani gözyaşın? Hani gülüşünün son kıvrımında ışıldayan gözünün rengindeki damla? Tebessümün mü ağlıyor; Yoksa gülen, gözyaşların mı?.. Burnumu sildim; sis kaçmıştı gözüme! Göz gözü görmez […]

1 min read

22 Nisan “Tuğra Günü”dür! Dağdan geçen gemiler [22 Nisan 2012 Pazar]

Türkler fethe, Rumlar da savunmaya hazırlanıyorlardı. Denize gerilen zincir de bunlardan biriydi fakat Sultan Mehmet, Haliç’e girmeye kararlıydı. Bunun hesabını ise çoktan yapmıştı… Yaklaşık on beş sene önce, henüz bir çocukken kırmızı kaplı defterine çizdiği hayalini şimdi gerçekleştirmenin zamanıydı. Küffar denize zincir çekmişse Mehmet Hân da gemilerine dağı aşırtırdı!.. Annesi; “imzaların neden çektiriye benziyor” diye […]

2 mins read

Tuğra Günü; 22 Nisan’dır! Şehzadenin tuğraları [20 Nisan 2012 Cuma]

Ne “tuğra”nın kutlanmaya ihtiyacı vardır, ne de Mehmet Han’ın… Öyleyse neden “Tuğra Günü’nü kutlayalım” diyoruz, biliyor musunuz? Çünkü doğru simgeler bizlere ışık olur, semboller insana yol gösterir. Ve belirlenmiş hedefler, dağları aşırtır!.. {*}{*}{*} Resimler çizilmiş, notlar yazılmış deftere bakıyordu Hüma Hatun. Sanki oğlunun gizli hayalleri vardı, kırmızı ciltli bu defterin sayfalarında… Bir yere gelince durdu. […]

2 mins read

Tuğra ve Dr. Ercan Mensiz [15 Nisan 2012 Pazar]

Türklere mahsus olan Tuğra bir özel isim, özel şekildir. Ne tuğra başka bir şeye benzer ne başka bir şey tuğraya… Hepsi birer sanat eseri olan tuğralar çekilirken, alışılmış şekil korunmuş ve aynı zamanda sultanın künyesi de bu alışılmış kalıbın içine indirilebilmiştir. Ve simgesel anlamı ile tuğralar, belgelerin sonunda değil başında yer almıştır. {*}{*}{*} Tuğra’nın aslı […]

2 mins read

Kovanında arılar… [13 Nisan 2012 Cuma]

Bazıları der ki; önce arıları bulalım sonra onlara göre kovan yaparız… Bu söz “kervan yolda düzülür” deyişine benzer, fakat yolda düzene sokan her kervanın “hangi yöne gittiği” bellidir!.. Arıları bulursun. Çağırırsın. Gelirler de… Fakat genellikle, bakarlar ve; bize uygun olmayan kovan, diye düşünürler. Bu bir kurulmuş cümle değildir, histir!.. Peki sonra? Havalanırlar, seni unuturlar, geri […]

2 mins read

Gidenler listesi… [08 Nisan 2012 Pazar]

Sence herkes haksızdı!.. Fakat her gidenin, en az bir haklılık payı vardı, farkında mısın? Bu gözle bakabilirsen; “senden gidenler listesi”nde kimlerin sıralandığını kendin hesapla! Artık sen, sadece “neden gittiler” sorusuna cevap düşün! İşin onları burada tutabilmekti, olmadı. Şimdi bu olanların “sebebini” bulamadıktan, “çareyi” bilemedikten sonra; kimin nereye, ne zaman veya nasıl yanlışlara gittiğini anlatıp durman […]

2 mins read

Nisan, yağmur ve insan… [06 Nisan 2012 Cuma]

Her sene bahsederim ya bu konudan. İşte yine zamanı geldi. Dünden beri Nisan yağmurları başladı. Tekrar hatırlayıp hatırlatmak lazım: Bereketli Nisan yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde “kullanılabilir demir” var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanabilmek için, yağmur gördüğünüzde dışarı çıkın ve mümkün olduğunca ıslanmaya […]

2 mins read

…ardından [01 Nisan 2012 Pazar]

(1) Tren kalktı!.. İstasyon booş, vakit; gece yarısı… Ben, “seni” kaçırmışım!.. ….. İçi bensiz trenlerin yolunda mı gözlerin?.. {*}{*}{*} (2) Bir siyah karpuz gibi kırıldı gece… Yarıldı içim; …sen sızdın!.. {*}{*}{*} (3) İhtiyar bir konağın, iki karanlık duvarı arasında sallanıp duran bir sarkaç gibi bıraktın beni; Boynumdan, zamana asıp!.. ….. Sallanıyorum… Saat dolabının camları içinde,,, […]

1 min read

Mayıncılık sektörü! [30 Mart 2012 Cuma]

Aklınıza gelir miydi; insanların nehirler gibi ve çoluk çocuğuyla aktığı fuarlarda, mesleği “mayıncılık” olan birilerinin ürünlerine bir gün bu kadar kolay ulaşacağı? Peki, nerede bulunuyor bu mayıncılar? Yayıncılık fuarlarında ve ellerinden kurtulmak, neredeyse imkânsız! {*}{*}{*} Eskiden, tehlikeli arazilerde kullanılanlara “mayın eşeği” denirdi. Allah bu hassa ile yaratmış, sanki melekler ayaklarını tutup güvenli noktalara bastırıyor gibi… […]

2 mins read

Frambuazlı Türkçe ivedisi! [25 Mart 2012 Pazar]

Öküze bile hep aynı seslensen yürümeyi, durmayı bilir de insan yavrusuna her gün başka söylediğinde bocalayıp ne yapacağını bilemiyor! Bizim kuşağı; “modern” ismi ve “kitap şekli” verilmiş öyle pis “bi’şeylerin” üstüne bastırdılar ki, kayıp yerlere kapandık! Adını duymadığı kelimelerle yazılmış ders kitaplarını gece okuyup sabah sınıfta anlatmaya çalışan öğretmenler yetiştirdi bizi. Köylerin ortasından geçen sınırlara […]

2 mins read

Deligüzeldir Beykoz… [23 Mart 2012 Cuma]

Saksı kadar İncirköy parkında büyüyen, lâle soğanı kadar bir çocuktum!.. Beykoz önünde; ta Selvi Burnu’ndan Burunbahçe’ye doğru yayılan denizi doldurdum ceplerime, denizi doldurdum koynuma, denizi doldurdum gözüme, gönlüme; ..kanmadım! Beykoz “gölü”nde yaşanan, öldürücü bir deniz susuzluğuydu benimkisi ama; ..ölmedim!.. {*}{*}{*} Bugün baharın başladığı gün, dediler. Dediler de, kelebekler bile benden önce duymuş bunu; çifter çifter […]

2 mins read

Armutlu’nun armutları, Kuzuluk’un koyunları! [18 Mart 2012 Pazar]

Nereden mi çıktı bu başlık? Aslında yıllardır hep yutkunuyordum. Sonunda; “yahu sen yazmazsan kim söyleyecek, her sivri sözü diyecek bir deli lazım” dedim. {*}{*}{*} En başından beri gözlüyorum. Bazılarında hep aynı hareket: Yıllık aidatlarını ödeyip devremülklerine giriyorlar, sonra hemen gözleri eksik/noksan aramaya başlıyor. Buluyorlar da ve hemen telefona sarılıyorlar: “Perde sökük, bardaklar farklı…” Problem bunların […]

2 mins read

Armutlu’da bir sabah [16 Mart 2012 Cuma]

Balkona çıktım. Bir “şarıltı” işittim. Dalgalar, geniş sahildeki taşları yuvarlıyorlardı: “Haarşşştakırtakırtakırsss…” Deniz, nefes alıyor, dedim! {*}{*}{*} Sabah, huzûra çıkan bir hizmektâr gibi; hep dikkatli, hep dakik. Her zaman işini bilir, hiçbir zaman gecikmez ve her gelişte, elinde o günün menüsü! Dün hava daha yüksek ve aydınlıktı. Herkes kendini dışarı atmıştı. Bugünse serin ve sanki gözleri […]

2 mins read