Stop Köşesi
Günaydın [25 Kasım 1999 Perşembe]
Günaydın Günaydın Günün, günaydınımla başlasın; Günaydın. {*}{*}{*} Pencerenden, günün aydınlığından önce dolsun günaydınım odana. Saçını günaydınım okşasın sevgiden parmaklarıyla, sonra alnını, yüzünün bir yanını… Günaydınım dolanıversin boynuna ve sarsın seni, öpsün seni, koklasın. Açılmamış bir goncanın üzerine konan kelebek gibi konsun dudağına; Günaydın. {*}{*}{*} Günaydınım gün boyu yoldaşın olsun senin, sırdaşın olsun… Ve arkadaşın olsun. […]
Kelebek olmayı seçmek [24 Kasım 1999 Çarşamba]
Kelebek olmayı seçmek Yırt dışına ördüğün ve değerli “denen” ne varsa… Yırt onları, parçala onları… Kurtul onlardan; Kelebeğim… {*}{*}{*} Veya, mahpus bir tırtıl olarak öl… Paha biçilmez duvarlarının içinde! {*}{*}{*} Yırt dışına ördüğün ve değerli bildiğin ne varsa… Çünkü, değerli olan; İnancını gezdiren sensin. Değerli olan; Kendinsin… {*}{*}{*} Milyarlarca böcek bir parça ipek uğruna “kurban” […]
Belki sırası değil ama, meraklısı için bir adet “KARA” MİZAH!.. [23 Kasım 1999 Salı]
Belki sırası değil ama, meraklısı için bir adet “KARA” MİZAH!.. Adama böyle çark ettirirler, Adapazarı’ndaki Çark Caddesi’ne çevirirler işte… Oh olsun sana “işi kara!..” {*}{*}{*} İstanbul’a depremi, İstanbulluya yıkımı-ölümü yakıştırmak?.. Adamın işte böyle anasından emdiğini burnundan getirirler de, televizyon ekranlarında; “Ben manyak mıyım” diye bağarttırırlar!.. {*}{*}{*} Profesör, profesööör; Çek şu fay hattını 25-30 kilometre daha […]
Psikolojik katliam [20 Kasım 1999 Cumartesi]
Psikolojik katliam Televizyonların ne halt etmeye “televizyon” olduklarını sormak pek çok kişi gibi benim de hakkım. Bu soruyu soruyorum diye şimdi insanlar “bana” soracaklar aynı soruyu. Hangi insanlar mı?.. Belli; televizyonlara, ne halt etmeye televizyon oldukları sorusunu (arayarak, faks çekerek, mektup yazarak, e-mail yollayarak) sormaya ürken-korkan-üşenen insanlar. Çünkü televizyonların karşısında “korkudan titremek” daha kolay!.. Uyanın, […]
İstanbul depremi! [19 Kasım 1999 Cuma]
İstanbul depremi! İstanbul’un kuzeyi ile güneyi arasında kuş uçumu 40-50 kilometre, hele Şile ile Silivri arasında gene kuş uçumu 120 kilometre mesafe var… Bahsedilen (Şarköy’e doğru uzayan) fay hattı ise İstanbul’un 15-20 kilometre güneyinden geçip Marmara’yı uzunlamasına çiziyor. Burda duralım şimdi… Gölcük, Adapazarı’na da Yalova’ya da yine kuş uçumu 40-50 kilometreydi. Düzce, tam altından iki […]
Panik yok [18 Kasım 1999 Perşembe]
Panik yok Pazartesi günü doktora varmak üzereyken bir mesaj geldi. Saat 17:39’da. Diyordu ki: “Telaşlandırmak istemem, ama Marmara Denizi ısınmış. Bazı hastaneler ve Avcılar boşaltılmış. Araştırın ve önleminizi alın!.. İyi akşamlar.” Yirmi dakika sonra, beni hakikaten sevdiğine inandığım bu kişi (Y.D.) tekrar mesaj yolladı: “50 saat içinde İstanbul’da yıkıcı deprem bekleniyormuş. Daha sağlam bir kaynaktan […]
Düzce -iki- [17 Kasım 1999 Çarşamba]
Düzce -iki- (Dünden devam) Yıkıntılar daha şehrin girişinde karşıladı bizi. Çarpılmış çatılar, patlamış duvarlar ve arada bir yere kapanmış evler. Şu ev beş katlıymış, bu bina yedi katlıymış… Hemen hemen her göçen evin başında insanlar ve kurtarma ekipleri var. Bu, şu demek oluyor ki; orada da canlı veya cansız insan veya insanlar var. Yan […]
Düzce [16 Kasım 1999 Salı]
Düzce Bu yazı nasıl yazılır şimdi, bilmiyorum… Aslında düşünmek bile istemediklerimi nasıl anlatabilirim size!.. Bu yazı beni rahatlatır mı, veya size birşeyler kazandırır mı, bilmiyorum… İnsanların “kara yazı”sını aktaran bu yazı yazılmalı mı, onu da bilmiyorum… Bildiğim şu; henüz botlarımda enkazların tozu var… Henüz üzerimden kabanımı bile çıkarmadım… Henüz… Henüz yeni bir acıyla yanmadan ortalık […]
Hayatı ayakta karşıla! [15 Kasım 1999 Pazartesi]
Hayatı ayakta karşıla! ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? {*}{*}{*} Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit sigara izmaritleri… […]
Beş nokta yedi [13 Kasım 1999 Cumartesi]
Beş nokta yedi Gene sarsıldı onmilyonlarca insan… Sıkıntılı bir gecenin yarını getirdi yine depremi. Ve bu zelzele unutanlara kendisini hatırlattı yine. {*}{*}{*} “-Dur, dedi telefondaki ses. Deprem oluyor… Dur korkma!.. Telefonu kapatmak zorundayım… Korkma, deprem oluyor… Kapatıyorum!..” Her şey bir anda nasıl tersine dönüveriyor. Her şey nasıl yarım ve yüzüstü kalıveriyor… Ardından, çoğunun hiçbir anlamı […]
Pratik bilgiler [12 Kasım 1999 Cuma]
Pratik bilgiler Teknoloji dev adımlarla ilerlese de, insanlar “yanılmayan” ilkel metodlardan ayrılamıyor… Uzun zamanların tecrübeleriyle gelen bazı pratik bilgiler veriyorum bugün, ilginizi çekeceğinden emin olarak… Hava nasıl olacak?.. Bu hemen hepimizi, hemen her vakit ilgilendiren bir konu. Buyurun, havanın nasıl olacağını kendiniz anlayın; {*} * Rüzgarsız ve oturmuş bir havanın habercisi, baca dumanlarının düz çıkmasıdır. […]
Kış geldi [11 Kasım 1999 Perşembe]
Kış geldi Ben bir sadık mevsim aradım… Sonbahar rüzgârları koparmasın diye duygularımı. Mavi bir yazdan, ayazlara saplanmayayım diye billûr bir hançer gibi; Ben, bir sadık mevsim aradım! {*}{*}{*} Son baharın ardından; Kış geldi!.. {*}{*}{*} Bir sonraki bahar, kan açacak gelincik tarlasındaki tomurcuklar… Bir sonraki bahar, kelebeklerin sevgiden kanadındaki buzlar çözülmeyecek! Bal örmeyecek arılar, kuşlar şarkı […]
Dünyalardan bir dünya [10 Kasım 1999 Çarşamba]
Dünyalardan bir dünya Berrak bir gecede, İstanbul üzerinde uçuşa geçtiğinizi düşünün. Şehrin tamamını birden kuşatabilecek bir yüksekliğe eriştiğinizde, ışıl ışıl bir dünyayı, ayaklarınızın altına serilmiş görürsünüz. Muhteşem bir manzara, değil mi? Fakat biz daha büyüğüne talibiz. Şimdi hayal gücünüzü olabildiğince zorlayıp yüz bin (rakamla 100.000) İstanbul şehrini bir araya getirin ve ışıklarını yakın. Sonra da, […]
Akla ziyan [09 Kasım 1999 Salı]
Akla ziyan (On saat var yüreğini duymadım…) Ben, bir acı olurum; Gönlüne kiracı olsam… Düşsem içine; Sancı olurum! Düşsem, hayalsem, hatta vehimsem gecelerine, inan; Sükûnetine talancı olurum! {*}{*}{*} Jilet yuttuğum, zıpkın yediğim gün siyanürlü tabağından; Kendi avıma av olmak… Râmına tav olmak… Ve çılgın rüzgârına kapılmak delibaş bir çıtalı uçurtma gibi… Ve koptu-kopacak iplerle yüreğimden […]
Adını bilmeden sevdim [08 Kasım 1999 Pazartesi]
Adını bilmeden sevdim Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü… Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, “yar”lığa süzülüşünü. {*}{*}{*} Ben seni, sesini duymadan sevdim… Ve duymadan nefesini. Ben seni adını bilmeden sevdim… Ama; sevdim!.. {*}{*}{*} Üşüyüşünü sevdim… Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü; “Gel, ısıt” deyişini!.. Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde, […]
Deniz orda!.. [06 Kasım 1999 Cumartesi]
Deniz orda!.. (Sıkı tutunun; “berbat” bir yazı geliyor gene!..) Şu an elimde bir kitap var, bir şiir kitabı… Karıştırıyorum ve bu kitabın içinde hakikaten “şiirler” buluyorum… Ve söylenmemiş sözler buluyorum. Burda bir “mola” verip başka bir konudan bahsedeyim size: {*}{*}{*} Doğru veya doğru olmayan yollarla; ama bize “mıy mıy” yapmamak öğretildi. Sızlanıp durma, kendi işini […]
Işıklar “kırmızı da” yanacak [05 Kasım 1999 Cuma]
Işıklar “kırmızı da” yanacak Geçen cuma yayınladığım yazı üzmüş birilerini. “Yavrularım” alınmış ve oturmuşlar süklüm-püklüm, köşedeki minderlerine… “Muammer beğenmiyor ve kızıyor gönderdiğimiz yazı-şiirlere…” İyi mi?.. {*}{*}{*} Yanlış anladınız, kızmıyorum… İllet oluyorum; Sizi kızdıramadığıma! {*}{*}{*} Çünkü sizi kızdırabilirsem “rekabete” yol açarım… Çünkü sizi kızdırabilirsem içinizi kaynatırım, yaralarınızı kanatırım… Çünkü sizi kızdırabilirsem; “yazmak iyi bir yol-silah, yazayım […]
İzini seç [04 Kasım 1999 Perşembe]
İzini seç “Ya Rabbi! Sen mü’min ve muvahhid (Allah’ın birliğine inanan) ordusunu koru! Müşriklere (Allah’a ortak koşan) mağlup ve mahcup etme! Bizler senin ulu adını yüceltmek ve sevgili Resûl’ünün temiz şeriatını yaymak, puthaneleri mescitlere çevirmek ve çan seslerinin yerine Ezan-ı Muhammedî’yi kaim (ayakta duran) etmek için, işte yurdumuzdan, ana ve babamızdan, çoluk ve çocuğumuzdan ve […]
Zirvede karşılaşmak dileğiyle [03 Kasım 1999 Çarşamba]
Zirvede karşılaşmak dileğiyle Zig Ziglar, kitapları milyonun üzerinde satılan bir konuşmacı-yazar.. “Hayatım boyunca en çok duygulandığım deneyimlerimden birini yansıtıyor” dediği bir mektubunu yayınlıyorum: “Sevgili Zig; Benim adım Scott Allen. Size bu yıl içinde Roosewelt sokağındaki kilisede rastlamıştım. Ben 12 yaşındayım. Bana bakmış, beni şöyle bir etrafımda çevirmiş ve baştan aşağı incelemiştiniz. Sonra da bana “Evet, […]
Beyaz gardenya [02 Kasım 1999 Salı]
Beyaz gardenya Herhangi bir kimsenin malı olmaktan çıkmış “anonim” hikayelerden bazıları dünya çevresinde dolanır durur. İttihatçılardan bahsetmeyi düşünürken (sonra bahsederim) önümde böyle bir hikaye buldum. Celal Ünver yollamış… Hadi bugün bir beyaz gardenya hikayesiyle derinleşin!.. {*} 12 yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne […]
