Koşmak istemiyorum [01 Kasım 1999 Pazartesi]

Koşmak istemiyorum Hepimiz, ama hepimiz ipi göğüslemek istiyoruz… Ama hiçbirimiz koşmak istemiyoruz! Değil mi? {*} Peki neden hepimiz kürsülerde alkışlanmak istediğimiz halde, hiçbirimiz pistlerde ter dökmek istemiyoruz?.. Cevap; çünkü birazcık popomuz büyük! {*} Ben, bazen ne kadar “gıcık” olabiliyorum, farkındayım… Ama sizden önce kendimi tırmalıyorum!.. İnanın, yarınki gazetede çok güzel bir yazı okumak istediğim halde, […]

7 mins read

Köprünün battığı an [30 Ekim 1999 Cumartesi]

Köprünün battığı an Aradan yirmialtı sene geçmiş… Yaşadığımız olağanüstü bir gündü. Babam, sabah erkenden annemle beni aldı, yola koyulduk… Yalnız değildik. Bütün otobüsler doluydu ve insanlar bizim gibi akın akın Beylerbeyi’ne “açılışa” gidiyordu. {*} Galiba ilk defa böyle bir kalabalık görüyordum. Daha doğrusu görmeye çabalıyordum, çünkü her yanımda insanlar vardı. En kolay gördüğüm gökyüzüydü; bir […]

7 mins read

Şalgam’ı öpmek!.. [29 Ekim 1999 Cuma]

Şalgam’ı öpmek!.. Şimdi ben bu köşede birisine veya birilerine; “yazma” diyorsam… O kişi de benim sözümü dinleyip yazmamaya karar veriyor ve yazmayabiliyorsa… İşte bu kişi, bana yazdığı mektuplarının içine n’oooolur; “Usta bee, bak bakalım şu yazdıklarıma da söyle, benden yazar-şair olur mu?..” gibi kaz kafalı sorular sormasın!.. {*}{*}{*} Kızdığımı düşünmesin kimse; kızmıyorum… Şu an eğer […]

9 mins read

Teşekkürler Türkiye!.. [28 Ekim 1999 Perşembe]

Teşekkürler Türkiye!.. Bu mevsimde böyle hava da zor bulunurdu yani… Bahar geri geliyor sandım! Böyle güzel bir havada üç kıt’adan aranmak ise başka türlü güzeldi. Dostlar; sağolun… {*} Antarktika’da okuyucum olduğunu hiç duymadım. O yüzden beklentim yoktu. Ama Avustralya ve Afrika ile bağlantıların kesilmiş olması günün tek olumsuzluğuydu ve o yüzden sadece üç kıtadan gelen […]

7 mins read

Yazarın kızı! [27 Ekim 1999 Çarşamba]

Yazarın kızı! Herkes herşeyi yazdı zaten hakkında. Zaten o, çok kişinin, hakkında “çok şeyler” yazacağı biriydi… Can Yücel; “deli” sarhoş ve küfür-kıyamet bir adam!.. Ki o zaten böyle sevilirdi sevenleri tarafından ve de böyle bilinmek isterdi… {*}{*}{*} Ardından ben de yazacaktım birşeyler ki; deprem girdi araya, yoğunluğumuz arttı ve kaldı… Uzun zamandır birikmiş mektupların arasında […]

7 mins read

“Özel” bir gün [26 Ekim 1999 Salı]

“Özel” bir gün En az onsekiz sene olmuştur, babamın; “Onsekiz yaşına girdin… Eşşek kadar adam oldun!.. Bırak artık resim-mesim çizmeyi, bırak mektuplarla oyalanmayı da gir bi fabrikaya iş öğren!..” dediğinden beri. {*} Rahmetli anacığım da üzülüp dururdu hep… “Oğlum, aç kalırsın… Evini geçindiremezsin… Bırak ev geçindirmeyi; kimse sana kızını vermez… Yarın birini görsen de beğensen… […]

8 mins read

Arkadaş [25 Ekim 1999 Pazartesi]

Arkadaş Bu köşede, beşbuçuk senedir yapmaya, başarmaya çabaladığımız mücadeleyi en iyi anladığını düşündüğüm kişilerden biri olduğunu bildiğim Şule’min mektubu, hakikaten sizlerle paylaşmaya değer. Dikkatlice okumanıza sunuyorum… (Vietnam’da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır:) San Francisco’dan ailesini aradı. “Anne, baba, eve dönüyorum dedi. Ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda […]

8 mins read

Sarsılışım bundandı [23 Ekim 1999 Cumartesi]

Sarsılışım bundandı Ben seni, bir deprem gecesi buldum, bir deprem gecesi kaybettim!.. Deprem gecelerinin karanlığında, Deprem gecelerinin hengamesinde… Sarsıntılar içinde. Sarsılışım bundandı belki; Bulunca ve kaybedince!.. {*} Ama ben seni; bir deprem gecesinde buldum. Ama ben seni, “kaybetmek için mi” buldum; yine bir deprem gecesinde?.. {*} Hani ağlıyordun ya gündüz, işyerinde, o bilmem kaçıncı katta… […]

6 mins read

Geleceğini biliyordum [22 Ekim 1999 Cuma]

Geleceğini biliyordum Merhaba Muammer Abi, Kusura bakmayın, yazdığınız yazılarla bizi kendinize o kadar yaklaştırdınız ki size abi diye hitap etmeyi seçtim. Aşağıdaki hikaye 1. Dünya Savaşı’ndan kalma gerçek bir anekdottur. Beğeneceğinizi umuyorum. Sağlıcakla kalın. Celal Ünver {*} Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını […]

7 mins read

Osmanlı tavanları [21 Ekim 1999 Perşembe]

Osmanlı tavanları Ya bir yaz mevsimiydi, bir ilkbahardı ya da, Osmanlı konağında misafirdik molada, Yatıyordum cevizden eski bir karyolada. Dünümü hatırlattı, tunçtan o zarif şamdan, Osmanlı kokuyordu bu lacivert akşamdan. Alınmış motifleri gülüşünden bebeğin, Her desen haykırıyor; “Zaferiyim emeğin.” Tavana kondurulmuş kanadı kelebeğin. Günlerce çalışılmış her motif, her oymaya, Yeter mi tek bir gece bu […]

6 mins read

Mektup [20 Ekim 1999 Çarşamba]

Mektup Anlatmak ve yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, fakat bunları yazmaya cesaretim yok gibi… Halbuki ne kadar dertliyim, dertlerime ortak olacak bir dosta ne çok ihtiyacım var. Sizin çok geniş bir yüreğiniz olduğunu ta içimde hissediyorum. İnsanları sevdiğinizi ve onları sevginizle yaşatmak istediğinizi de biliyorum. Aslında ben kendimi mutsuzluğa mahkum ediyorum. Kendime […]

7 mins read

Dünden… [19 Ekim 1999 Salı]

  Dünden… Sizi bilmiyorum, ama ben Osmanlı hakkında hiç de iyi şeyler öğrenerek başlamadım okula… Henüz ilkokulun birinci ve ikinci yıllarında pestilimiz çıkana kadar güzel yazı defterlerimize Osmanlı Tarihi kaydettirilmişti. Ama ne Osmanlı!.. Cahil, gerici, ilim düşmanı, zalim, korkak, hain… Daha akla gelebilen ne kadar olumsuzluk varsa o zamanın çocukları olan bizlerin saf mermer plakalara […]

7 mins read

Son sakin veya artık çok geç… [18 Ekim 1999 Pazartesi]

Son sakin veya artık çok geç… Sevmek Ölmekle Başlar, bu ülkenin en çok satılan kitaplarından biri… Arkadaşım Murat Başaran’ın bu kitaplarından bahsetmek bana ayrıca keyif veriyor her zaman. Bugün, Sevmek Ölmekle Başlar, birinci kitap ve Sevmek Ölmekle Başlar, ikinci kitap yeni baskı, yeni kapaklar ve daha da önemlisi “yeni yazılarla” önümde duruyor. Zafer Yayınları’ndan temin […]

5 mins read

Temeliyos yaşıyor… [16 Ekim 1999 Cumartesi]

Temeliyos yaşıyor… Bugün Cumartesi… Hadi, kesin sesinizi de biraz su koyverelim! Nasılsa yarın bu sinemada “Bulmaca” isimli film gösterilecek! Pazartesi’ye kadar da zaten unutursunuz şimdi okuyacaklarınızı… {*} Ee, e… Yaslansanıza koltuğa. Şöyle bir rahatlayın. Ve, boşuna aramayın; bulamazsınız… Çünkü bu köşenin kumanda aleti yok. Yani zap mıdır, zip midir yapamazsınız!.. Ama, yine de depremden sonra […]

7 mins read

Her şey elimizde [15 Ekim 1999 Cuma]

Her şey elimizde Kim, bilmiyorum… Ama birileri gene televizyonda bir şeyler söyleyip milletin kafasını karıştırmış… Beni bulup, sesini ileten her kişinin, aslında meydanda olmayan çok kişi demek olduğuna inanıyorum. Ve bu düşünceyle, bir kafadaki karışıklığı çözdüğünü duyduğum yazılı cevabımı “meydanda olmayanlara da” açıyorum. İnandıklarım da elbette bunlardır… {*} Fay hattı tam altından geçmese de, İstanbul […]

6 mins read

İstanbul hanımefendisi?.. [14 Ekim 1999 Perşembe]

İstanbul hanımefendisi?.. Bulutlar, İstanbul’un “yedi diş”inden tarıyor saçlarını. Bu “ağarmış” bulutlardan süzülüyor yorgun damlalar. {*} Ve İstanbul hanımefendileri… Titreyen ellerinde yedi dişi kalmış fildişi taraklar. Bu fildişi tarakların, kalan son yedi dişinde saçlarının gümüş telleri! İstanbul; tükendi tükenecek. Fildişi tarağın dişleri gibi… gümüş rengi saçlar gibi… İstanbul; tükendi-tükenecek… İstanbul hanımefendileri gibi! {*} Onlar gözyaşıydı sanki; […]

6 mins read

Asıl hazine [13 Ekim 1999 Çarşamba]

Asıl hazine Osman Gazi ayda bir defa yemek pişirtip fakirlere yedirir, muhtaçları giydirir, kimsesizlere sadaka verirdi… Orhan Gazi ise imaretler yaptı ki; fakirler gelip her gün karınlarını doyursunlar diye. Onun oğlu Gazi Hüdavendigar da imaretler yaptı. Her Cuma sadakalar verirdi. Onun oğlu Bayezid Han da imaretler yaptı ve o da Cumaları sadaka verirdi. {*} Ariflerden […]

4 mins read

ABD’nin beyninde Türk fırtınası: Altın Harfler [12 Ekim 1999 Salı]

ABD’nin beyninde Türk fırtınası: Altın Harfler Boston için “ABD’nin beyni” deniliyormuş, Kenan Akın ağabeyimizin yazısından öğrendim. Şehir, birçok üniversiteye evsahipliği yapıyor ve ülkenin bürokrat, diplomat ve hukukçu ihtiyacı buradan sağlanıyormuş. {*}{*}{*} İçlerinde öğretim üyeleri, diplomat ve işadamlarının bulunduğu kalbur üstü bine yakın ABD’li geçen Perşembe Sakıp Sabancı’yı ayakta alkışlıyor. Ve Harward Üniversitesi Sakıp Ağa’mıza şükran […]

7 mins read

Millî maç kaç kaç bitti? [11 Ekim 1999 Pazartesi]

Millî maç kaç kaç bitti? Gece vakti bir kahvehaneye girmeyeli yıllar geçmiş… Kapının önünde Mehmet ile buluştuğumuzda saat sekizbuçuğu geçiyordu. Milli maçı Cine-5 veriyormuş ve o da hemen şu yandaki kahvehanede varmış… Üzerimizde eşofmanlar (hatta bende yedi cücelerinkine benzeyen yeşil bir başlık) var. Tebdil-i kıyafet eylemişiz… Rahatça maçımızı izleyeceğiz. Kahvenin kapısında bile insanlar var. Görüyorum […]

7 mins read

Testileri kırmayın [09 Ekim 1999 Cumartesi]

Testileri kırmayın Bu milletin insanı zanneder ki; bir gazetenin muhabiri, bir televizyonun elinde mikrofon tutanı veya haber müdürleri her şeyi, ama her şeyi kendilerinden iyi bilir… Bu milletin insanı zanneder ki; her yayın kuruluşunda insanî, vicdanî ve ahlâkî manada, işleyen bir kontrol mekanizması var… Bu milletin insanı zanneder ki; devlet ve devletin bakanlıkları uçan kuştan […]

6 mins read