Ne kadar güzelsin? [24 Mayıs 2009 Pazar]

Televizyonlarda programlar, gazete ve dergilerde haberler. Konularına dikkat: “Şevval Sam’dan güzellik sırları… Ebru Şallı ne yaparak güzel kalıyor…” Benzerlerini de çok izledik ve izleyeceğiz: “Hülya Avşar güzelliğini neye borçlu?.. Sibel Can nasıl forma giriyor?.. Ajda Pekkan nasıl hâlâ liseli kızlara benziyor?.. Gönül Yazar’ın ‘taş bebek’ olmasının sırrı neydi?..” Yıllardır buldukları ipuçları neden bir yumak olamadı? […]

2 mins read

Deneme yanılma! [22 Mayıs 2009 Cuma]

İnsanın sapacağı en kötü yollardan biri de ne, biliyor musunuz? Deneme yanılma yolu… Yani, dene’ME yanıl’MA yolu! {*}{*}{*} Önceleri denememenin “korkaklık” olduğunu düşünüyordum. Sonra bu düşüncem değişmeye başladı. Sözünü ettiğimiz korkaklığın; denenecek işten veya işi denemekten korkmak değil de; “kibrin kırılma korkaklığı”na daha yakın olduğu yönünde değişmeye başladı… {*}{*}{*} Aşağılanmış insanlar vardır. Sanki hücrelerine sinmiştir […]

2 mins read

Türkçe’ye öğrenci olmak [21 Mayıs 2009 Perşembe]

“Söz ola kese savaşı/Söz ola kestire başı/Söz ola ağulu aşı/ Balıla yağ ede bir söz” diyor ya Yunus Emre. Yani; savaşı kesen de, başı kestiren de, zehirle pişen aşı bal ile yağa döndüren de söz… Sözü söylemek çok önemlidir; sözcüğü seçmek ise ilim. Bu ilimse sevdalısı var mıdır? Var! Biri de Sırrı Er… Bir kişi […]

2 mins read

‘Şah damar’da vuran nabız [17 Mayıs 2009 Pazar]

Bir şairin satırları, ömründe kaç defa okunur Meclis kürsüsünde; hem de Türkiye başbakanı tarafından? İşte böyle bir anda, böyle bir şairle; omuzlarımız değer halde yan yana ve yalnız bulunmak şansı kaç defa gelir peki kapına?.. Koca usta belli etmiyordu; ama içi titriyordu, sesi titriyordu. Yuvasının başında birilerini görmüş serçe gibiydi; uzak ve incecik bir daldaydı, […]

2 mins read

Gemide, hep birlikte :) [15 Mayıs 2009 Cuma]

Dün çok farklı bir gün yaşadık: Sabah 10’da hareket edecek vapur için Eminönü’nde toplandık. İstanbul halkının oylama ile seçtiği şu yeni vapur idi gelen. Ama hakikaten şahane ve bütün üstün özelliklere sahip olarak yapılmış, hem de bizim ustalarımız tarafından… İkinci iskelemiz Kadıköy’dü; oradan da alacağımız yolcular vardı. Ve sonra yola çıkıyoruz; belki de ilk defa, […]

2 mins read

Ey uçak, kon bahçeme! [14 Mayıs 2009 Perşembe]

Acaba okur mu okuduğu yazının hizasına çekmeye çalışmalı kendini; yoksa yazı mı okumaya çalışanın seviyesine inmeye çalışmalı? İkisi de doğrudur ve fakat ikisi de yanlış! Çünkü yazılar “vasıta”dır; tren gibi, uçak gibi, gemi gibi! “Ey tren, gel de beni bizim köyün kahvesinden alıver!” O tren ne der sana, sen ona öyle desen? {*}{*}{*} İstasyonlar, buluşma […]

2 mins read

Dayımın korsan gözlüğü! :) [10 Mayıs 2009 Pazar]

İyileşti, şükürler olsun. Arabasıyla camiye, kasap dükkânına gidebiliyor. Fakat geçen sene ciddi bir “varta” atlatmıştı Hüsnü dayım: Bir gece, bir yanı tutmaz oluyor! Hemen hastaneye götürüyorlar, durumu ciddi; yatırıyorlar… Gördüğümde eve gelmişti. Gözünün tekindeyse siyah bir korsan gözlüğü… “Bu ne dayı” diye sorunca, parmaklarıyla gözlerini işaret edip: “Birbirinden haberi yok bunların, dedi. Ayrı ayrı görüyorlar!..” […]

2 mins read

Şeker, çocuk, sen! [08 Mayıs 2009 Cuma]

Benim bir “Şekerli Teyze”m vardı, Allah rahmet eylesin; bize geldiği zaman, gitmesin diye ayakkabılarını saklardım!.. Çünkü o, çantasını açar ve küçük bir kesekâğıdı içinden akide şekeri çıkarıp bize verirdi… Sizin de vardır benzeri hatıralarınız. Belki de ara sıra anlatırsınız; size kimlerin şeker verdiğini… {*}{*}{*} Çocuklar şeker sever ve kendilerine şeker verenleri de sever. Çocuklara şeker […]

1 min read

Tepedeki yalnız ağaç [07 Mayıs 2009 Perşembe]

Tepede bir ağaç hayal edin; yapayalnız… Bir tek ağaç olsun orada, ama bütün tepe kurumuş, renksiz, topraksız… ….. Öyle bir savaş ki; ya ağaç bu kuru tepeye benzeyecek, ya da kurumuş tepe orman olacak… Hangi ihtimal size daha yakın geliyor?.. {*}{*}{*} Olur ya; ormanda bazı ağaçlar yaşlanmış… Yıldırım düşmüş… Fırtınadan devrilmiş… Boş kalmış yerleri… Orman; […]

1 min read

Kim “bilmek” ister? [03 Mayıs 2009 Pazar]

Hep tavsiye ediyoruz: Herkes her şeyi bilemese de herkesin iyi bildiği birkaç konu olmalı! “BUNU FİLAN BİLİR!” diyerek kapınızı çalmalılar… Turşu kurmak deyince akla filan kişi gelir; Uludağ’ın ağaçlarını filana sormak lazımdır; şifalı bitkiler filanın uzmanlık alanıdır; İstanbul çeşmelerini filan ezberlemiştir; Türkiye’nin taş köprülerini filan bilir hem de ustası, bânisi, tarihi, her şeyiyle… Peki senin […]

2 mins read

Yüz yıl önce… [01 Mayıs 2009 Cuma]

Yüz sene önce ne oldu, bilen var mı? Asla bilmiyor, öğrenmiyor; bize “öcü” olarak gösterilmiş olan mazimizi hiç merak etmiyoruz. Yakın tarihimizin en önemli hadiseleri bile rağbet görmüyor ömrümüzde. Yarın hiçbir önemi kalmayacak magazinlerle zaman harcıyoruz. “Ömrümüz çok kıymetli” diyoruz. Fakat, unutuyoruz: Bir elbisenin boyundan ve renginden çok daha önemlidir; ceplerine konmuş olanlar!.. Yüz sene […]

2 mins read

Ne mümkün? [30 Nisan 2009 Perşembe]

Veya “Zehirli Su” Yahut “Senli Ben” Ya da “Benli Sen” Her ne ise, yazının ismi önemli değil zaten! (BİR KÂSE SUYA DÜŞEN BİR DAMLA ZEHİR GİBİ; GAYRI SENİ İÇİMDEN SÖKÜP ATMAK NE MÜMKÜN?..) {*}{*}{*} Nasıl damlarsa zehir bir kâse suya; İçime, öyle damladın… ….. Ve nasıl karışırsa soluğa, nasıl karışırsa kana; İşte öyle karıştın, öyle […]

1 min read

Şampiyon Sivasspor [26 Nisan 2009 Pazar]

Ben spor yazarı değilim. Ne ehemmiyeti var ki Sivasspor’u şampiyon ilan etmemin? Aslında çok önemi var: Sivas’ın şampiyon olma ihtimali, artık spor sayfalarının dışına taşmıştır. Bu konunun, malum; bir top tarafı var, bir de insan tarafı… Topun kaleden her geçişi rakam olarak sayılır, skora yansır; ama insanın duygu tarafı (skora da yansıdığı halde) görülemez, bilinemez, […]

2 mins read

Kırkıncı yıl [24 Nisan 2009 Cuma]

Kırk yıl hatırı vardır, derler bir fincan kahvenin… Acaba ne kadar hatırı vardır; kırk yıldır okunmakta olan gazetemizin yanında içilen kahvelerin, çayların, sohbetlerin?.. Şu elinizde tuttuğunuz gazeteyi bir tek kelime ile özetle, deseler sadece; “sevgi” derim!.. Tiraj, değil, itibar değil, para değil, güç değil, kavga değil, siyaset değil, iktidar değil, muhalefet değil, husumet değil, ihanet […]

2 mins read

Kabuk [23 Nisan 2009 Perşembe]

(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. {*}{*}{*} Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yârimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. {*}{*}{*} Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. {*}{*}{*} Serçeye, şahin kayasındaki kâhinden iksir mi […]

1 min read

Tuğra Günü; 22 Nisan’dır! [19 Nisan 2009 Pazar]

Nisan’ın 22’si benim için çok anlama gelir. Annemin vefat günüdür, Gazetemizin kuruluş günüdür… Fakat bugün sadece “Tuğra Günü”nden bahsedeceğiz… 26 ve 27 Şubat’ta “Şehzadenin tuğraları” ve “Dağdan geçen gemiler” ismiyle de bu konuyu hikâye etmiştik. (www.turkiyegazetesi.com veya www.muammererkul.com adreslerinden okunabilir.) Özeti şu: Defterinin başındaki oğulcuğunu izleyen Hüma Hatun: “Bunlar nasıl tuğralar yavrum, direksiz kadırgalara benziyorlar!” […]

2 mins read

Kayı-3 [17 Nisan 2009 Cuma]

Çoğu öğretmen hiç öğretmeseydi, çoğu tarihçi hiç tarihe yaklaşmasaydı, çoğu yazar ise hiç yazmasaydı daha iyi olmaz mıydı? Adam hem yazar olacak, hem tarihçi olacak, hem de üniversitede öğretim veren bir profesör olacak… Şimdi hafızanızı zorlayıp böyle birinin suratını, sûretini ve içinde gizlediklerini düşünün! Bizler, atasına söven torunların sınıflarında ziyan olanlardanız! Hatta korkudan öğrenme kapılarını […]

2 mins read

Bir kişi ne demektir [16 Nisan 2009 Perşembe]

Belki “her şey” değil, ama bir kişi “çok şey” demektir! Bir kişi önce kendisinin önüne düşer, kendini bir yerlere doğru çeker ve bunda da ısrar ederse; onu takip edenler de çıkar ve düşerler peşine… Amaç; birilerinin önünde yürümek, değil elbette. Çünkü kibirle kalkan burunlar kırılır, toprağa karışır! Hedef; önce kendini selamete çıkarmaktır, seninle gelmeyi seçenlerle […]

2 mins read

Elmalı yazı [12 Nisan 2009 Pazar]

Bazı yazılar vardır ki; birer meyve gibi durur önündeki tabakta. Elmaya benziyorsa, elmadır; portakala benziyorsa, portakaldır… Vişneye bakıp da onu muz sanan kimseye rastlanmamıştır şimdiye kadar! Armut ise sunulan; sen zaten onu limon gibi sıkamazsın çayına, çorbana! Önünde duran bir elmayı yiyip; vitamin değerlerini ve vücudundaki hücreleri düşünmediğin gibi; sana o an lazım olmayan teferruatları […]

2 mins read

Şaşı kedi bakışı [10 Nisan 2009 Cuma]

Bu yazının adı (Yeşil gözleri şaşı gri kedi Ayasofya bahçesinde miskin yatarken başına konan talih kuşunun farkına varamadı çünkü uzatılan salam parçasını kapmaktan başka şey düşünemedi) olabilirdi! İşi bilen kişi sinekten yağ çıkarır; bakırı altına çevirir; önüne gelmiş fırsatları iyi değerlendirir; belki de Ayasofya’nın önünde turistlere “kıl” satardı yıllarca! Fakat önce; yeşil gözlü gri kedi […]

2 mins read