Stop Köşesi
Kral aslan ve güneşten korkanlar [18 Eylül 2005 Pazar]
Tarih kitaplarının sayfalarında kendilerine yer bulabilmiş toplumları, belli başlı davranış biçimleriyle hatırlamak mümkün. Bazısı çakallar gibi…Bazısı vaşaklar gibi…Bazısı tilkiler gibi…Bazısı da kurtlar gibi, önlerine çıkan her sürüye dalıp; aç gözlülükle, öldürebildiği kadar cana kıyıp, ondan sonra karnını doyuruyor. Yani bir kurt, kendine karşı konulmadığı bir ağılda sabahlasa, belki bir koyunun yarısını yiyebiliyor ama; bütün sürüyü […]
Yasaklar ülkesi :) [16 Eylül 2005 Cuma]
(Başlık size nereyi hatırlattı bilemem. Ama bizim bahsedeceğimiz; Birleşik Devletler. Bakın bakalım “özgürlükler ülkesi” bildiğimiz ABD’de neler de neler yasakmış…) …………… Alabama’da; motorlu taşıt kullananların gözbağı kullanması yasakmış… Lee ilçesinde; Çarşamba’ları güneş battıktan sonra fıstık satmak yasakmış… Bir kaktüs kesenin 25 yıla kadar hapsi istenebileceği Arizona’da; eşeklerin küvette uyumaları yasakmış… Başlarından aşağı dökülmesini istemeyenlerin; Mohave […]
Ölçü, tartı, kıyas [15 Eylül 2005 Perşembe]
Bilin bakalım; Kangal köpeği mi kurtlarla daha iyi boğuşur, yoksa bir Golden mi çocuklarla daha neşe içinde oynar?.. Bir de şunu bulun, hadi; Alaca inek mi daha fazla süt verir, yoksa çilli tavuk mu daha fazla yumurtlar?.. {*} Ardı ardına sorular sorabilirim size, siz de sorabilirsiniz benzerlerini kendinize: Hecin devesi mi çöle daha fazla dayanır, […]
Yüzonüç [11 Eylül 2005 Pazar]
İnsan, sanki gökten inmiş bir yağmur damlası gibi düşer dünyaya… Yine bir damla su gibi; ya yıkacakların arasına karışır, veya cana can katacakların… {*} İnsan, bir yağmur damlası gibi gelince dünyaya; hem kendisi bir şeylere/birilerine dâhil olur, hem de ona bir şeyler/birileri dahil olur… Ya yıkarlar veya yıkarlar bir yerleri!.. Yani ya çamur ve enkaz […]
Damlalar [09 Eylül 2005 Cuma]
Suya “rahmet” denir ya… Hani, merhametidir ya su, her damlayı gönderenin… ….. Bir damla düştü yeryüzüne. Sonra bir damla daha, ve sonra bir daha, bir daha… Damlalar sayılamayacak kadardı… Açmıştı avuçlarını, sırrı bilenler: “Ya Rabbi, bize hayırlı yağmur gönder” diye!.. {*} Her damla ayrı noktaya düşüyordu aslında. Veya aynı noktaya isabet edenlerin de geldikleri zaman […]
Röportaj [08 Eylül 2005 Perşembe]
(Türkiye Çocuk Dergisi’nin Ağustos sayısından kısaltılarak alınmıştır.) -İnsanın içinde büyümeyen bir yanı var değil mi Muammer bey, hadi gelin “çocuk çocuğa” konuşalım sizinle… -Memnuniyetle… Ve sevinçle… Ve sevgiyle… Evet haklısınız, her insanın içinde bir çocuk yaşıyor aslında. Ya da yaşamalı bence. Çünkü içimizdeki bu çocuk; tatlı merakların, hoş heyecanların peşinde koşturuyor bizi. Nefes nefese aramamızı, […]
…Yüzonbir [04 Eylül 2005 Pazar]
Eskiden, yokluk zamanıydı… Teyzelerden, sadece birinin adını “şekerli teyze” olarak söylerdi çocuklar. Mahallede, oyun oynanan sokaktan geçerken; zaman zaman bizleri sevindirmekten hoşlanan amcalar, dedeler ne kadar çok sevilirdi hepimiz tarafından… Gözlerindeki ışık bile başka olurdu böyle insanların; bir hareket veya nidayla herkesi çevresine toplar, ellerini ceplerine daldırırlardı… Avuçlarımız açık, gözlerimiz meraklı ve dirseklerimizle, küçük kuzular […]
YÜZON [02 Eylül 2005 Cuma]
Önce babalar oğullarını eğitmeye çalışıyor, sonra oğullar babalarını düzeltmeye çalışıyor… Anneler kızlarına, kızlar annelerine, ninelerine… Öğretmenler öğrencilerine… Müdürler emri altındakilere… Arkadaşlar biri birlerine sürekli müdahale ediyor… Herkes bir diğerini yontmaya, eğitmeye, düzeltmeye çalışıyor hep… Peki herkes her söylenene inanıyor mu, yolunu değiştiriyor mu, hatasını kabul ederek kendine çeki düzen veriyor mu? İnsan mı kolay şekil […]
Otuziki [01 Eylül 2005 Perşembe]
Emekleyen bebeklerin iki adım, üç karış, beş hamle sonra nereye varacağını bilir, onları gözleyen… Biraz yukarıdan bakan kimse, görür şu yolun nereye vardığını… Daha da yukarıdan bakabilen biri; Memleketin ortasında akan şu suyun… Akdeniz’e mi… Yoksa Karadeniz’e mi döküleceğini söyleyebilir, öyle değil mi?.. ….. İyi düşünmek lazım; Acaba, gidilmemesi gereken yöne doğru giden mi suçludur… […]
Air bag [28 Ağustos 2005 Pazar]
Uzun yıllar beraberdik onunla… Yüz yüzeydik, göz gözeydik, göğüs göğse ve can cana… Gece ve gündüz beraberdik onunla… Uzun mesafeler aştık, sayısız kilometreler yaptık; nice yollardan geçip birlikte kavuştuk ve yine onunla beraber ayrıldık… {*} Sabahın en erken saatlerinde, gözlerimin uykusuzluktan kızardığını çok gördü, biliyorum… Yine biliyorum ki; gecenin en geç saatlerinde, kendi kendime mırıldanırken, […]
Yirmialtı [26 Ağustos 2005 Cuma]
Sorar durur ya içimdeki çocuk: “İhtiyarların mı hep uzakta özledikleri olur; yoksa uzak özledikleri olanlar mı ihtiyarlardır?..” ….. Dedi ki biri: -Sen, ağlıyorsun?.. Öksürdü önce diğeri… Sonra durdu… Sonra söze başladı. Ve şöyle bitirdi konuşmasını: -Sen ağlıyorsun!.. ….. Hakkında konuşulansa, uzakta idi. Gülüyordu… Ve gülmeye devam edecekti; …özleyeceği birilerinin, uzaklara gideceği zamana kadar! ….. Sorar […]
Teldeki yavru köpek [25 Ağustos 2005 Perşembe]
-Bu kedi de ne biçim miyavlıyor bugün, dedim. -Nasıl miyavlıyor ki, dedi annem. Zaten birkaç gündür tırmıklıyor herkesi, yoksa başına bir hal mi geldi?.. Hep beraber sundurmanın altına çıkıp dinledik; aslında ses, miyavlamadan çok bir sızlanmaya benziyordu… -Kedi değil bu, dedi babam. Galiba köpek yavrusu… {*} Beş basamaklı merdivenden bahçeye inip; ileride, sebze ekili kısmın […]
Yirmi [21 Ağustos 2005 Pazar]
Peynir kalıbındaki fare delikleri gibi… Ökçesi kaçmış çoraplar, güve yemiş kazaklar gibi… Camı kırılmış pencereler gibi… Hatta, yolda giderken kurşunlanmış vasıtalar gibi; Gözükecek “ömrümüzün delikleri” hesap gününde!.. Aynen; Bu peyniri kim oydu, der gibi… Bu çorabı kim deldi, bu kazağı kim kemirdi, bu camı kim kırdı, bu vasıtayı kim vurdu, der gibi soracaklar herkese, hepimize: […]
Onbeş [19 Ağustos 2005 Cuma]
Göze batmak için ısrarla uğraşmak, çoğu zaman iyi değil… ….. Birine görev verilmesi farklıdır; yapamazsa başkasını koyarlar yerine… Ama, kimseyi beğenmeyip, dümen tutma kavgası yapan güverte kalafatçısını, hırsından dolayı bir gün atarlar denize!.. {*} …..ONALTI Padişahın nazarı bir kere değmiş (yönelmişse) sana, yeter. Her an bakışlarını (dikkatini) hapsetmeye çabalamak iyi olmaz!.. Senin hallerin gibi onun […]
Rendelenme hikâyesi [18 Ağustos 2005 Perşembe]
(…ya ateşe veya baş köşeye) işçilerin kullandığı makinelerin gıyırtısına dayanamazdım; İnsanın ta kafasının içinde… Büyük bir gürültüyle… Titreyerek ve titreterek… Oyarak, delerek, sürtünerek… Ve kendine has yanık bir aşındırma kokusu yayarak… Sanki insanın canından can kopararak!.. Fakat bir gün dediler ki; “Dişin içindeki bu siyah leke oyulup temizlenmediği ve onarılmadığı takdirde çürük büyür ve açılan […]
Köprüler durmak için değil geçmek için… [14 Ağustos 2005 Pazar]
– I – Hadi, al sazı eline; anlat beni, öv beni… Ohh, bayılıyorum!.. {*} Ustaysan; Övgü yağmurun sağanak olmasın; kaçar insanlar… Ahmakıslatan olsun! İnce ince, toz gibi girsin ki suyun ahmakların içine, anlamasınlar; iliklerinin kemiklerinin ıslandığını, hasta olmadan sezemesinler hasta olacaklarını… {*} İkinci adımı, beni iyice gevşettiğin zaman at… Öyle ki; sen “aferin” bekleyen cümleleri […]
Hayat çalmak [12 Ağustos 2005 Cuma]
İstediğin her şeyini alabilirsin-çalabilirsin bir insanın! Parasını çalarsın, yeniden kazanabilir… İşini çalarsın, yeniden kurabilir… vs. vs… Ya bir insanın “hayatını” çalıyorsan?.. ….. Suçsuz bir insanı idam etmekten büyük kaç günah var; üstelik de onun suçu olmadığını bilip-söyleyerek yapıyorsan infazı?.. ….. Peki, ne farkı var, bir koca pastayı sonundan kesmek ile ortasından oymanın; “eksiltmek” açısından?.. Yazık […]
Zor yazı [11 Ağustos 2005 Perşembe]
(…ya da “satır araları”) Bir tren, işte, şu yana gider… Binsen de, binmesen de; ona akıl versen de vermesen de!.. ….. (Sadece bunu bile; dinlemek de, anlamak da, anlatmak da ve tam kalbinden kabul etmek de zor… Değil mi?) {*} Al bakalım, bir mermi sana… Koy bunu silahına, ve tek tek vur karşındaki ordunun bütün […]
Konular [07 Ağustos 2005 Pazar]
Yazamadığım, şimdilik bitiremediğim veya devamını size bıraktığım her biri bir diğerinden bağımsız olan konular… …………… …..ALTI Arkadaşlarımızı bile dövüyoruz kızdığımız zaman!.. Büyüklerin, evliyanın durumunu anlamaya çalışmak lazım; Biliyor, ama bilmediği için yapanı köprüden geçirmeye çalışıyor, düşmesin diye düşmanlık edenin bile elinden tutmaya çalışıyor sabırla… {*} …..YEDİ Ve roman; “-Kendi hayatımı SEN sandığım güne yazıklar olsun” […]
Konular [05 Ağustos 2005 Cuma]
(Çok kişi anlamayacak. Anlamasın! Bu satırlar, anlayacak olan o birkaç kişi için yazıldı…) ……………………… …..BİR Ben bunların doğru olduğuna inandığım için yazıyorum. Baban, söylediklerinin doğru olduğuna inandığı için öyle davranıyor… Ve sen, on beş yaşında düşündüklerinin tabii ki doğru olduğuna inandığın için ona kızıyorsun… ….. Yine de sana bir şey olsa, babanın üzüntüsü başkadır. {*} […]
