Stop Köşesi
:) dergi muhabbeti [04 Ağustos 2005 Perşembe]
Bugüne kadar benim yapmış olduğum, ya da benimle yapılmış olan röportajlar arasında en hoşuma gideni; Türkiye Çocuk Dergisi’nin (şu an bayilerde satılan) Ağustos sayısında çıkmış olan röportaj… Aslını isterseniz ben de şaşıp kaldım; bu fakîre ayrılan sayfalara ve kullanılan resimlerin büyüklüğüne… Böyle, köşe yazısı boyunda köşe yazarı resimleri kullanmak; bizim yazarlığa (yani size) sevdalandığımız zamanlarda […]
Sen sigarayı bıraktıktan sonra… [31 Temmuz 2005 Pazar]
Kahvaltımı yapmış, üstüne içtiğim keyif çayımla birlikte sigaramı yakmış, gazetemi okuyordum. Bir Cumartesi günü olduğunu elimdeki ilaveden hatırlıyorum… Sayfada “ters” bir haber vardı. Ters, yani her zaman okuduklarıma benzemeyen, başka yönden, pozitif bakan ve baktıran… Şöyle diyordu: Sen, sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra; kan basıncın düzelecek… El ve ayak ısın ile… Kalp atışların normale dönecek… […]
Yazmak demir almaktır [29 Temmuz 2005 Cuma]
Uzaklar, vardır… Ama, görünmez; yolcular tarafından!.. {*} Kaptan, bilir gideceği yeri. Geçeceği denizleri, aşacağı okyanusları bilir… Rastlayacağı adaları, göreceği kıtaları bilir… Uğrayacağı limanları, ve… Varmak için bunca hayal, emek ve ter döktüğü şehri bilir! ….. Bilir ve işte bu bilmenin ardına takılmaları için çağırır yolcularını! {*} Kaptanlar en temiz ve tertipli kimseler olabilseydi keşke, ne […]
Gene mi bana(!) [28 Temmuz 2005 Perşembe]
Öğrenci diyor ki: Bu hoca da gene bana soruyor… Evlat diyor ki: Babam, gene bana söylüyor… Hanım diyor ki: Kocam gene beni uyarıyor… {*} Sınırlı bir dünyada yaşadığımızı hatırlasaydık; yaşadığımız sinirli bir dünya olmazdı!.. Öğrenci, derdi ki hocasına; “Niye bana sormuyorsunuz?” Evlat, derdi ki babasına; “Niye bana söylemiyorsunuz?” Hanım derdi ki beyine; “Niye beni uyarmıyorsunuz?” […]
Deliye gülmek [24 Temmuz 2005 Pazar]
Leyla; Mecnun eli değmemiş ve değmeyecek bir kitaptı. Bunu biliyordu Mecnun… {*} Sayfaları açılmamış “Leyla” kitabının… Kaçıncı sayfasını okuyor olduğuna bakıp, ona göre “deli” diyordu Mecnun’a; müstehzî, deli avcıları!.. {*} Yaşa sen ey sevgili delilik… Yaşasın “Mecnun” olmak! {*} Çünkü Mecnun, rüyalara bile sığmayan… Üstelik yiyip eksilttikçe yeniden bütünlenen, tekrar tamamlanan “anka kuşu” etiyle besleniyordu!.. […]
Yâr değildi Leyla[22 Temmuz 2005 Cuma]
Yârinin söylediklerini kendisine duyuran telefona “Leyla” diyordu ya Mecnun… Ve onu yanından ayırmıyordu ya… Bunun için. Yani bir telefona “Leyla” dediği için, “deli” diyordu insanlar ona… {*} Mecnun, kendisine, yârinin suretini gösteren fotoğraf makinesine de “Leyla” diyordu… Sanki Leyla’nın babasını görmüş gibi hürmet ediyordu, elinde fotoğraf makinesi olan bir adam görse… Elini uzatmak, dokunmak, öpmek, […]
E… [21 Temmuz 2005 Perşembe]
BİR Eşeği tımar ettiler; Pislik bulaşmış yerlerini kazıyıp, kurumuş çamurlarını ufaladılar… Yelelerinde ve kuyruğundaki dolaşmış kılların açılmayan topaklarını kestiler… Ve bütün vücudunu kaşağıyla taradılar, kaşıdılar… ….. Vakit vardı, merhamet boldu; ılık suyun başındaydılar. Sırtına sabun da sürüp ovaladılar… ….. Eşek bile, yerde oluşan gölcükteki aksine bakıp; “Meğer ben, sandığım kadar siyah değilmişim” diye kasılmaya başladı!.. […]
Köyün delileri [17 Temmuz 2005 Pazar]
Çoğu insan… Büyük bir gayretle… Mahallenin delisini aşağılamaya çalışıyor; Kendisinin… Ondan daha akıllı olduğunu… Görsünler diye! {*} Deli ise, tam bir “deli gibi” bakıyor; sessizce ve deriin derin; Hallerine acır veya sonlarından korkar gibi! {*} Deli, sadece dinliyor; diğerleri söylüyor… Deli, sadece bakıyor; diğerleri, onun etrafında kahkahalar atarak dizlerini dövüyor… Deli, sadece oturuyor; diğerleriyse tepiniyor […]
Ve gene Mecnun [15 Temmuz 2005 Cuma]
Köpek mi sadıktır Mecnun’dan, yoksa Mecnun mu sadıktı köpekten?.. ….. Her ne ise… Nasılsa bulur sadakat kendine; Kendi yüzünü seyredebileceği bir ayna!.. {*} Mecnun köpek olsaydı; Bir zincir bulup, boynuna geçirir… Sonra da tutar o zincirin diğer ucundan ve kendini getirip; sevdiğinin kapısına bağlardı… {*} Mecnuun… Mecnun eğer, köpek olsaydı; zincirinden, kendini sevdiğinin kapısına bağlardı… […]
Kaval ve koyunlar [14 Temmuz 2005 Perşembe]
Bir yandan besleniyor, diğer yandan da sahiplerinin üflediği kavalın sesini dinliyordu koyunlar… {*} Sabah erkenden yeşil çayırlara yayılıyorlardı. Biri birlerinden ayrılmadan, ama hiçbiri de bir diğerinin önünü kesmeden kendi rızklarının peşine düşüyorlardı. Koyunları usul usul gezinmeye başladığında, küçük bir kaval çıkaran sahipleri üflemeye başlıyordu… Buna öyle alışmışlardı ki, koyunlardan bazıları; kendilerini doyuranın, kavalın sesi olduğunu […]
Ç… [10 Temmuz 2005 Pazar]
Çim; biçilir… Biçildikçe sulanır, sulandıkça biçilir çim. ….. Yoksa iki yol kalır geriye: Ya kurur gider günün birinde, veya orijini, tohumu, soyu karışıp çayıra dönüşerek hayvan sürülerini besler… {*} Biçilen, veya biçilmeyen çimenler arasında farklı bedenler gözükür bazen. Bazısına kıyılamaz bunların, bazısı da kıyılır!.. Bunuysa erbabı anlar; analar değil… {*} Sağlıklı bir çim istiyorsan bahçende; […]
Dönmeyen lastikler [08 Temmuz 2005 Cuma]
Yolun kenarına oturur, bakarsın… Yıllarca düşünür, bulamazsın; kamyonların son tekerlerinin neden dönmediğini!.. {*} Kum çeker, taş döker, durmadan bir şeyler getirip götürür kamyonlar… Kamyon demek, çalışmak demektir; nerede iş varsa, oraya kamyonlar girer sanki ilk önce… E, iyi de; neden bazı kamyonların bütün tekerlekleri döndüğü halde, bazısı iki tekerleğini kullanmadan yürür?.. Beklersin, bakarsın, görürsün, anlamaya […]
Virüslü si-di’ler [07 Temmuz 2005 Perşembe]
Bu yazıyı kahvehanelerde okuyan adamlara da, komşudan komşuya gitmekten başka lüksü bulunmayan hanımlara da hak veriyorum… Niye bilmek zorunda olasınız ki; c.d. nedir veya virüslü si-di ne demektir?.. Hızla değişen dünyamızdaki teknolojiye, değil ayak uydurabilmek… Önümüze konan makine, cihaz ve ürünler ile bunlarda kullanılan alet, aparat ve ilave parçaların sadece isimlerini hatırlamak bile neredeyse mümkün […]
Küs müsün? [30 Kasım 2008 Pazar ]
Hadi bana cevap ver: Ölerek seni terk etmem ile; Küserek beni terk etmen arasında ne fark var?.. {*}{*}{*} Şu fark var, bu iki terk olunuş arasında: Biri, her ikimizin de irademiz dışında… Yani elinde olmadan ve yani elimde olmadan; deriin ve gittikçe derinleşecek bir acı söküp alıyor beni senden… Diğerinde ise; Bilerek… İsteyerek… İraden dâhilinde […]
Günaydın [03 Temmuz 2005 Pazar]
En güzel, nerde cıvıldar kuşlar? {*} Kuşlar cıvıldıyordu… ….. Ve kuşlar cıvıldadıkça; Annesi tarafından yalanan buzağılar gibi gözünü bir açıyor, sonra tekrar kapıyordu gün!.. Kuşlar tekrar cıvıldıyor… Gündüzü dürtüklüyordu… Gündüz ise, dürtüklendikçe; Sanki alacakaranlık ahırında şefkatle yalanan beyaz bir buzağı gibi titreye gerine uyanıp gözünü açmaya, ayağa kalkmaya çabalıyordu!.. {*} Kuşlar cıvıldarken, tanımadığım adamlar camiden […]
Kitap [01 Temmuz 2005 Cuma]
Diledim ki; her yazdığım… Her yaşadığım kitap olsun… {*} Kabul oldu duam! {*} Her yazdığım… Ve yaşadığım her şeyi içinde bulunduran defterim, kitap oldu… {*} Getirilip, sağ tarafımdan bana verilen… Bütün yazdıklarımın, ve hayatım boyunca yaşadığım her şeyin içinde yazılı bulunduğu kitabımda; “Bütün yazdıklarımın kitap olduğunu gördüğüm” yazmıyordu!.. ……. Edebiyat dergileri olmasaydı, edebiyatı televizyonlardan mı […]
Uçurtma [30 Haziran 2005 Perşembe]
Hadi bir düşünün bakalım; İnsanlar ha bire paradan puldan, ateşten baruttan, tanktan tüfekten, terörden trafikten, patronlardan, emeklilik kanunlarından bahsederken… Aynı anda birileri de; sokaklara çizilen sekseklerden, misketlerden, holihoplardan, balonlardan… …ve uçurtmalardan bahsetmeseydi, dünya nasıl olurdu?.. ….. Ya da bunlardan bahsedebilecek insanlar bu dünyada hiç olmasaydı?.. {*} Hadi bir düşünün, dedim ya… Vazgeçtim; Bunu hiç düşünmeyin!.. […]
Dikenini çıkartmak [26 Haziran 2005 Pazar]
Bu yazıyı okumadan önce, bir an başınızı kaldırıp bakar mısınız çevrenize? Az sonra söyleyeceğiniz sözü/sözleri daha önce de anlatmış mıydınız karşınızdakine?.. İnsanlar, acaba ne düşünüyor bizim hakkımızda? ….. Peki, biz ne düşünüyoruz diğer insanlar hakkında? Onlar, acaba sadece “sıkıştığımızda” gidip boşaldığımız yerlere mi benziyor ki; pis ve iğrenç ve kokmuş ve mikroplu ve bilmem ne […]
“Emir Aamat” [24 Haziran 2005 Cuma]
Baku’daki Lezgi Mescidi’nin bahçesinde, bir Çeçen dervişle tanıştım, diye anlatmaya başlıyor “Yalvaç Özlemi” isimli kitabında, emekli milletvekili Nazif Kurucu bey… -Türkiye’nin neresindensin? -Yalvaç’lıyım. -Orada, çok möhterem bir yatırın türbesi varmış?.. Diye bilgi istedi. İlçemizde yatır ve türbe olduğunu hiç duymamıştım. Kardeşim Tekin’le annemizin babamızın anılarına mevlit okutmak, kurban kesmek için buluştuğumuzda bu konuyu da araştırdık. […]
Daha ne desin kuşlar? [23 Haziran 2005 Perşembe]
"Gülden, bülbülden ve diğer bahçe güzellerinden söz etmem bahanedir”, diyen hazret-i Mevlânâ, Mesnevi’sinde anlatıyor: ….. Çok büyük bir ateş hazırlayanlar, yanıp ölsün diye de İbrahim Peygamberi bunun içine atmışlardı. O sırada gökte küçük bir kuş belirdi. Tam hazret-i İbrahim’in üzerinden geçerken, ağzında taşıdığı kuru dal parçasını ateşe bıraktı. İbrahim Peygamber; “O minicik çöpü atmışsın atmamışsın, […]
