Stop Köşesi
Alevcik [10 Ekim 2003 Cuma]
(Posta kutumda gene yok, parmaklarını öpmüş harflerle yazılmış birkaç satır…) Gök yıldız doluyken, gözünün önünde kendi yıldızı kaymış bir yolcu gibi şaşkın ve çâresizim. Kara bir okyanus içinde çalkalanırken, başka kaç parlayan göz kırpışı var gökte, umursamıyorum… Yıldızları dökülmüş gökyüzü gibi karanlık içim! {*} Halbuki biliyorsun; Bana her dokunuşunda yannndımm!.. Çünkü "alev" olmam gerekiyordu görmem […]
Kendini sevmek [09 Ekim 2003 Perşembe]
Kendini sevmek ile kendini beğenmek arasında, şöyle koskocaman bir fark var, öyle değil mi?.. ….. Şimdi sen, bir “deve”ye benziyorsun. Deve deve, bildiğin deve!.. Ama sen, işte bu deve ile uzun, geniş, sıcak, fırtınalı, zehirli ve yırtıcı hayvanlarla dolu bir çölden geçiyorsun… İşte, kendini sevmek; Seni taşıyan bu devenin terini silmektir, bitini kırmaktır, suyunu içirip […]
Çerağ [08 Ekim 2003 Çarşamba]
Korktum, duyduğum zaman; karanlığın içinde bir bina yanmış, sana yakın bir yerde… Korktum; karanlık cayır cayır yırtılmış ve çığlık çığlığa!.. {*} Sen, uyuyormuşsun aslında; Sevinsem mii, üzülsem mi!.. {*} Görmediğin,, belki de görüp bakmadığın için ağarmamış bir kuytunun karanlığında kalmış olan konak tutuşmuş orta yerinden… Tene düşen kezzap gibi, yahut; cana düşen sevda gibi düşmüş […]
Paspas (!) [05 Ekim 2003 Pazar]
Anladım ki; Necip Fâzıl’ı tanımak herkese kısmet olmaz… Çünkü bu adam bir cevize benzer. Bir kısım insanlar sadece yeşil kabuğunu görüp, onu kendilerine bayrak yapmaya çalışırlar; çünkü renklidir, boyalıdır, havalıdır… Fakat tadını saklamaya çalışırlar. Cevizin yeşil kabuğu, bir süre sonra silinecek boyalar bırakır sadece kendisini tutan ellerde. Sonunda bakarlar ki; altından renksiz ve kuru bir […]
Tıkır, tıkır, tıkır… [03 Ekim 2003 Cuma]
(Sabahın körü. Limon’un içinde sallana-sarsıla gidiyorduk… Bilen bilir, Limon benim 72 doğumlu sarı Wos-bağam. Eskidir ama, halden ve böyle sevdalardan iyi anlar…) Onu, sağımdaki koltuğa oturturken, sanki “kemiklerinin” gıcırdadığını duymuştum!.. Ben de şöyle bir yerleşip baktım ona, tebessüm ederek baktım… Yüzü gözü açılmış işte babam tozunu pasını sildiğinde. -Hadi bakalım, dedim. Gidelim artık… Yürüdük. Babama […]
Türk kimdir? (3) [02 Ekim 2003 Perşembe]
Türk odur ki; tepesinden alıp çiğnediği sakızı çiğnemekten yorulunca, tekrar çiğnemek üzere kafasının üstüne yapıştırır, demiştik ya… Peki, bilin bakalım, şu kimdir?.. Sokakta tanıdığı birini görür görmez, direksiyonu aniden üstüne doğru kırar ve gaza basıp, kaldırıma kadar kovalar… Bu “adam çiğneme” oyunu sırasında, diğeri kaçamaz da bir yerine bir şey olursa; “N’oolmuş ki?.. Sevdiğimiz için […]
Sis [01 Ekim 2003 Çarşamba]
Bizim site bir yandan şehre yaslanmış, ama diğer yandan bakınca ufka kadar dümdüz ova… Güneşin doğduğu yerde bir köy gözüküyor, esintili ve berrak havalarda daha sola doğru bakınca Karadeniz kıyısına dizilmiş pek yüksek olmayan dağlar, tepeler seçiliyor… Bloklarımızın etrafında dönen yol tam 2 bin metre. Sabahları insanlar yürüyor burda, sağlı sollu çimenlerin arasında… {*} Bazı […]
Ray, tren ve insan… [28 Eylül 2003 Pazar]
Demiryolunun kıyısından geçiyorduk. Elif Sabah yanımdaydı. Havadan-sudan devam eden konuşmalarımız, trenler üstüne döndü… -Öyle olursa böyle olur, peki şöyle olursa nasıl olur?.. -Madem öyle ise şöylesi nasıl?.. {*} Bir o soruyordu bir ben… Bazen gülüşüyorduk, bazen düşünüyorduk… Zaman zaman kendimi “çocuğu” gibi hissederim ben onun; söylemiştim ya size de daha önce, ondan ne çok şeyler […]
Kaynana [26 Eylül 2003 Cuma]
Cmabridge Üinversitesinde yaıplan bir arşaıtrmaya gröe, bir klimedkei hafrlrein hnagi sıarda didizlikleri dğeil, ilk ve son hafrlrein dğoru yerde olamalrı öenm tşamıatkadır. Geirsi taammen kamradaşır ve ynie de kloyca okubanilir. Buunn sbeebi isnan benyinin her hafri tek tek dieğl, klemieelri bir btüün oralak omukadısır… {*} Gerçekten çok ilginçti değil mi?.. Bana da çok ilginç geldi […]
Türk kimdir? (2) [25 Eylül 2003 Perşembe]
Türkleri tanımak kolaydır, kolaaay. Çünkü apaçık ipuçları elimizin altındadır… Türk odur ki; buruşuk kâğıt mendilini tozu çıkıncaya kadar cebinde gezdirdiği halde, nezle olunca, uzun bir şerit halinde kopardığı (tabii ki hiç kullanılmamış) tuvalet kağıdını katlar ve burnunu silmek için bunu kullanır… {*} Türk odur ki; “Söz Market” isimli köşesi yayınlanmadığı için millet telefonlara sarılır, yazı […]
Türk, kimdir?.. [24 Eylül 2003 Çarşamba]
Uzun uzun “kimlerin Türk olduğunu” araştırmış birileri. Yani bir bakışta Türkleri tanımamızı sağlayacak ipuçlarını bir araya getirmişler… Neymiş bu maddeler, biliyor musunuz? Okuyun da görün bakalım. Türk odur ki; kısmen kullandığı kâğıt mendilini kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır… {*} (Sobe!..) Hemen üstümü başımı aranıyorum. Bakıyorum ki, ceplerimde unutmuş olduğum iki üç tane […]
Çiviler ve delikler [19 Eylül 2003 Cuma]
Anlatmazsam içimde kalacak… Bir ara kriz yaşamıştık ta bir miktar alacağımız birikmişti ya içerde. İşte o günlerde, yani geçen senenin yaz başı, aradılar. Malumunuz, ben her gün gazete binasına gidip de işi başından aşmış olan abilerimin ayağına dolaşmam boş yere… Telefonda dediler ki; “Herkes aldı, hadi sen de gel ve birikmiş olan paranı al!..” {*} […]
Damla ve ışık [18 Eylül 2003 Perşembe]
Kırmızı bir mum düşünüyorum, senin gibi… Senin gibi kırmızı bir mumu, senin gibi düşünüyorum yani… Yani, düşünmemi istediğin gibi. {*} Kırmızı bir mum düşün, diyorsun ya ışıl ışıl yanan… Kırmızı bir mum düşün; pembe damlalar halinde eriyip yok olurken, yerine aydınlığı bırakan… Düşünüyorum; Sen gibi! {*} Şimdi sen de düşün kırmızı bir mumun ılıkpembe damlalar […]
Turnalar uçun [17 Eylül 2003 Çarşamba]
"Turnalar uçun… Yayladan geçin…” Namlunun gözü gibi baktı bana!.. ….. Biliyordum… Şimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi; Ve düşecektim, ayaklarına!.. {*} Halbuki, uzuuundu yolum. Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları… {*} Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu… Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru […]
Albeni [05 Ekim 2006 Perşembe]
İkisi de aynı ev; metrekareleri aynı, oda sayıları aynı, planları aynı… Her ikisi de aynı ev; suları akıyor, giderleri bağlı… Elektrik ve doğal gazı var her ikisinin de… Üstelik ikisinin bulundukları katlar bile aynı… Fakat biri diğerinden misliyle pahalı!.. {*} Cazibeye “albeni” de deniyor. Zıttı “alma beni” mi?.. Fiyat, işte burada fark ediyor! Yenilmeye şartlanmış […]
Gözlük nerde? [01 Ekim 2006 Pazar]
Neler hatırlattı şimdi bana bu kitap. Sanki kendi içime daldırıp çıkardı. Ne çok hatıra birikiyor aslında insanın içinde… Ve hayat bunlarla daha bir tatlı oluyor, değil mi? {*} Büyük bir fabrika önünde, kalabalık bir insan topluluğunun resmini almaya çalışan, omuzu çantalı fotoğrafçıyla az kalsın toslaşıyorduk!.. O bana baktı, ben ona baktım… Sonra da hayretler içinde […]
Adını bilmeden sevdim [29 Eylül 2006 Cuma]
Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü… Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, “yar”lığa süzülüşünü. {*} Ben seni, sesini duymadan sevdim… Ve duymadan nefesini. Ben seni adını bilmeden sevdim… Ama; sevdim!.. {*} Üşüyüşünü sevdim… Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü; “Gel, ısıt” deyişini!.. Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde, bilerek gelmeyeceğimi… Akşam […]
Pratik bilgiler [28 Eylül 2006 Perşembe]
Teknoloji dev adımlarla ilerlese de, insanlar “yanılmayan” ilkel metotlardan ayrılamıyor… Uzun zamanların tecrübeleriyle gelen bazı pratik bilgiler veriyorum bugün, ilginizi çekeceğinden emin olarak… Hava nasıl olacak?.. Bu hemen hepimizi, hemen her vakit ilgilendiren bir konu… Buyurun, havanın nasıl olacağını kendiniz anlayın: {*} * Rüzgarsız ve oturmuş bir havanın habercisi, baca dumanlarının düz çıkmasıdır. * Bacadan […]
Hayatı ayakta karşıla! [24 Eylül 2006 Pazar]
(Bazen hatırlamakta fayda var!) ….. ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? {*} Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit […]
Saç ve delik… [14 Eylül 2003 Pazar]
Çoğu insan için ne büyük bir hazdır; her adımda başında kıpırdayan dalgalar; her eğildiğinde yanağının üstünden firar etmeye çalışan şımarık, küçük bukleler; konuşurken gözünün önünde oynaşan yaramaz, muzip lüleler… Saçlarınızı sever misiniz?.. {*} Saçlarınızı sever misiniz bilmiyorum, ama şunu biliyorum; pek çok kişi farkında bile değil saçlarının… Ta ki tel tel terk etmeye başlayıncaya kadar […]
