Molyannacılık [12 Eylül 2003 Cuma]

Bazen tiraj düşüyor ya, bu gazete kapanır!.. Ama sanırım bunu çoğunuz görmezsiniz; çünkü havada zehirli gazlar, suda zararlı eriyikler dolu. Peki ya yedikleriniz?.. Hazır gıda diye parayla alıp bebeklerinize yedirdiklerinizin çoğunu böceklerine bile yedirmiyor eloğlu… Zaten bu gidişle yakında Afrika akbabaları gagalarını silecek kaburga kemiklerinize, güneydoğu da çölleşmeye başlamış çünkü. Çölleşme, kelleşme gibi ya; başlayınca […]

4 mins read

Akla ziyan [22 Eylül 2006 Cuma]

(On saat var yüreğini duymadım…) Ben, bir acı olurum; Gönlüne kiracı olsam… Düşsem içine; Sancı olurum! Düşsem, hayalsem, hatta vehimsem gecelerine, inan; Sükûnetine talancı olurum! {*} Jilet yuttuğum, zıpkın yediğim gün siyanürlü tabağından; Kendi avıma av olmak… Râmına tav olmak… Ve çılgın rüzgârına kapılmak delibaş bir çıtalı uçurtma gibi… Ve koptu-kopacak iplerle yüreğimden asılmak, yüreğindeki […]

1 min read

Yarına kalan… [11 Eylül 2003 Perşembe]

Seni seviyor olabilmesi, ve seni seviyor kalabilmesi; Seni seven kimsenin, kendini; sana "hizmetkâr" kılabilmesiyle çok alakalı… Hiç düşünmemiştin bunu değil mi; Hatta bir annenin, neden çocuğunu bu kadar çok sevdiğini bile… Hatta bir öğretmenin, kendini, neden kendi sınıfındaki yavruların ana veya babası (gibi) hissettiğini… Bir hasta bakıcının, bir yol kılavuzunun, bir plaj cankurtaranının, bir gece […]

2 mins read

Ders: Hayat bilgisi [10 Eylül 2003 Çarşamba]

Bu sabah kitap okurken aniden şunu fark ettim ki; “ilm-i hal” hayat bilgisi demek!.. Şimdi gene birileri şöyle diyecek: “Bu çocuk bunu bile yeni mi öğreniyor!” Bunun üzerine bu çocuk da aynen şöyle diyecek,, yok yok, cevap vermeyecek… {*} Biz çocukken bu isimde bir ders vardı, sanırım şimdi yok. Belli ki çoook şey gibi bunun […]

3 mins read

Şehriyârân [21 Eylül 2006 Perşembe]

Bu kelimeyi ilk defa okuyorsunuz. Bu kelime ilk defa yayınlanıyor çünkü… Bu kelime, çok sevilenler “sevgililer şehri” anlamındadır ve bu kelimenin bir isim olarak basılı olduğu kapakları taşıyan kitapların içinde yazılı binden ziyade evliyanın hayatları ve hatıraları hatırına ilham olmuş, bu harfler ilk defa bir araya gelmiştir… {*}  Şehriyârân… Sevgililer şehri… Okuduğunuz, bir kitap ismidir… […]

3 mins read

Başkasının çocuğuna saldırmayın [15 Eylül 2006 Cuma]

Birbirinin uzağındaki iki yol gibi, iki “tembih”, geldi, aynı noktada birleşti… Biri; bizlere aktarıla gelen gelenek, terbiye, saygı biçimi. Diğeri; bugüne kadar karşıma çıkan en profesyonel düşünce sisteminin süzerek, imbikten geçirerek sunduğu metot… Neydi bu?.. {*} “-Peki” de!.. -… “Peki” desen bile, gel de deli kanına anlat bunun mantığını!.. Büyüklerine, amirlerine hatta arkadaşlarına bile önce […]

2 mins read

Kınalı Ali [05 Eylül 2003 Cuma]

Bir "Kınalı Ali" hikâyesi anlatılır; Duymayan duysun, bilmeyen öğrensin, dinlemiş olan da bir daha dinlesin, diye. Çünkü çoğu hikayede, çoğumuzun alabileceği çok dersler vardır… Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri kontrol ederken onlarla laflıyor, "nerelisin" gibi sorular soruyordu. Saçının ortası sararmış çocuğu görünce, merak ederek; – Adın ne senin evladım, dedi. Çocuk; – Ali, dedi. […]

3 mins read

Yuvalar boş kalmamalı [14 Eylül 2006 Perşembe]

Daha az önce; epey zamandır uğraştığım havuzun başından gelirken ceviz ağacındaki yuva geldi aklıma… Tam altındaydım ve demin birkaç karga uçmuş ve yuvanın sahibi olan iki “guguşçuk” kuşunun kendilerine has “uçma seslerini” duymuştum. Geçen hafta cevizi silkerken çıkmıştım bu derme çatma yuvanın yanına. İki tane yumurta vardı içinde. Aklıma, şu yuvanın çalı-çırpısını elden geçirmek ve […]

2 mins read

Koşmak istemiyorum [10 Eylül 2006 Pazar]

Hepimiz, ama hepimiz ipi göğüslemek istiyoruz… Ama hiçbirimiz koşmak istemiyoruz! Değil mi? {*} Peki neden hepimiz kürsülerde alkışlanmak istediğimiz halde, hiçbirimiz pistlerde ter dökmek istemiyoruz?.. Cevap: Çünkü birazcık “tonton”uz ya, o yüzden de “tembel”iz!.. {*} Ben bazen ne kadar “gıcık” olabildiğimin farkındayım… Ama sizden önce kendimi tırmalıyorum! İnanın, yarınki gazetede çok güzel bir yazı okumak […]

2 mins read

Plâket [03 Eylül 2003 Çarşamba]

Biz, takdir edilmemeye alışığız. Bunca yıldır yazar ve çizerim; “sizin gönlünüzden başka” madalyam olmadı. Şükürler olsun!.. Size, bu şükrün “anlamını” ifade etmem mümkün değildir. Ama, bilin ki; teşekkürüm samimidir. {*} Küçük bir çocukken, ne yapacağımı ve nereye gideceğimi bilmezken yazdığım bir şiir, bana vali elinden bir saat kazandırmıştı. Babamın o zamanki yaşına geldiğim zaman ikinci […]

2 mins read

M. R. Şirin [31 Ağustos 2003 Pazar]

20 sene olmuştur. Adını duyduğum günü gayet iyi hatırlıyorum; İstanbul Radyosu bugünden çok daha popülerdi ve gidip tanışmam için bana ismi verilmişti. Hangi gün cesaretimi toplayabildim, unuttum; ama merdivenler ve kapının kenarlarında nöbet tutan fiyakalı askerler, ve o kocaman kapı hatırımda… {*} Şimdi tanıdığınız (o zamanlar hiç bilinmeyen) çok kişiyi ben ilk defa onun ağzından […]

3 mins read

Dost; sen gibi… [28 Ağustos 2003 Perşembe]

Ekmeği ikiye böldükten sonra, eşitliğinden emin olarak ortaya koyabiliyor musun… Ve açıkça, net olarak diyebiliyor musun; Al, canının istediğin parçayı!.. {*} Emeği, ve sana ait zamanları döktükten sonra bir insanın üstüne… Gördüğünde, karşındaki dudağın kıyısında kıymet bilmez bir tebessüm, asıl o zaman ne yapıyorsun?.. Artık geçmiş olan zamanlara bakıııp, bakıp ardında; ne diyor… Ne düşünüyorsun?.. […]

2 mins read

Özel bir gün [27 Ağustos 2003 Çarşamba]

Sen ve ben için, özel bir gün olsun hadi bugün… Var mısın?..) ….. Sanıyorum ki hiç, ama hiç kimse; “Yaşasııın, yarın yine hatalar yapacağım” diye sevinmez!.. Henüz “kin” olmamış dünkü öfkeler bugünün, bu dönemin kıvamını oluşturmakta… Ama biz, acaba nasıldık beş sene geride?.. {*} Kinlerimiz; derimizin yıllarca sürtünen yerlerinde oluşan nasırlara benziyor!.. İşe bakın ki; […]

3 mins read

Farkı ne, özleyenin?… [24 Ağustos 2003 Pazar]

Özlemek ile, özlenmek arasındaki fark; Sen ile ben arasındaki farktan fazla değil!.. ….. Anlıyor musun?.. {*} Özleyen, ile özlenen… Uçan bir ok; Ve bekleyen bir hedef tahtası… ….. Yol biterse eğer, veya yeterse ömrüm; Kavuşacağız!.. {*} Özlemek ile, özlenmek arasındaki fark; Sen ile ben arasındaki farktan fazla değil!.. Sen ile ben arasındaki fark ise; Süt […]

1 min read

Ketçaplı kitap [22 Ağustos 2003 Cuma]

Zamanımızda, hiç kitaba para vermemiş biri olmak ne kadar acı, öyle değil mi?.. Halbuki "kitaba" para ödemek; İçi dolu bir torbayla ayakkabı dükkanından, veya elbise mağazasından çıkmaktan çok daha iyi hissettirir kendini insana… {*} Mümkünse sardırmam, torbaya bile koydurmam… Kalbime yakın olan koltuğuma sıkıştırırım çoğu zaman, yeni aldığım kitabı; Fısıldasın bana usul usul… Ve dostluğumuz […]

2 mins read

Kâğıt ve değeri!.. [21 Ağustos 2003 Perşembe]

Tombaladan çıkmadık! İki kuşak öncemizde yaşayanlar Osmanlı Devleti’nin evlatlarıydılar… Bizler tombaladan çekilmediysek, ve debelene debelene gün ışığına çıkmaya çalışan bir sarı civcivden daha akıllıysak; Dedelerimizin hayatından ibret alacağız!.. {*} Onların, cihâna boyun eğdirebilmesinin bir sırrı vardı… Ve yine Osmanlı’nın, cihâna boyun eğmesinin de sırrı; cihâna boyun eğdirmesinin sırrı ile aynı idi!.. Osmanlı, elindeki silaha, belindeki […]

4 mins read

Bil artık ! [20 Ağustos 2003 Çarşamba]

Özlemek ile özlenmek arasındaki fark nedir sence?.. {*} Bal beklerken benden herkes… Ben, senin canını yakmışsam eğer,, veya, yani; senin canın yandıysa “ben” yüzünden… Bil ki artık; Ben yoktur yer yüzünde!.. {*} Senin canın yanar, sanki bir oyunda gibi; Ama benim canım; yanıp kül olur, biter, tükenir, kalmaz artık ve ben kalmam gayrı ayak basılan, […]

1 min read

Sekte-i kalb-i zemân [17 Ağustos 2003 Pazar]

Bir ân’ı; bir anı olarak bıraktık geride!.. Unutmak; yarığı kapanmış bir yara gibi. Veya öksürse, sabah balgamından kurtulacak ciğer gibi; sanki silkelense "bu kara sinek" zihninden uçuverecek!.. ….. Biz,,, nerdeyiz?.. Biz, bir anı bırakmıştık geride… Bir an bırakmıştık, ve 17.127 can bırakmıştık! Takvimlerin kenarında 8 puntoluk bir cümlede mi kaldı şimdi bunca şey; bunca korku, […]

2 mins read

Anla(şıl)mak [14 Ağustos 2003 Perşembe]

Sabah, oturduğun dairenin kapısını açtın, ki karşı komşunla burun buruna geldin. Baktığını görünce tebessüm ederek "günaydın" dedin. Aynı anda o da gülümsemişti ve (Moğol lisanıyla) bir şeyler demişti sana!.. ….. O sıra asansör geldi ve aşağı indin. Ama kafan karışmıştı. Epey zamandır tanıdığın bu insan neden bilmediğin bir dilde konuşmuştu… {*} Apartmanın kapıcısı camları siliyordu. […]

3 mins read

Ağaçlar ve babalar [13 Ağustos 2003 Çarşamba]

Dallarından ceviz düşürdüğünüz bir ağacın ne ağacı olduğunu bilirsiniz değil mi?.. Peki ya kıpkırmızı elmalarını sarkıtmış olanlar ne ağacıdır?.. Söylemeyin bunun cevabını, söylemeyin. Çünkü böyle soru sorulmaz!.. {*} Her ağaç, her sene meyve vermeyebilir. Her ağacın, her sene, her meyvesi olgunlaşmayabilir… Rahmetin kesildiği bir zaman denk gelebilir de meyve mevsimi, kurur gider ortalık. Yahut ağacın […]

2 mins read