Stop Köşesi
Gurur domuzunun sırtında kıl olmak!.. [10 Ağustos 2003 Pazar]
Biri geçse karşımıza, ve dese ki: -İki, iki daha kaç eder?.. İnanın, en azından yarımız buna cevap vermez,,, veremez… Çünkü bir huylu beygirin ağzındaki çelik gem gibi dilimizden yakalamıştır bizi gururumuz, ve nefsimizin kamçısı her an şaklamaktadır sırtımızda… Soru tekrar edilir; -Yahu, şu ikisiyle bu iki şey ne eder?.. Düşmana bakar gibi bakarız şimdi, karşımızdaki […]
Çöl [08 Ağustos 2003 Cuma]
Bu yazıyı, sizin için yazmıyorum… Çünkü ben, sizi tanıyorum; siz de beni tanıyorsunuz… İşte bu yüzden, bu yazıyı sizin için değil; benim ulaşamadığım halde sizin tanıyor olduğunuz kimseler için yazıyorum… {*} Çöldeyiz… Kaybolduk!.. Açız, ama daha da önemlisi içecek suyumuz yok… Ne yapacağız?.. ….. Dağılıyoruz!.. Her yüz başka yöne bakıyor çünkü, ve herkes "şu taraf" […]
Yollardaki fenerler [07 Ağustos 2003 Perşembe]
Her kör, âmâ değildir. Her kör, âmâ olmadığı gibi, her âmâ da kör değildir!.. ….. Âmâ olmak, kafa gözünün görememe halidir, fakat kör olmak; gönül gözünün!.. Âmâ olana acımak ile kör olana yanmak arasındaki fark, kıyas kabul eder mi?.. ….. Âmâlar göremese de, hissederler, anlarlar ve bilirler… Körler ise bakarlar. Görürler de,, ama hissedemez, anlayamaz, […]
Rahmet [06 Ağustos 2003 Çarşamba]
Çatlarken toprak… Solarken yeşile çalan ne varsa… Kimselerin umurunda değildir, çiçeklerin bükülen boynu; onlara bir acıyan olmasa… {*} Merhamet; kasvetin, ve zulmetin ardından gelir!.. ….. Sıcak; sanki cehennemi üfler dimağlara!.. Rüzgar bile; koşarken ölmüş bir yarış atı gibi yatar artık kenarda, kıpırtısız!.. Canlı olduğunun farkındaki her canlı; sanki "ruhunun bile" buharlaşacağını sanır… …iken gökler de […]
Çalışayım biraz! [03 Ağustos 2003 Pazar]
Adı lazım olmayan bir arkadaşım şöyle yazmış: -Yahu, ben de “bu yorgunluğum neden”, diyordum… Hesapladım ve bak ne fark ettim. Dikkatli oku ama… Bu ülkede, 65 milyon nüfus var mı?.. Var. Peki bu 65 milyonun 35 milyonu 15 yaşından küçük mü? Küçük… Geriye ne kaldı? 30 milyon… 10 milyon emekli var mı? Var. Kaldı mı […]
Ailenizi koruyun!.. [01 Ağustos 2003 Cuma]
Eskiden kahramanlık türküleri dinlerken atlarımız kişnerdi, ve sanki serhat boylarında elimizdeki kılıçlarımız parlardı okurken tarihi romanları… Kılıçlarımız ne kadar bilenmiş, keskin ise o kadar parıldar, ve bu parıltı toprağımıza, inancımıza göz dikmiş düşmanlarımızın gözünü alırdı… Nasihatlere kulak kabartırdık: "Rus’tan dost olmaz. Aman dikkat edin, toprağınızı Rus çizmesinden koruyun!.." Dişlerimiz sıkılırdı bunları duyunca. Dikilir, belirgince göğsümüzü […]
Yaz, ma!.. [31 Temmuz 2003 Perşembe]
Bu köşe başladığı zamandan beri, dostlardan bahsetmekten çekinmedim. Mümkün olduğunca da çok isim yazmaya dikkat ediyordum; özellikle Stop köşemizin hareketli olduğu ve geniş yayınlandığı yıllarda. Size bir soru: Adından bahsedilmek insanların hoşuna gidiyor, öyle değil mi? Değilmiş aslında, bunun da bir yolu yordamı varmış… {*} Günün birinde bir dostum gelip suratını ekşitti ve şöyle dedi: […]
9’un ardından… [30 Temmuz 2003 Çarşamba]
Temmuz ayının son haftasıydı… Üzerine kat kat iplikler sarılmış tombul bir tırtıl gibi heyecanlıydım; çünkü yarmak vakti gelmişti artık ipek kozamı, ve ben bile ilk defa görecektim kanatlarımı… {*} Dosyam, boğulmuş ve kuma sırtüstü yatırılmış bir küçük çocuk gibiyken masaların üstünde; hayat öpücüğü gibi bir nefes üflendi içine: -”STOP” olsun!.. Adı konduğunda böylece, yine bir […]
Antipembe kalınmaz!.. [27 Temmuz 2003 Pazar]
(Halime Gürbüz’den "pembe zamanlar", Muammer Erkul’dan "pembe gülücükler"; hayatı tozpembe göstermek için elinizden geleni yapıyorsunuz gazetenizde. Tamam da, hayat sizin söylediğiniz gibi pembe değil ki, başka renkleri de var. Biraz da gerçekleri yazın; acıları, aldatılmışlıkları, kandırılmışlıkları…) ………. Yüz yazardan 98’i sizin söylediklerinizi yazmıyor mu zaten? Veya hayatın yüzde ikisi bile iyilik, güzellik, sevgi, hoşgörü değil mi?.. Veya şöyle […]
Hap, ve yutmak… [25 Temmuz 2003 Cuma]
Önce dalga geçiyor sanmıştım. Sonra anlattığını fıkra sanıp çok güldüm… Ama, ardından karar veremedim; ne kadar ağlayacağıma!.. {*} -Bizim oralarda insanlar, dedi… Ne zaman ellerine bir hap geçse, hemen yutarlar; "Nasılsa bir yerime iyi gelir" diyerek!.. ….. İşte bu lâfı ilk duyduğumda gerçekten inanamamıştım… Özellikle de ilaç ürkeği biri olarak; bir insanın, herhangi bir yerinde […]
Rengârenk [24 Temmuz 2003 Perşembe]
Vazgeç bütün renklerden, dedi. Beni dinle!.. O bir sesti artık benim için, ben ise onun için bir kulak; Doldu içime!.. ….. Sarı, ayrılıkları hatırlatıyor insana, diyerek devam etti: Kızarmaya yüz tutan kuru sonbahar sarılarından; yumuşacık, civciv sarılarına kadar vazgeç tüm sarılardan… Sana sarı yakışmaz, çünkü sarılar ayrılığı söylüyor bana… {*} Pembeler hayalperesttir, biliyorsun… Ayakları yere […]
Ateşe düş’tüm [23 Temmuz 2003 Çarşamba]
Ateşe düşer pervaneler… Ama pervaneler ateşe düşmeden; ateş düşmüştür içlerine!.. Ateş, pervanelerin içine düşer; Ve pervaneler, ateşe!.. {*} Ateşe düştüm… Ateşe düştüm, şuna karar veremediği gün zaman: Yanan hangisidir; Pervane miii, ateş mi?.. {*} Ateşe; düş’tüm… Ateşe düş’tüm ve ateş de bana düş’tü, her rüyâda!.. Rüyâlarım sürükledi zaten beni bu ateşin koynuna; Ateşe düştüm!.. {*} […]
Gündöndü [20 Temmuz 2003 Pazar]
Gündöndünün güne dönük yüzü gibi sana dönük yüzüm… Güneşimsin! {*} Bilirim ki; kavuşsam yanarım, ateşe düşmüş bir pervane gibi!.. Bilirim, ama dönemem arkamı yârime; var kalmak için… Sanki var kalmak, yâr kalmak gibi; yani sanki, yar kalmasam var kalamam… {*} Görmesem, kalsam karanlığında; solarım. Çünkü ben ışık solurum yüzünden, rengimi solurum!.. Görmesem titrer boynum, bükülür; […]
Simidin yarısı [18 Temmuz 2003 Cuma]
Saçın gibi savrulurken dumanı, içini çekti vapur; istim düdüğü ile… Güverteye atlayan son yolcu bendim; çözülen halatın üzerinden… Bir elimde, okuduğum yerde işaret parmağım kalmış kitabım, diğer elimde çantam ve bileğimde çıtır susamlı simit… ….. Ben büyüdüm, simitler küçüldü!.. {*} Zaman, pastırma bıçağı gibi!.. Bastırıp bastırıp doğruyor insanları tezgahtaki kurbanlık koyunlar gibi!.. Bizler bu yüzden […]
Çorba(!) [17 Temmuz 2003 Perşembe]
Yürüyerek eve geldik. Bahçeye girdikten sonra, dedi ki dedem: -Az evvel kibri anlatmıştım ya… Zannediyorum o zaman sen; “iyi ki örnek verdiği insanlar gibi değilim” diye düşündün, ve “nasılsa beni kastetmiyor” diyerek bir rahatlık rüzgârı gezindi içinde… Şimdi beni tekrar, ve çok iyi dinle… {*} Üç adam çağırmıştım sofraya. Ve bir koca tas çorba koyup […]
Leş [16 Temmuz 2003 Çarşamba]
Bir şeyler olur, dedemi hatırlarım ben… O gelir, ve yaralı gönlümü sıvazlar gibi fısıldar kulağıma, bana bir şeyler hatırlatır. Öyle zannederim. Ama içinde dedemle birlikte bulunduğumuz bir hikaye belirir zihnimde, ve; ben bunu daha evvel neden hatırlamadım, derim… {*} Balya telini kıvırıp, arka bacağına geçirmişler. Sonra teli çekerek düğümü iyice sıkıştırmışlar. Ve insanlardan en uzaktaki […]
Hani, yâr bakar gibi [13 Temmuz 2003 Pazar]
Hani, yar nasıl yanarsa içinde… İşte öyle özlenir, üç mevsim boyunca Kuzuluk!.. ….. Dördüncü mevsimin adı; vuslattır… Hasret biter. Yani artık "biz mevsimi" başlar Kuzuluk’un… Devran döner bir kere ve devri gelir devredaşların. *** Yeşil halıyla kaplanmış bir odaya girer gibi, sanki çıkartıp Aksartepe hizasında pabuçlarını, girince en çiçekli bahçeye; Çiçekler açar gönlünde… ….. Bir […]
Pembe gülücükler… [11 Temmuz 2003 Cuma]
Şimdi, çeşitli meslek ve yaşlara sahip dostlardan notlar var önümde… Bana hoş ve ilginç geliyor bunlar. Ve neticede bu arkadaşlar da sizin parçanız… Ilıkpembe’nin çıktığı 4 Temmuz Cuma gününden itibaren Çarşamba’ya kadarki bazı notları sizinle paylaşmak istiyorum. Farklı bir renk, değişik bir nefes, ve çeşitli sesler olsun… {*} "Yarına kadar beklemek zor geliyor, Ilıkpembe’yi kucaklamak […]
Bir yeşil bacak [10 Temmuz 2003 Perşembe]
Hafta sonu, bahçede, ceviz ağacının altında oturuyorduk… Yirmi beş, otuz metre kadar uzaktayken gördüm onu; hemen peşindeki bir dişi serçe kuşundan kurtulmaya çalışıyordu… {*} Arabanın bulunduğu taraftan belirdiler, peşpeşe… Kuş, bir kelebeği yakalıyor sandım… Ama dönüp terasın üst duvarına, ordan kiraz fidanının ince dalına, ordan altında oturduğumuz cevize, ceviz dalından da (içimi ürperterek) boynumu sıyırıp […]
Yavru ördek [09 Temmuz 2003 Çarşamba]
Hey!.. Hayatın daima gülümseyen yüzüne bakan, ve daima gülümseyen adam; Ben de sürekli gülümserdim geçmişte!.. … Şu an gülümsüyor olmandan bile, belki ne mühimdir biliyor musun?.. ….. Bunu öğrenmek için, şimdi beni iyi dinle. Kulağını güzelce aç, çünkü sana birkaç sırrımı vereceğim; İç içe sarmalanmış olarak… {*} Şu an gülümsüyor olmak kadar önemlidir; bir zamanlar […]
