Stop Köşesi
Düşmemiş yağmur damlası [28 Haziran 2001 Perşembe]
Düşmemiş yağmur damlası Husule gelmiş; Ama orda… Bir bulutun “hayalden beden”ine tutunmuş… Ve bırakmak için ellerini en küçük ısı farkını bekleyen, düşmemiş bir yağmur damlası gibi bakıyordun ya bana; Pırıl pırıl titreyerek!.. {*} Hani koşuyordum ya, yağmur altında sırılsıklam; ve bir yandan da ağırlaşan giysilerimden kurtulmaya çalışarak… Hani seni görmeye çalışıyordum ya zaten, yere […]
Hem sevin, hem kork! [27 Haziran 2001 Çarşamba]
Hem sevin, hem kork! Çok yakın zamanlarda, üst üste başına gelmiş o kadar çok bela-musibet anlattı ki, masal anlatıyormuş gibi dinlemeye başladım onu… Anlatacaklarını bitirip, sözü dedeme bırakınca, içimden aynen şunlar geçti… Dedem şimdi; “günahlardan kaçıyor ve emirleri yapıyor musun?..” diye soracak dedim… Ama, dedem önce beni dizinden indirdi, ve; -Gel seni anlından öpeyim, dedi. […]
Karpuzcu baba [26 Haziran 2001 Salı]
Karpuzcu baba İki gün öncesine kadar her gecesini bostan bekleyerek geçiren adam, şehirdeki yol kenarında görünce bir karpuz sergisi yaklaştı… “Ohhh”layarak çöktü kenara, ve boynuna dolamış olduğu yemeniyi çözüp sallarken kendine doğru; “Ne sıcak, dedi kendi şivesiyle… Kırsana bir tane de yiyelim…” ….. Bir öyle, bir böyle baktı karpuzcu. Sonra da; “Paralı bunlar” dedi. “Paralı […]
Pusula [22 Haziran 2001 Cuma]
Pusula Bir gün, mutlaka bir pusula geçmiştir eline, veya mutlaka bir pusula geçecektir… Bundan “adın gibi” emin ol!.. {*} Ama ilk önce şunu kabul etmeliyiz: PUSULAYA BAKANLAR, ONUN KENDİLERİNE NE GÖSTERDİĞİNİ ANLAMIYORSA, SUÇ; PUSULANIN DEĞİL!.. ….. Pusula, hep kutbu gösterir. Kutbu bilen, yolunu bulur!.. Denizlerin dibindeyken de, dağların zirvesindeyken de pusulan hep aynı yönü gösterir… […]
İki farklı köpek [21 Haziran 2001 Perşembe]
İki farklı köpek (Dedeminkiler gibi olamaz, ama size “sanki ondan aktardıklarıma benzer” bir hikâye anlatayım) ….. Bizim mahallede iki tane köpek vardı. Her ikisi de kendi bahçelerinden çıkmadıkları, daha doğrusu çıkamadıkları halde bizler her ikisinden de çekinirdik. İri ve siyahtı biri. Bahçe duvarının parmaklığı ardında yatar, sessizce yoldan geçenleri seyrederdi. Sanki hiçbir yeri kıpırdamazdı çoğu […]
Üç incir çekirdeği… [20 Haziran 2001 Çarşamba]
Üç incir çekirdeği… İnanamadı ona telefonumu verdiğimde; çığlıklar attı… Bir şeyler söyleyecekti, belki bir şeyler öğrenecekti ve bir şeyler isteyecekti benden… Ama henüz ikinci konuşmamızda tartışmaya başladı benimle… ….. Dün, o yok iken hayatımda ve bir dakika sonra da olmayabilirken… Üstelik belki de pek çok öğrenebileceklerimiz varken birbirimizden; üç telefon hakkının henüz ikincisini benimle tartışarak […]
Eğer kadın olsaydın (!) [19 Haziran 2001 Salı]
Eğer kadın olsaydın (!) Televizyonculuk ile uğraşan bir sevgili dostum, günün birinde bana ne dedi biliyor musunuz?.. Titremeye hazır olun!.. Çünkü cümle aynen şöyle idi: “Sen, eğer kadın olsaydın… Güzel bile olmasaydın, sadece kadın olsaydın; Şu an Türkiye’nin en ünlü yazarıydın!..” {*} O gün, bu arkadaşımın beni sevdiği için olayı “abarttığını” düşündüm ama ardından kafa […]
Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi! [15 Haziran 2001 Cuma]
Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi Dedemin akşam yemeğindeki misafirleri, demlikteki çay da tükenince “gitme vaktidir” deyip izin istediler. Hep beraber kalktık ve onları uğurlamak için dışarı çıktık… Sokağa açılan bahçe kapısından dışarı çıkmak üzere olanlardan biri yanındakilere; – Çok büyük adammış!.. Dedi, dedemi kastederek. Ben, büyük bir lezzet aldım bu laftan. Ama dedem de […]
Sevginin kökü olur! [14 Haziran 2001 Perşembe]
Sevginin kökü olur (Yani, anla ki; sen beni sevmiyordun!..) ……. Sen, kendin için, hoşuna giden bir oyuncağı seviyordun ve onu ele geçirmeye çalışıyordun, başkalarından evvel… Sen, kendini seviyordun, beni değil!.. {*} Şimdi, başka birine daha “onu sevdiğini” zannettirmeye çalışıyorsun, değil mi; …hatta kendin bile “öyle olduğunu” sanarak!.. ….. Kandırma insanları… Kandırma, kendini de; çünkü sen, […]
İngilizin “KORKUNÇ” intikamı (!) [13 Haziran 2001 Çarşamba]
Holigan katilleri “Holigan katili” olarak bugünlerde tekrar mahkemeye çıkartılan şu çocuk var ya; gazetelerde resimlerini gördükçe içim sızlıyor… Tanımam etmem, nereli olduğunu, neye inandığını, yaşını, hatta adını bile bilmem de, niye mi sızlar içim?.. Hadi anlatayım size de, rahatlayayım bari… ……….. Tanımadığım halde bu çocukları, olayların ardından, koca memlekette; “Avrupa bize kaş çatarsa neyleriz?.. Derhal […]
“Bilinmeyen kişi” kim?.. [12 Haziran 2001 Salı]
“Bilinmeyen kişi” kim?.. Bir gün açlıktan ölecek hale düşeceksin, diye konuştu dedem… En yakınların dahil, hiç kimsede sana verecek bir lokma bile yiyecek olmayacak; çünkü kendileri senden daha zor durumda olacaklar… İşte tam o sırada biri çıkagelecek. Leziz yiyecekler ile besleyip seni ölmekten kurtarırken; “Falanca yerde, falanca zaman birine bir ikramda bulunmuştun. O kişi benim… […]
Mavi damla (deverân) [08 Haziran 2001 Cuma]
Mavi damla (deverân) Mavi gökten bir damla düştü denize; Su ile buluşan suyun oluşturduğu iç içe dalgalar, dış dışa halkalar halinde koşuştular müjde taşıyan denizatları gibi… Mavi gökten bir damla düştü denize; Deniz maviye kesti!.. {*} Mavi gökten bir damla düştü yere; Çatlamıştı toprak, dudaklarım gibi… Mavi gökten bir damla düştü yere; Savruldu başımızda tooz, […]
Salata sever misiniz? [07 Haziran 2001 Perşembe]
Bazen irkilirim; niye mi?.. Çünkü yazdığım yazıların, birileri tarafından “OKUNABİLECEĞİ” aklıma gelir!.. Yani şöyle; “Eyvah… Ya bu yazdığımı birisi okursa!..” {*} Ben, odamda tek başıma yazarım… Nefret ettiğim şey nedir biliyor musunuz?.. Yazdıklarımın, (elle, daktiloyla veya bilgisayarla yazmam farketmez) ben yazarken okunması… Yazı bitsin, hep beraber okuruz; ama henüz “pişmeden” aşımın parmaklanmasından hoşlanmam… {*} Dedim […]
Bir deste çiçek, sana (!) [06 Haziran 2001 Çarşamba]
Herzekârâne hâlim, ahvâline âhımdır Vicdanımı inleten ihmâlen günâhımdır! Birkaç yazı var ekranımda yarım yamalak… Aklımda yumak yumak cümleler; çöz ki çözebilirsen!.. Saat sabahın onbuçuğu… Yazılardan biri “yazılarımı nasıl yazdığımı” anlatıyor ve bitmek üzere… Aklımda bir yandan sabaha karşı gördüğüm rüya; “Otobüsle Van’a gidecekmişim de, birileriyle güzergah seçmekteyiz..” Güneyden gitmek yerine İstanbul-Ankara-Van hattını kullanma yönünde […]
Amerika; şurdaydı zaten!.. [05 Haziran 2001 Salı]
Amerika; şurdaydı zaten!.. Amerika kıtasının keşfi de ne ki!.. Beni… Ay’a ayak basılmasından kesinlikle daha fazla şaşırtan; Karşımdaki insanın… … KARŞIMDAKİ İNSANIN (DA) HAKLI OLABİLECEĞİNİ farketmemdi!.. {*} Dilimi anlayan var mı? ….. “Karşımdaki insanın da en az benim kadar haklı olabileceğini” keşfettiğim gün, inanın; insanoğlunun Ay yürüyüşüne şaşırmasından daha fazla hayret etmiştim… {*} İnanamadım!.. Bunun […]
O gece [09 Nisan 2006 Pazar]
Kâinat; ayağının altı için serilmiş olduğunu bildiği, Efendi’sini beklemekte… Sesler kesilmiş, nefesler tutulmuş… Bütün mahlûkat “Hoş geldin ya Resulallah” demek için sabırsız… Hicret’e 53 yıl var… Miladî sene 571, Nisan ayının yirminci günü… Mekke… Safâ Tepesi yakınları… Hâşimoğulları Mahallesi… Rebiülevvel ayının 12. günü, sabaha karşı… Bütün aydınlıkların en aydını olan “Nûr” zuhûr ediyor… {*} Yahudiler […]
Kötürüm ağaçlar [07 Nisan 2006 Cuma]
Tema Vakfı kurumuş topraklara fidan dikmeye çalışacağına; insanların içine insaf tohumları ekmeye çalışsaydı keşke! Ne yazarsan yaz, ne söylersen söyle aynı hesap: Ha teneke çalıp dolaşan köyün delisi, ha sen! Bir yanda herkes var… Diğer tarafta sen, ve ağaçlar!.. Ya sen ve ağaçlar haklısınız, veya diğerleri! {*} Elektrik Ankara’ya değil, İstanbul’a değil, Selanik’e bile gelmeden; […]
Umarım bugünlerde yağmura yakalanırsınız [06 Nisan 2006 Perşembe]
(Nisan’a ve insana…) ……. “…Bahar yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde kullanılabilir demir var. Kış boyunca en alt seviyeye indirdiği demir miktarını, vücudunuzun en doğal yoldan geri kazanabilmesi için ona yardımcı olun, ve yağmuru gördüğünüz an kendinizi hemen dışarı atıp, boool bol ıslanın!.. İçinde kullanılabilir demir bulunan yağmurlar başlarken, (yani bu hafta) etrafınıza […]
Şiir, şair, sinek, saz… [02 Nisan 2006 Pazar]
Her kelime; Çok önemli olduğu için konur oraya! ….. Şiir; Her harfe bir yük çektirmek, demektir… Her kelimeyle bir denge kurmak için yazılır mısralar, dizilirler alt alta… …. Şair, bunu bilmediği sürece şair değildir! Şair olmayanın yazdığıysa, şiir değildir! {*} Sana yorumum: Şair olabilirsin… İstersen! {*} Bana bu yazdıklarının; üzerinde ça-lı-şıl-ma-ya ihtiyacı var… ….. Tarlana […]
“Herkes ne der” saplantısı -ll- [31 Mart 2006 Cuma]
Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz… {*} Bir gece gene grup halinde tarihi bir taş binaya gittik, yemeğe. Hiç alkol almayan sadece üç beş kişiydik. Diğer kalabalığın ise en azından yarısı yine perişandı. Saat ilerlemişti. Bir ara tuvalete gideceğim tuttu ki vahşet mi desem, dehşet mi desem, rezalet mi desem… İçeride içenler lavaboları bırak, klozetleri geç, […]
