Stop Köşesi
“Herkes ne der” saplantısı -1- [30 Mart 2006 Perşembe]
"Aşağıdaki yazı Yeşilay Dergisi’nin Nisan sayısından kısaltılarak alınmıştır…" ….. Her ülke insanının inanışları, alışkanlıkları, alışamadıkları… Ve saygı beklediği kararları vardır… Geçen gün bir belgeselde seyrettim: Filipinler’de, pirinç dikmek için hazırlanan su dolu tarlanın içinde, çoluk çocuk onlarca kişi. Hepsinin ellerinde birer kutu ve kutuların içi böcek dolu… Eski bir traktör, arkasına takılmış ilkel tırmığı çekip, […]
Ceplerim küçücüktü [01 Haziran 2001 Cuma]
Ceplerim küçücüktü Başında beyaz dantelli beyaz örtüsü vardı bir zamanlar “Hacı teyze”nin… Elinde, kapaklı cam kase içinde akide şekerleri vardı… Dilindeyse dualar… ….. Bir ikindi vakti olmalı ki otuz sene öncesinin; yola bakan köşedeki odaya Paşabahçe tarafından ışık dökülüyordu… Onun başındansa nur dökülüyordu sanki ve avuçlarından susamlı şekerler… Bir de dudaklarından dualar dökülüyordu… ….. Üzmek […]
Açı sokağa salmak (!) [31 Mayıs 2001 Perşembe]
Ninem’le görümcesi ‘hayat’ta oturuyorlardı. Yanlarındaki üçüncü ihtiyar da, yün eğiren komşu kadındı… (O zamanlar sanmaktaydım ki; gözleri çok zor gören her yaşlı kadının vazifesi yün eğirip iplik yapmaktır!..) Hayatın bütün kapıları açıktı ama, bembeyaz sıvalı evler gün ışığında parlayıp göz aldığından, içerisi karanlıkta kalıyor, görünmüyordu… Bir de uçuşkan beyaz örtüsü salınırsa kapının; bu bez hem […]
Umudum var… [30 Mayıs 2001 Çarşamba]
Umudum var… Derin bir haz vererek bana; Söndüre söndüre yangınlı yollarımı, geleceğine umudum var ilk damla gözyaşımın… …ve ardından, gün ışığı altında parlamaya koşacağına, diğerlerinin. ….. Yani, söneceğine umudum var yangınların… Susacağına umudum var feryatların… Ve bütün tarlaların, unutulmuş yeşillere bürüneceğine umudum var! {*} Umudum var; Çıplak tabanlarım yana yana, ve sıcak rayların uzuun çentiğine, […]
Solunabilir güzellik [29 Mayıs 2001 Salı]
Bazen inanasım gelmiyor; bu kadar çok yazacak konu olduğuna… “Acaba ömür mü kısa”, diye düşünüyorum; değil… Niçin?.. Çünkü, belirli bir sınırı olsa dahi, herkese imtihan kağıdına bir şeyler yazabileceği ve not alabileceği kadar süre verilmiş… Ee, ne o zaman benim derdim?.. Şu: Seçmek… ….. Yazan (veya yaşayan) insan için ömür kısa olmadığına göre; sıkıntı seçimlerimizde… […]
Lacivert!.. (okyanusun daveti) [25 Mayıs 2001 Cuma]
Lacivert!.. (okyanusun daveti) (O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…) O gece, ıslak bir laivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle… ….. Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi; Kilidi açılmış bir şiir defterinin! {*} Lacivert davetiydi, kapkara gece altında; … şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!.. Lacivert bir davetliydi, gözlerinin; […]
Babana niye kızıyorsun ki, veya annene?.. [24 Mayıs 2001 Perşembe]
Babana niye kızıyorsun ki, veya annene?.. “Ayyaşın kızı” olarak anılmak ister miydin, veya “filanca kadın”ın oğlu?.. ….. Onların önünde, senin bu isimle hatırlanmanı sağlayacak durumlar oluşmuştu ama, biliyor musun?.. Onlar, bunu kendi elleriyle geriye ittiler; çünkü kendi yarınlarını… Kendi evlatlarını düşünüyorlardı; Yani seni!.. ….. Senin, kendini şu ankinden daha kötü hissetmemen için onlar düşünüyordu ve […]
Vizyonun “tele”si, kulağın “küpe”si! [23 Mayıs 2001 Çarşamba]
Vizyonun “tele”si, kulağın “küpe”si! Özal bir vizyon adamıydı… Bazıları bu vizyonun “tele” kanadını sahiplendiler, bu parka kamp kurdular ve buradan herşeyin, herşeyin, herşeyin altını oymaya başladılar… (Bu her şeylerin hepsinin neler olduğunu söylemeyeyim ki kafam rahat kalsın!..) ….. Soru: Bu her şeyi oyucular her şeyin altın oydular da kendi altlarını niye oymadılar?.. Çünkü bunların pek […]
Duygusal alacakaranlık [22 Mayıs 2001 Salı]
Duygusal alacakaranlık Pişmanlıklara benzeyen bir “gurur” duygusu!.. Yahut, bir taraftan kendini takdir ederken kendin; bir de, içinde “vazgeç” diye yırtınan ağzın “payını” verme telâşı… ….. Yani bir duygusal alacakaranlık!.. {*} Yani ben, bir “kuyu karanlığının” içindeyken; bir de şu ay yansıtmasa ışığı… Yani bilmesem ki güneş yok değil!.. Yani, yapmam gerekenin; Sabretmek… Ve karanlıkla savaşmak […]
“.. büyümekten korkmasın!” [18 Mayıs 2001 Cuma]
“.. büyümekten korkmasın!” (Dünkü yazı ile bağlantılı) (Küçük çocukların ilginç bir özelliği vardır ya hani; ufak meselelerde ortalığı ayağa kaldırdıkları halde, büyük acılar karşısında tepkisiz kalırlar… Durumu idrak etme güçlüğünden midir bilmiyorum, böyle zamanlarda başka şeylerle ilgilenir, ya da öyle görünürler!..) ….. İşte, köşeye çökmüş ve ağlayan o kadının kucağında da üç yaşlarında bir çocuk […]
Bir kadın ağlıyordu… [17 Mayıs 2001 Perşembe]
Bir kadın ağlıyordu… Avucundaki elimi belli belirsiz sıkmasından, ona doğru yöneleceğimizi anladım. Çünkü dedem, anlık kararlar verirken hep böyle yapardı… Yaklaştık, çocuğuyla beraber orda köşeye çökmüş genç kadına ve bir metre kadar kalınca durduk. {*} İçinde uçurumlu feryatlar ve dibi olmayan derin sular olduğu halde, kalbi kuru ve çatlak çatlaktı, belli… Yere çöktü dedem; “Açsın […]
İki sevgi arasını sevgi ile doldurmak [16 Mayıs 2001 Çarşamba]
Bu başında sevgi vardı, en sonunda yine sevgi olacak… İnanıyorum! ….. Öyleyse bizim yapmamız gereken; Bu iki sevgi arasını yine sevgi ile doldurmak, Öyle değil mi?.. {*} Hımm, iyi laf!.. İyi laf da, bu laf; Evinde seni bekleyenler varken, “kendini bekleyecek” başka birilerini de bul, demek değil!.. Bu laf, kendi elinde başı okşanmamış çocukların varken, […]
Elimizden ne geliyorsa yaptık!.. [15 Mayıs 2001 Salı]
Ben İstanbul’un Anadolu yakasının çocuğuyum; Fenerbahçe de İstanbul’un Anadolu yakasının tek takımı… Raif abimin bağlaması ve bu sazın da çalındıkça sallanan parlak sarı ve koyu mavi ibrişim püskülü olmasaydı belki Fenerbahçe’li olmazdım… ….. Ama bugüne kadar hakkında en çok konuştuğum ve yazı yazdığım spor insanı Fatih Terim’dir ki, bu adam; BAŞARININ “BAŞARILABİLİR” OLDUĞUNU alıp, bir […]
Tarzan’ın televizyonu (!) [11 Mayıs 2001 Cuma]
Bir yanda Tarzan(lar) var, diğer tarafta ise Ceyn(ler)… ….. Tarzan; goril gibi davranan kayıp insan yavrusu… Tarzan; biraz maymunca, biraz aslanca, biraz ayıca, biraz filce, biraz bilmem neyce konuşmaya çalışan… Yani Tarzan; bunca “dil” arasında dilsiz kalan zavallı!.. ….. Ceyn ise ormana düşmüş dil güzeli!.. {*} Şimdi, kim; neyi seçmeli?.. Ceyn mi dilsizliği, “dilsiz”ler mi […]
Yağmur ne güzel şey! [10 Mayıs 2001 Perşembe]
Yağmur ne güzel şey! Yağmur ne güzel şey; Yeşilleri yemyeşil ediyor!.. Ve mavileri, ve kahverengileri! {*} Ne var ki dünyada; Maviden, yeşilden ve kahverengiden başka?.. {*} Yağmur, yine yağmur, yine yağmur… Her sıcacık gülümseyişinden sonra güneşin veya yeryüzünün kaskatı donmasından önce!.. ….. Yağmur, yine yağmur, yine yağmur; Bir bardak… Bir baraj… Veya ovalar dolusu. ….. […]
Sohbet serilen gölgeler!.. [09 Mayıs 2001 Çarşamba]
Varsay ki azgın bir köpek çiftliklerden birinden kaçtı ve vurdu köyün yoluna… Bir taraftan girip öbür taraftan çıkacaktı belki de.. Ama tam o sırada sen, evdeki tartışmayı yarım bırakıp, kızgınlıkla dışarı çıkmıştın… ….. Başka bir gün olsaydı, ağzında hırıltılarla koşan köpeğin yolundan çekilirdin elbette. Ama o gün, belki de kızgınlığını ondan çıkarmak için hayvanın üzerine […]
Kırma fidanlarımı (!) [08 Mayıs 2001 Salı]
(Kalem tutan herkese-2) Babamın bahçesinden üç tane fidan aldım. Köklerin bozulmaması için toprağıyla birlikte sarıp, hafifçe nemlendirdim ve dikkatlice büküp bagaja soktum… Sözleştiğimiz vakitte Yusuf’la (apartmanımızın görevlisi) beraber, tertemiz biçilmiş çimenin uygun yerlerine derin kuyular kazıp güzelce diktik onları. Tam da fidan dikme zamanıydı… Bir iki hafta geçti aradan. İki tanesi, minik minik yapraklarla tebessümler […]
Seniha(veya dilimizi şarkılardan öğrenmek!) [04 Mayıs 2001 Cuma]
Son yıllarda, Avni Anıl üstadın “Rüya gibi” esintisini ekranlardan bize üfleyen, Seniha’dan daha başarılı kimseye rastlamadım. (Elenor’a tebrikler…) Seniha; henüz, tomurcukları yeni açılmış bir gül… Seniha; “öze dönüş”ün trafik lambası!.. (Şimdi anlatacaklarıma dikkat ettiğinizde siz de fark edeceksiniz; üç yıl kadar zamandır aşikâr olduğu halde belki Seniha’nın bile bilmediklerini…) ….. Sanki bir rüya gibi geçen […]
Yarama şiir bastım… [03 Mayıs 2001 Perşembe]
Yarama şiir bastım… Tütün yoktu, tuz yoktu cââân; Yarama şiir bastım!.. {*} Surda yâre yâreydi güllelerin izleri; bendeyse pâre pâre, dudaklarının!.. Surlardaki yaralar dolar, kapanır ve örülürken ben; her bûsenin deliğinden burçlara asılırdım!.. {*} Yârelerimdi yârin göründüğü mazgallar; Her delikten cansuyum canânıma bakardım! İlaç yoktu, tütün yok ve tuz dahi yoktu cân; Her kanayan yarama […]
Çöplük çiçek kokmaz (!) [02 Mayıs 2001 Çarşamba]
Günün birinde (aynen sizin de verebileceğiniz gibi) karar veriyorum. Diyorum ki; “Ben yazı yazacağım!..” ….. Diyorum ki yeniden; “Yazacağım yazıların konularıysa şunlar, şunlar, şunlar olacak!..” {*} Yazacağım yazılar; futbolda yapılmış ve yapılmakta olan şikeler olacak… Her gün bir tane yazı çıkarabilir miyim bu konularda?.. Evet. Elbette… Ben yazı yazacağım ve seçtiğim konular; dağlar ve dağcıların […]
