Sütlacın tuzu… [18 Haziran 2004 Cuma]
Bir yaşıma daha girdim önceki gün. Yüzelliüç müü, ikiyüzotuziki mi kaç oldum, ben de şaşırdım!.. Günü gelir de (erkekler için) bir yemek kitabı yazarsam, mantığı basit olacak. Çok basit. O kadar basit ki; her erkek anlayacak: Göz, gez, arpacık; ..’teeş!.. İşte… Bütün erkekler anladı. Yemek yapmak bu kadar basittir!.. {*} Ve bu kolay kitap erkeklere […]
Düşünmek; farktır! [17 Haziran 2004 Perşembe]
Kapısı açıldı ahırın. İneklerin önce biri çıktı dışarı. Sonra da diğerleri… Sümüklü bir oğlan, eline aldığı değneği salladı. Kimisi görüp yönünü değiştirdi. Çoğu bakmadı bile. Sürü halinde aynı tarafa yöneldiler!.. {*} "Çayır" dedikleri yerde, buruşmuş gazetelerden pil atığına… İçi çöp dolu naylon torbalardan, daha önce gezinmiş hayvanların bıraktığı yaş tezeklere kadar her şey vardı… Sürüdeki […]
Okuyamadığım kitaplar [16 Haziran 2004 Çarşamba]
Çok var… Şu okuyamadığım kitaplara bayılıyorum!.. {*} Bir martının nasıl iştahla suya daldığını… Bir göl kuşunun sudan nasıl kalktığını gördünüz mü hiç; Rızkı ağzında!.. {*} Bazı kitaplar; denizlere benziyor veya balığı bol göllere… Bense; Kuşlara benziyorum!.. {*} Suya atılışımdan; kendim bile, yutacağımı sanıyorum denizi. Dalgalarla karmakarışık oluyoruz bir anda, köpürüyor ortalık! Sonra bir balık çıkageliyor. […]
Karpuz nasıl ekilir [13 Haziran 2004 Pazar]
Bir avuç karpuz çekirdeği kalmışta, miras olarak. Ve bir vasiyet: "Yetiştir… Ye… Yedir… Öğret!.." Şimdi pür dikkat; hangi kişinin, neredeki toprağına, hangi mevsimde ekeceğine karar veremiyordun bu tohumlardan… Sonunda, kıyabildiğin ilk çekirdeği yere gömüp, bir an evvel çıksın diye başında beklemeye başladın!.. {*} Dedin ki; üstünü örteyim de, tohumumu kapmasın kuşlar… Düşündün; ilaçlar öğreneyim de, […]
Fener [11 Haziran 2004 Cuma]
Karanlığın kalbine hançer saplandı… Geceyi ortasından yırtan şimşekler gibi uçuyorken havada çığlıklar, anlamaya çalıştım önce; neler olduğunu… O sırada, yeni bir dalga daha vurdu derinden; ayağımın altındaki yer kaydı… Bütün ahşaplar çatırdıyorken, bazı ağır kütlelerin toprağa vurduğunu hissettim… Dizlerimin üstüne çöktüm… Sonra nefesim kesildi… Yaz sıcağı altındaki bir toprak yolda, yürüdükçe ardından sarı leblebi tozu […]
Park :) [09 Haziran 2004 Çarşamba]
Oyun parklarını, çocukların bazı kemiklerini kırmak, bir yerlerini koparmak için kuruyorlar sanki… Gel yavrum, şu ablayı kovalayıp seni bindireceğim salıncağa!.. Niye ki? Nasılsa iki dakika sonra bu çocuğun (solucan yavrusu kadarcık) parmağı zincir halkasına girecek, ve kopan kısmı da (bir solucan gibi) tekrar büyümeyecek!.. {*} Büyükler koşunca küçükler de gelir, malum… Hatta onlar birer cesaret […]
Ağustos böceği ve karınca [06 Haziran 2004 Pazar]
Sen, ağustos böceğimdin; Yıllardır içimde şarkılar söyleyen… Ve ben, her ‘ağustos’u sen bilirdim… Seni bekler gibi gözlerdim ‘ağustos’u, ve ‘ağustos’u gözler gibi seni beklerdim… Sonunda, sen olur gelirdi ağustos; veya sen, ağustos olur da gelirdin!.. İşte içim o zaman, dolardı şarkılarınla… {*} Sen gelince, ben; küçücük bir karınca gibi hissederdim kendimi. Durabilseydim yanında, ve dalabilseydim […]
Ders [04 Haziran 2004 Cuma]
Kahvenin önü gölgeydi. Asma sarılmış çardağı havada tutan direklerden birinin hemen yakınındaydım. Diğer yanımdaki kahverengi ahşap sandalyenin oturma yerinde "paşa çayı"m vardı, ve de burnumun dibindeki yaprakta yürümeye çalışan bir yeşil tırtıl… {*} Sormuşlardı ki; dedem anlatıyordu… Az sonra çevremiz biraz daha doldu. Çaylar tazelendi, sohbet ballandı… Tırtıl da geri döndü yaprağın kenarından, ve galiba […]
Yeni yüzler [03 Haziran 2004 Perşembe]
Hayat tekdüze sürmez, dümdüz uzamaz… Hayat; değişkendir ve bizi de kendine uydurur çoğu zaman… Biz, aslında her adımda bir kere daha kendimizi kopartırız dünyadan da kendimizin bile haberi olmaz!.. {*} Hayat, dendiği zaman "geçmiş"tir gelen hatırımıza… Hayat, der ve koca bir dün destesi hatırlarız. Her dün bir kopuştur, ayrılıştır, terk ediş ve terk ediliştir… İpi […]
Uyanmak [02 Haziran 2004 Çarşamba]
İkimiz de,,, rüyadaydık… İkimiz de rüyalarımızda her ikimizi de görüyorduk. Ve her ikimiz de, rüyada olduğumuzu biliyorduk… {*} Rüya!.. Rüya; "uyanacağız" demekti… Halbuki bizler, bilerek uyanacağımızı; sanki "uyanmayacağız gibi" davranıyorduk… {*} O, zengindi… Ben; fakîr!.. Neyi tutsa; altın olsun, diye tutardı ve sanırdım ki; her dokunduğu altın olacak… Kızardı benim; bu rüyanın sonuna kadar fakir […]
Sessizlikte aramak [30 Mayıs 2004 Pazar]
(a) İçim sıcacıkken, üşürdü dışım… Adını,,, camların buğusuna yazardım; beklerken buğulu gözlerle, yollarını… Gündüz geceye sarılırdı, bakışlarım yollarına ve sıcağın soğuğuma… Ha sıcaktan, ha soğuktan; silinen her harfi tekrar yazardım, yorulmadan… Yollar yorulurdu gözlenmekten, ve ben gözlemekten yorulurdum yollarını, buğulu gözlerimle… Ve her silinen harfini adının, tekrar tekrar yazmaktan! Buğulu camlar usandı sonunda ve sonra […]
Hikâye tadında Osmanlı [28 Mayıs 2004 Cuma]
Bir memleket güç ile alınabilir, ama güç ile elde tutulamaz. Osmanlı kimsenin meşrebine, mezhebine bakmaz. İnsana insanca davranır. Yöre halkı seve seve İslâm’ı seçerler ki bu topraklarda kalıcıyız demektir. Osmanlı’nın girdiği yıllarda Balkanlar’da Bogomil mezhebinden Hıristiyanlar yaşar. Bunlar vaftize, ayinlere ve kilise rütbelerine karşıdırlar. En önemlisi de “vahdaniyeti” (Allah’ın varlığını ve birliğini) savunurlar. Hal böyle […]
Işığa basmak [27 Mayıs 2004 Perşembe]
Pazar günü, hava hem sıcak hem de rüzgârlıydı… Kestane ağaçlarının en yüksek dalları ve en derin yapraklarının ardındaki güneş yüzümüze fışkırıyordu… Bazı insanlar küçük topluluklar halinde çimenlere yayılmışlardı. Orda biri daha vardı. İri kemikli ama omuzları çöküktü. Ayaklarını biraz kıvırarak uzatmıştı. Kendi grubunun iki metre kadar ilerisinde, ve sırtı da onlara dönüktü. Hiç kıpırdamıyordu… Hiç […]
Öcüler [26 Mayıs 2004 Çarşamba]
Çoğumuzun farklı öcüleri var ve kendi öcülerimizden ödümüz kopuyor… {*} Yeri belli olsun diye durmadan (hatta yerken, uyurken bile) ses çıkaran yavru kümes hayvanlarının öcüsü yalnız kalmaktır. Büyürler. Bu defa da gölgelerdir onlar için öcü… Üzerlerinden geçen hareket halindeki her gölge akıllarını çıkarır ve hemen alarm verirler biribirlerine… Tavşanlar içinse öcü, sestir. Tık olsa kulakları […]
Fanus [23 Mayıs 2004 Pazar]
Birkaç kişiyle birlikte sohbet ediyordu dedem evin önünde… Saçağı tutan direğe çakılmış çivide bir ceket asılıydı. Koca kafalı tekir kedi bacağını kaldırmış karnını kaşıyordu. Oturuş şeklimi değiştirince cebimdeki misketlerden biri sanki kemiğime kadar battı… Dedem, beline sardığı kuşağının içindeki saatini kösteğinden tutup çekti. Anladım ki; akşam namazına ne kadar vakit kaldığına bakıyordu… -Hasaan, diye bağırdı […]
Seyir Defteri – 01 Eylül 2008 (Şişman kedi)
Kaç defa yaptığım hareketi tekrar yaptım: Sinema salonlarının bulunduğu kata çıktım, afişlerin üzerindeki saatleri kontrol ettim. Gişedeki kıza eğilip; "Başka hangisi var girebileceğim" dedim. "Başka yok, şu anda yeni başlamış veya az sonra başlayacak olan" dedi. Bilet isteyeceğimi tahmin etmedi, ama onu şaşırttım; 8,5 lira verdim, 1'nci salondaki M sırası 8'inci koltuğa oturdum. 15.45 seansında Garfield'i […]
Gizem Nur okula başladı
{ilkgun} Gizem Nur okullu olduu 🙂 Sitemizin kıdemlilerinden Sultan Gül’ün kızı GİZEM NUR bugün okula başlıyor… {*}{*}{*} Telefon ettim, anlattı: Mavi önlük almışlar. Kitaplarını okuldan vereceklermiş. Öğretmenin söylediği defterleri alacaklarmış… O da okuma yazma öğrenecekmiş… Öğrensin elbette, sitemizi okuyacak "genç"ler lazım değil mi? 🙂 ….. "Annen saçlarını ördü mü", dedim. "Yok örmedi, iki tane kulak […]
Seyir Defteri – 27 Ağustos 2008 (Bostangüzeli)
Bostangüzeli Nazilli’deki bir pazar tezgâhında; kenarda kalmış, küçük, sarı, kavun gibi bir meyve gördüm. “Bunlar nedir” dedim. “Acı kavun” dedi pazarcı. Sonra tuhaf bakışımı görüp “Koku kavunu. Yenmez ama aylarca kokar” diye ekledi… İki tane alıp arabaya koydum; kendimi kavun kamyonu sürüyor sandım! {*}{*}{*} Birini İstanbul’da sehpa üstünde bıraktım. Kenarından […]
Seyir Defteri – 26 Ağustos 2008 (Ümit Sinan Topçuoğlu)
Ümit Sinan Topçuoğlu “Türkiye’nin Manevi Coğrafyası” ismiyle yayınlanan bir yazı dizisi vardı eskiden Türkiye Gazetesi’nde… Şehir şehir, köy köy dolaşıp, ülkemizin maneviyat atlasını çıkarmaya çalışan bir adam vardı… ..var idi! {*}{*}{*} İsmini ilk defa Çocuk Dergisi’nde görmüştüm; güzel tarihimizden sayfalar hazırlıyordu. Dergici olmaya çalıştığımız sıralardı, kendisiyle […]
Seyir Defteri – 5 Ağustos 2008 (Kar helvası)
Kar helvası Salı pazarında zeytinyağı baktık; kekik suyu ve (küçük, sarı, mis gibi) koku kavunu aldık. Satıcı tembih etti; yenmez, diye. Nazilli (Aydın)’deyiz. Ağustos’un 5’i. Hava 40 derece. Aldığın her nefes burnundan, içtiğin her yudum su sırtından çıkıyor! Pazar sonunda üç tekerlekli bir “gaktırma araba” duruyor. Kadir Çetin […]
