Son cümlesi şudur, bu okuyacağınız yazının: Canlılar hareket ederler. İsteyerek ve iradeleri dışında gelişirler, değişirler… Her insan ve her özellik hem değişiktir ve hem de değişkenlik gösterir; diğerlerinde ve sende……
Kimsesizliğime düştün Yeşildi dünyam, Maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler… {*} {*} {*} Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının……
Parmaklar çalışır, gözler bakar, kirpikler kırpışır, dil oynar, dudaklar hareket eder… İnsanların çoğu, “gördüğüne” göre hüküm verir; çalışanlar ve çalışmalar hakkında! Adımların atıldığını, dilin oynadığını, parmakların tuttuğunu görüp işi anlar……
Mehmet Nuri PARMAKSIZ tarafından hazırlanan ve sunulan, Türkiye Polis Radyosu’ndaki İmbikten Damlalar adlı şiir-edebiyat ve kültür programına katılan Muammer Erkul’un yazmak ve yazarlık hakkındaki sohbeti, "CÂNDAN GELEN CANIMA" yazısını okuması……
TAHAN DİYİP GEÇMEYİN Sonbahar geldi. Mevsimsel hastalıklar da yavaş yavaş kapıları çalacak. Bu hastalıklara karşı vücuda direnç kazandıran bir besin tahin. Faydaları: Tahin (tahan), susamın ezilerek ve çeşitli işlemlere tabi…

Orijinalimizi düzeltmek!.. [16 Şubat 2001 Cuma]

Benden daha aptal biri olabilir mi ki; daha düne kadar, beni kopyalayanlarda “bendeki kusurların bile” olmamasını istiyordum… ….. Fotokopi makinesine girecektim… Benden kopyalar alınacaktı… Nasıl olacaktı bilmiyorum ama; bir şekilde, bütün hatalarım örtülecek, kusurlarım kapanacak ve benden çekilmiş olan kopyalar “mükemmel” olacaktı!.. Ah, böyle olsaydı hiçbir sıkıntım kalmayacaktı ve benim “temizlenmeye, düzeltilmeye” ihtiyacım olmayacaktı!.. İyi […]

2 mins read

“Bir gülüş” dilencisi [15 Şubat 2001 Perşembe]

“Bir gülüs” dilencisi Bu gün… Bir tek gülücük gönder bana; Sıcacık olsun! ….. Bir gülüşe dilenmek ile tanıştığım bugün; bir tek gülücük gönder ki bana. Bari bugün üşümeyeyim! {*} Bu gün… Bir tek gülücük gönder bana. Avucuma koyarken gülüşünü, sıcacık; tanımaya çalışmayacağım seni, senin beni bildiğin kadar. Söz, sormayacağım; ismin ne, kimsin ve neredensin?.. Belki… […]

5 mins read

Ailenin mıknatısı; sofra [14 Şubat 2001 Çarşamba]

(DÜNDEN DEVAM) Haliyle fark ettim ki; dışarıda da insanlar vardı… Farklı hayatlar vardı. Ayağıma dolaşanlar, sıkıntılarıma “ilaç” olarak önüme konanlar vardı!.. Arada bir annem sigara içerdi. Ama özellikle babam ev içinde sigara içmekten çekinmediği için evdeki herkesin kokulara karşı duyarlılığı azalmış, kardeşlerim dahil evdeki hiç kimse uzun süre benim sigara koktuğumu fark edememişti. Anlaşıldığında bir […]

7 mins read

Örnek insanlar [13 Şubat 2001 Salı]

Örnek insanlar A aa, bakın “şimdi” aklıma ne geldi. Hem de ilk defa geldi… Ve iyi ki sokakta falan yürüyor değildim de hemen yazabiliyorum bu satırları. ….. İster kral olsun, ister peygamber… İster efendi olsun, ister köle… İster müdür olsun, ister memur herkes, ama herkes “NE VERDİĞİ” ile hatırlanıyor, farkında mısınız? ÖRNEK İNSANLAR; VEREN İNSANLAR… […]

5 mins read

Edebiyatı ebediyete uğurlamak!.. [12 Şubat 2001 Pazartesi]

Edebiyatı ebediyete uğurlamak!.. Böyle zamanlarda içim sızlıyor… Sadece aramızda "var" olmaları bile bize kıymet katan şahsiyetleri, avucumuza konmuş (emanet edilmiş) bir fincan suyu taşıyamamak gibi bir çâresizlik ile yitiriveriyoruz… ….. Böyle zamanlarda içim sızlıyor… ….. İşte böyle zamanlar; Bir muma benzeyişimizi hatırlamanın… Ve içimizden geçen dua ipinin tutuşturulmasının… İşte bu ipin ucundaki minik ateş ile […]

4 mins read

Bilinmeyenler!.. [09 Şubat 2001 Cuma]

Bu yazı, kendi çocuklarının da AYNEN KENDİLERİ GİBİ; tercih, inisiyatif, hoşlanma, hoşlanmama, kabul etme, reddetme vesaire gibi bütün hayatî, insanî ve duygusal tepki ve belirtileriyle "İNSAN STATÜSÜNDE" bulunduğunu idrak eden ve onu, AYNEN KENDİSİ GİBİ bir "İNSAN" olarak ALGILAYABİLEN… Daha doğrusu bu algılamayı kabul edip sindirebilen kişiler içindir… ….. İşte bu yüzden; kendi çocuğuyla sadece; […]

6 mins read

Dinlemeyene anlatmak (!) [08 Şubat 2001 Perşembe]

Dinlemeyene anlatmak (!) Akranım bir çocuk sokak kapısında önümüze düştü. Biz onun ardından oturulacak odaya kadar yürüdüğümüz sırada, dedem; "İşin yahut bir mazeretin yoksa, davet edilen yere muhakkak gideceksin, dedi. Çünkü bir mecliste, ortaya konan yemek değildir mühim olan… Büyükleri hatırlayıp sözlerini aktarınca yağan berekettir besleyen insanları… İşte aranan ve özlenen; gönüllere akan bu şifadır!.." […]

4 mins read

Sınıf!.. [07 Şubat 2001 Çarşamba]

Sınıf!.. Hangi dersin öğretmeniydi, sormayın. Adını da söylemeyeyim… O sene girdiği derslerde diğer anlattıklarının hiç ama hiçbirini hatırlamıyorum. Ama o çok mühim bir öğretmen hâlâ benim için.. İsmini söylemeyeyim. Hatta girdiği dersi de söylemeyeyim ki düşünceniz sıkışmasın bir ders ismine… Fizik, kimya, matematik gibi herhangi bir kelimeye takılıp kalmayın; geniş düşünün, geniş… O zaman daha […]

6 mins read

Öperken koklamayı “senden” öğrendim!.. [06 Şubat 2001 Salı]

Öperken koklamayı "senden" öğrendim!.. Ben, "koklanmayı" senden öğrendim; Ve de koklamayı!.. ….. Ben, koklamayı; senin koklamalarından öğrendim… {*} Ben, seni duymayı; beni dinleyişinden öğrendim… Ben, seni görmeyi; bana bakışından öğrendim… Ben, sana dokunmayı; bana dokunuşundan öğrendim… Ve ben… Ben, öperken koklamayı; Öperken beni koklayışından öğrendim… ….. Ben, öperken koklamayı, Senden öğrendim!.. {*} Sen, yüreği kıpır […]

4 mins read

Sevgi yetmez!.. [05 Şubat 2001 Pazartesi]

Hani, yeni açan çiçekler renkli yapraklarını büyük bir heyecan ve beğenilme duygusuyla serer ya gözler önüne… İşte öyleydiler!.. ….. Üç beş gün öncesine kadar "helal" bile değildiler biribirlerine… Ama şimdi… Hiç kimsenin farketmediğini sandıkları farklı bir "şey" vardı bakışlarında… Bir süre sonra kendilerinin de (diğerlerinde) görebilmeyi, koklayabilmeyi öğrenecekleri bir şey!.. {*} Bense; Belirmeye başlamış yıldızlara […]

4 mins read

Sen onlar’sın, onlar sen [02 Şubat 2001 Cuma]

Şimdi anlatacaklarım üzerinde tahmin edemeyeceğiniz kadar çok düşündüm… O yüzden, zannediyorum ki; sizin de dönüp dolaşıp, neticede varacağınız nokta bu olacaktır. Bundan (neredeyse) emin olduğum için, yazmakta bir mahzur görmüyor, bilakis, belki bazılarına zaman bile kazandıracağını düşünüyorum. Bunları neden bu kadar çok düşündüm?.. Anlatıyorum: Şu an yeryüzünde yaşayan herkes birer "evlat", değil mi?.. Eveet!.. Burdan […]

5 mins read

Hafızana güvenme(!) [01 Şubat 2001 Perşembe]

Esnaftan biri, dedemin küçük bir işini halleder; dedem de ona her ay bir miktar ödeme yapardı. Çarşıda yürürken o adamla karşılaştık. Selâmı her zamanki gibi önce verdi dedem. "Aleykümselam, dedi adam. Aleykümselam da… Bakın ayın sonu yaklaştı. O beklediğim şeyi de böyle acele verseniz, biz de sevinip selâmete ersek diyorum hani!.." "Hangi şeyi?.." diye sordu […]

6 mins read

Ne mümkün? [31 Ocak 2001 Çarşamba]

Ne mümkün? Veya; Zehirli Su… Yahut; Senli Ben… Ya da; Benli Sen… Her ne ise, ismi önemli değil zaten! (BİR KÂSE SUYA DÜŞEN BİR DAMLA ZEHİR GİBİ; GAYRI SENİ İÇİMDEN SÖKÜP ATMAK NE MÜMKÜN?..) {*} Nasıl damlarsa zehir bir kâse suya; İçime, öyle damladın… ….. Ve nasıl karışırsa soluğa, nasıl karışırsa kana; İşte öyle karıştın, […]

5 mins read

Çekilin yoldan geliyor vatman [12 Mart 2006 Pazar]

Yelesine pıtrak çalısı takıldığını görse, atını durdurup çalıyı çıkaranlar vardır. Ve onun saçını tararken gözüne bakan, onunla konuşurken boynunu okşayan; karşılık olarak da sevdiğinden sevgi görenler vardır… Bir de “kendini” düşünenler vardır… Biraz daha canlansın diyerek beygirinin sırtında sopa kıranlar, kamçı şaklatanlar vardır… İstanbul’u, salınan bir küheylan göremeyen beygirci İstanbullu mudur? {*} Dündar Aytar beyefendiyi […]

3 mins read

B’alıklar [10 Mart 2006 Cuma]

Bu köşede yazmasam da gösterime giren hemen hemen bütün çizgi filmleri izlemeye çalışırım. Biraz bana benzeyen (yani tercihleri her zaman “normal” olmayan) kimselerden de hatırlayanlar vardır Kayıp Balık Nemo’yu. Muhteşemdi, değil mi?.. Peki Nemo’nun babasıyla yolculuk yapan balığı hatırladınız mı; veya saydınız mı kaç kere yeniden ve yeniden ve yeniden “tanıştığını” yol arkadaşıyla? Sanki şuna […]

4 mins read

Bana saçlarını uzat [09 Mart 2006 Perşembe]

-Rapunzeel, bana saçlarını uzat… -Hayır, olmaz, başımı aşağı eğmiş halde göremem kendimi. Tırmanacaksan kendi tırnaklarınla tırman… -Fakat kapılar kapalı ve surların dibindeki kanallar su dolu Rapunzel… İçine hapsolduğun burç ise çok yüksek… Ay ışığına tutuyorum, dikkatli bak; elimde bir sihirli anahtar var. Sanıyorum ki kapın açılır bununla ve hürriyetine kavuşursun. Ama önce yanına gelmem lazım, […]

3 mins read

Doğruların ne kadar doğru oldukları hakkında [05 Mart 2006 Pazar]

Biliyor musun; bu yazıyı… Tam da işte bu yazıyı senin için yaz-ma-dım! Çünkü nasıl olsa üstüne alınmayacaktın. Hem de, tam da “sen” üstüne alınmayacaktın. Diyecektin ki: “Bugün gene kendisi için bir şeyler yazmış, yine kendi çalmıış kendi oynamış!” Ve elbette haklı olacaktın; Dünyada haksız insan olmadığı için! {*} Senin doğrun benim doğrumdur veya benim doğrum […]

3 mins read

Bugünlerde bir tarih yazılıyor [03 Mart 2006 Cuma]

Bilmem hangi uyuşturucuya müptela olma, bilmem hangi belaya bulaşma, hangi afete tutulma talihsizliğinin hangi yaşa kadar indiğini açıklayan ve bu zavallıların yaklaşık sayılarını söyleyen raporlar kamuoyuna sunuldukça içim kasılıyor, canım darlanıyor!.. Yapmamak lazım! Benzeri raporları (büyüklerden önce) ergenliğe doğru yürüyen çocukların (da) okuduğunu düşünmek lazım… Belirtilen yaş sınırını aşmış olan pek çok çocuğun kendini “geç […]

4 mins read

Mecnun mu kör? [02 Mart 2006 Perşembe]

Bazen ağır ağır yürüyor, bazen kumları sıçratarak koşuyordu Mecnun. Sonra da düşüp dizlerinin üstüne hıçkırıyordu… Uzaklara bakıyordu, daha uzaklara. Çağırıyor, çağırıyordu… Gelmeyince çağırdığı, kendi düşüyordu tekrar yollara… Bazen günlerce unutuyordu gökyüzü bulutları. Güneş kavuracak ten, insanlar kendilerini koruyacak gölge arıyordu böyle zamanlarda. Yürüyecek olanlarsa başlarına gölgelikler alıyorlardı… Mecnun için böyle şeyler önemli değildi: Güneş her […]

4 mins read

Elbette kıskanırım gözünde beni görsem [30 Ocak 2001 Salı]

Elbette kıskanırım gözünde beni görsem İsterim ki, bana semayı getirsin. Dursun önümde bulutsuz bir gökyüzü gibi… İsterim ki bir su damlası gibi değsin, gözlerin… İsterim… Ve bunları istemeyi isterim… İşte bunun için kıskanırım… Elbette kıskanırım gözünde beni görsem, kıskanırım; Sende kendimi görsem!.. {*} Bilirim; gökler verir, denizlere rengini… Bilirim; göklerin kamçısıyla delirir, taşar deniz… Bilirim; […]

5 mins read