Kayıkçı [28 Eylül 2007 Cuma]

(Tatlı hayatını zehir etmek… Veya acını tatlıya çevirmek senin elinde!) ………… Denizde rüzgâr çıktı, kayıkçıya kızıyorsun! Halbuki aklın başka söylüyor, dilinse başka… Kayıkçının sadece kalbi kırılır böyle giderse; peki ya senin? Kayıkçının dağınık saçlarından sana ne; sana ne ellerinin nasırından, ayağının çamurundan, başının bitinden ve hatta pis kokusundan… Kayıkçı; kendi seyahatini yapmıyor ki, bu yolculuk […]

4 mins read

Zamanı var [27 Eylül 2007 Perşembe]

Her şeyin bir zamanı var; Tohumun bitme zamanı, bıyığın çıkma zamanı, leyleğin göçme zamanı… Ve zamanı var; şafağın bile sökmesinin… Biliyorum ki bazı geceler uzundur, bazısı daha kısa… Karanlıkların bazısı derindir diğerlerinden; bazısı bir sis gibi, ince… Öyle de olsa, böyle de olsa; şafağın bir sökme zamanı var sanki meradan ayrık söker gibi, ağır ağır… […]

3 mins read

Tarihe kayıt düşmek [23 Eylül 2007 Pazar]

Belki kimse fark etmedi. Farkına varansa söyleyip geçti… Lâkin, bir yazarın işi tarihe kayıt düşürmekse; biz de tarihe kaydedelim aşağıdaki satırları: Bir tırnağın uzayıp, ucundan kesile kesile tamamen yenilenmesi için 2 aydan daha fazla zaman gerekiyor! {*} 22 Temmuz seçimlerinin üzerinden tam iki ay geçti, bugün 23 Eylül… 23 Temmuz sabahı, siyasi partilerin bir kısmı […]

2 mins read

Bayram denen gün! [21 Eylül 2007 Cuma]

Bizim öğrencilik yıllarımızda, mayıs ayının 27’nci gününe “Özgürlük ve Anayasa Bayramı” derlerdi. Bazen konuşulanları dinlerdik de neler anlatırlardı!.. Önceleri çoğumuz derslerden bir gün kaytarabildiğimiz için seviniyorduk, ama sonradan baktık ki; bu gün, bir felaketin süslü kılıfıdır, yani “bayram mayram” bahanesiyle milyonlarca vatan evladının gözü bağlanmaktadır… Uyandık! Ve olaylara şimdi baktığımız açıdan bakmaya başladık. Aşağıdaki yazı […]

4 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Yeraltında bir saray; Yerebatan sarnıcı -II- [20 Eylül 2007 Perşembe]

Cağaloğlu tarafından gelen caddeyi tramvay yolu keser. Karşı kaldırım Ayasofya’nın duvarı… Sağ köşemizde park var ve parkla aramızda iki penceresi olan, kiremit çatılı, küçük bir yapı… Bilmeyen, tabelasını okumayan geçer gider yanından… Girdik. Merdivenler bizi bir balkona indirdi. Burnumuzun hizasında tuğladan örülmüş kubbecikler. Bu tavan gözle sayılamayacak kadar çok mermer direğe bindirilmiş. Şu an zeminden […]

2 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Yeraltında bir saray; Yerebatan sarnıcı -I- [16 Eylül 2007 Pazar]

Gezgin olsanız… Esrarengiz hadiselerle dolu şehirlerden birine gitseniz… “Buradaki bazı insanlar evlerinden dışarı çıkmadan açlık ve susuzluğunu gideriyor” deseler, inanır mısınız? Bence inanmaz ve “görmek istiyorum” dersiniz… Kılavuzunuza ısrar eder ve o bölgedeki evlerden birinin kapısını çalıp “Hak misafiri geldi, kabul eder misiniz?” diye sorarsınız… Kapıyı fakir bir adamcağız açar. “Misafir geldi hanııım” diye seslenir. […]

3 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Aşk uğruna delinen dağ -2- [14 Eylül 2007 Cuma]

Artık su gelmiştir Amasya’ya. Akar gürül gürül… Ama ne fayda; çünkü ne Ferhat vardır artık, ne de Şirin… Gömerler ikisini yan yana… Şimdi, her mevsim, bu iki mezarda da birer gül biter, derler… İki mezarın arasında ise bir kara çalı; o günlerin hatırasına!.. {*} Ferhat Su Kanalı, aslında (+100, -100 yıl) milat dönemine ait. Antik […]

2 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Aşk uğruna delinen dağ -1- [13 Eylül 2007 Perşembe]

Amasya elması, toyga çorbası, baklalı dolma, Hamamözü bastonu, Terziköy ve Gözlek Kaplıcaları, Yukarı Baraklı Şelalesi, Yedikuğular Kuş Cenneti, Borabay Gölü… Ahşap ve taş işçiliği… Osmanlı şehzadelerinin de burada talebe ve yönetici olarak yetiştirildiği dönemde; bu küçücük şehri bir üniversite kentine, kültür merkezine çeviren 40’a yakın medrese/yüksekokul… Antik çağdan kral mezarları… Amasya dendiği zaman herkesin aklına […]

2 mins read

Suhulet [09 Eylül 2007 Pazar]

Hüseyin Haki Efendi, İskender Bey ve Mehmet Usta kimlerdir, biliyor musunuz? Kendinizi suçlamayın, bunu neredeyse hiç kimse bilmez… Bu isimlerin bu güne kadar neden birer araba vapuruna konmadığını… Hiç olmazsa, bari arabalı vapur iskelelerine şöyle birer panonun neden asılmadığını da bilmez hiç kimse… “Ey millet!.. 1871 senesine kadar dünyada hiç kimse araba vapurunun ne olduğunu […]

3 mins read

Kuzuyu kurtarmak [07 Eylül 2007 Cuma]

Dağlar çakal dolu iken… Ve sırtlan, ayı ve kurt dolu iken… Bir kuzuyu kurtarmak; Cihânı kurtarmaktır! {*} Sen!.. Minik kuzu; Nasıl böyle bir yalnızlık içine düştün? Fırtına uğulduyor başında… Soğuk rüzgârlar ucu kurşunlu kamçılar gibi; her darbesinde kırmızı tomurcuklar patlıyor teninde! Yağan, sanki kezzap yağmuru… Veya, bu nasıl şefkat ki sanki bir ejderha yalıyor perçemini, […]

2 mins read

Balık suda alıktır! [06 Eylül 2007 Perşembe]

Balık, der ki solucana; seni sevdim! Hâlbuki kim bilir şunu; balık solucanı sevmiş görünse de, aslında balıkçı balığı sevmiştir! Balıkçı balığa çıkmış olmasa; balığın, solucanı sevmek nereden aklına gelecek?.. {*} Balık, deryada alıktır! Şaşkın şaşkın yiyip yutmuştur bu güne kadar önüne gelen her şeyi… Bir gün bakar; önünde bir solucan! Ürker önce, tedirgin olur, koklar; […]

4 mins read

Büyüğü görebilmek [02 Eylül 2007 Pazar]

İnsanoğlu, sanki yanılmak için dolaşıyor yeryüzünde! Bütün parmaklar, dosdoğru, hep aynı yönü işaret etmiş olsa bile; çoğu kimse, eğri büğrü, dolaşık ayak izlerini takip etmeye hazır! Neden? Çünkü nefsi içinde, şeytanı kulağının dibinde, kötü arkadaşları ise hemen yanı başında… {*} Gözü bağlı adama; kim ne gösterecek ve hangi hal, hangi manzara ilham verecek? {*} Neden […]

2 mins read

Tavuklarla savaş [31 Ağustos 2007 Cuma]

(veya Savaş ve Barış) Elinde vişne dalından bir kılıç; tavukların peşindesin!.. Bahçenin hâkimisin; dur yok durak yok sana ve her “gıdaak” sesinden sonra bir “madalya” sahibisin!.. Kediler, tavuklar ve birkaç kazla ördek yol açmış sana, taç sunmuş… Sen ki elinde bir kılıç vişne dalından, bahçenin kralısın… {*} Yürümekten kanamış ayaklarıyla, henüz ismi konmamış uzak dağların […]

3 mins read

Kod adı, ne?..[30 Ağustos 2007 Perşembe]

(Bugün makara günü. Sarın siz de sarabildiğiniz kadar… Ayrıca ben bunları yazdım ama, sakın siz ciddiye almayın!..) Bugün bazı arkadaşlara “kıyak” yapayım, dedim. Belki bir gün de onlar bana yapar… Aklına esen kitap yayınlıyor. Kitabı çıkanlardan bazısı da bana geliyor. Elinde pembe bi’şey: “-Baaak, cici!..” “-Ya, kardeş!.. Yayınevi sana vermiş zaten üç tane kitap, niye […]

5 mins read

Ayılar ve armutlar [26 Ağustos 2007 Pazar]

Acıkan ayılar ormanda dolaşır… Bir armut ağacı bulunca, tırmanabildikleri kadar yüksek dallara tırmanır… Ve önlerine gelen her meyveyi hapır hupur yutmaya başlarmış… Ne zamana kadar? Karınları şişinceye kadar! ….. Sonra? Sonra yine bir armut seçer, onu dalından kopartır… Şöyle yukarıya doğru, kendi gözleri ile gökte parlayan ay arasına, yani ışığa tutarak bir süre bakıp; “Bunun […]

1 min read

Cerahat okşamakla çıkmaz [24 Ağustos 2007 Cuma]

Yiyeceğini önünde, yiyemeyeceğini ardında bulmaya alışık inekler okşanmaktan hoşlanır… Kendi tezeklerinin içinde yatıyor olsalar bile! Kediler de okşanmaktan hoşlanır… Az önce yemek masasını dağıtmış olsalar bile; şefkatli kucağında mırıldanmaya devam etmeyi ve tüylerini karıştırmanı isterler… Gözlerine bakıp konuşmanı ve yelelerini taramanı bekleyen atlar da hoşlanır okşanmaktan… Köpekler, bir hareketine hayatlarını verir bazen. Büyük düşmanların üzerine […]

3 mins read

Tavuğu görmek [23 Ağustos 2007 Perşembe]

Gözün her gördüğüne inanacak olsaydık; Güneşin pencereden küçük olduğuna hükmederdik… Ve gözlük camından küçük olduğuna… Ve, anahtar deliğinden!.. {*} Zaman, güçlü rüzgârlar gibi savurup bazen insanoğlunu, bir yana topluyor; sonra oradan alıp başka tarafa yığıyor… Kim kurtulacak başıboş savrulmaktan?.. Bir balon gibi başıboş savrulmaya hazır olan; başı, boş kalanlar… {*} Ekin, ne güzel; başını eğdiğinde! […]

2 mins read

Sanatalemi [19 Ağustos 2007 Pazar]

Ara sıra “www.sanatalemi.net” isimli sanat edebiyat sitesine da yazılar koyuyorum; internet dünyasıyla haşir neşir olanların malumudur… Bu site önceleri, çok eski arkadaşlarımdan Mehmet Nuri Yardım’ın şahsî adresiydi ve kendi çapında sanat edebiyat faaliyetleri yürütüyordu. Baktı ki böyle olmuyor; yetemiyor; genişleyelim, dedi… Birikimini, dostların birikimleriyle de birleştirip; daha büyük bir çemberin içinde ve daha çok kimseyle […]

4 mins read

Kaşık/çatal sendromu [17 Ağustos 2007 Cuma]

(Psikolojiye yeni bir teori…) Bir çocuğun, ağaçları; sanki bir kaşık şeklinde bütün veya çatal şeklinde dal dal çizdiği gibi çiziyor çoğu insan, kendi iç dünyalarının ağaçlarını… Bu büyük bir farktır insanlar arasında ve bazılarının kendilerini şiddetli bir baskı altında hissetmelerine sebep olur; bir baloncunun elindeki balonlar gibi… …dünden devam: ….. Halbuki kendi içimizde, kendimiz büyütüyoruz […]

4 mins read

Kaşık ormanı [16 Ağustos 2007 Perşembe]

(Psikoloji ile ilgilenenlere, yeni bir bakış açısı…) Var olan bütün cisimlerin, şu büyük boşlukta; ve şekillerinin ise gözümüzde bir yerleri olduğu gibi… İnsanoğlunun iç dünyasının büyük boşluğunda da, kendi hayallerinin şekillendirdiği yerleşimler var! Bu bir kanun değil tabii ki, kabulleniş… Ve fakat bu kabulleniş; sahip olduğu insanın dünyasında, sanki bir kanuna aykırı geliş şiddetinde acı […]

3 mins read