Yemeği nasıl yemeli!.. [03 Haziran 2011 Cuma]

Yemek yemeyi biliyor muyuz gerçekten? Kocaman bir servis tabağı düşünün ki ortasında biri kar gibi beyaz, biri sebzeli pirinç ve diğeri de acılı bulgurdan üç pilav tepesi… Kenarda patates kızartmaları ile domates dilimleri. Tabağın diğer yanında fırınlanıp sosa bulanmış bütün bir patates ile yanında havuç ve bezelyeler… Önünüzde bir kepçe barbunya yemeği; kırmızı, siyah, beyaz […]

2 mins read

Sınırlar değişir mi? -2- [29 Mayıs 2011 Pazar]

(Başı bir önceki yazıdaydı, lütfen onu da okuyun.) ….. Etrafımızdaki bütün ülkelerde, çoğumuzun hatırladığı zamanlarda bile hep bir şeyler olmuş. Ya sınırları değişmiş veya rejimleri devrilmiş. Büyük acılar çekilmiş, şehirler yangın yerine dönmüş, sayısız insan kaybedilmiş… Yani ülkemiz her zaman bir ateş çemberi içinde imiş ve bu coğrafya demek ki çoğu zaman yine ateşler içinde […]

2 mins read

Sınırlar değişir mi? [27 Mayıs 2011 Cuma]

(İki seneden fazla oldu, 2009’un Ocak/Şubat döneminde üç yazı yayınlamıştık hem şu an okuduğunuz Stop köşemizde ve hem de sitemizin [muammererkul.com] Seyir Defteri bölümünde. Şimdi burada bazı paragrafları tekrar etmenin zamanıdır sanırım.) ….. Atatürk; “Yurtta sulh cihanda sulh” demişti ama M. Kemal üç kıtada çarpışmış bir askerdi! Sonrakiler “iman belletir gibi” ezberlettiler bunu! Ancak bir […]

2 mins read

Öğrenme açlığı [22 Mayıs 2011 Pazar]

Picasso demiş ki: “Bütün çocuklar artist doğar, biz onları eğitir, başarısız yaparız!” Onun kastı belki işin artistik/sanat tarafıydı ama durum her alanda aynı. Bütün bebekler öğrenmeye hazır doğuyor, bütün çocuklar yiyip içmekten çok öğrenmeye aç. Bir ekmek kabuğunu akşama kadar kemirip durur çocuk ama bir şeyleri merak etmeden, incelemeden, karıştırmadan asla duramaz! Bize de ne […]

2 mins read

Brön [20 Mayıs 2011 Cuma]

  Onun bize hissettiği, kelimenin tam karşılığıyla aşk’tır. Başka ifade bulamıyorum… Hangi vakitte gelsek hemen anlar, hasret gidermeye çalışır, dünyası biz oluruz… Bahçe kapısı altında tüyler gördüm. Anladım ki; ardında biz varız diye, Brön demir kapıya kendini dayamış!.. Sevinçle içeri daldı. Şimdi onun bütün çabası; ellerini üzerime koyup ayakta durmak, yüzüme bakmak… Zaten görmeseydim de, […]

2 mins read

Cetvel, kırıldı… [15 Mayıs 2011 Pazar]

Cetvel nedir, diye sormuştum ya bir önceki yazımda… Elbette cetvelin ne olduğunu bilmeyen yoktur. Fakat ne kadar lazım olduğunu; ancak arayıp bulamadığında fark edebilirsin, onu kaybettiğinde!.. Mimarların, inşaat ustalarının, marangozların, terzilerin eli altında hadi olmasın bakalım ölçü aletleri veya bakkalların, manavların hadi olmasın bakalım tartıları, işler ne çok karışır… {*}{*}{*} Ölçülü yaşamış ve hatta bir […]

1 min read

Mehmet Oruç’un son iftarı [13 Mayıs 2011 Cuma]

Cetvel nedir bilmeyen var mı? Elbette yoktur… O zaman Mehmet abiyi anlatmak zor olmayacak! Onun hayatı her çeşit problemimize cevaplar vermekle geçti. Hiçbir soru karşısında asla kıvırmaz, menfaat gözetmez ve doğru olan neyse onu küt diye yüzümüze söylerdi… Alışmak biraz zordu, ama ondan vazgeçmek (en azından benim için) imkânsızdı! {*}{*}{*} O beni, memleketin bir araya […]

2 mins read

Yumurta [08 Mayıs 2011 Pazar]

(Ben anlatacağım. Siz ister gülüün, ister üzülün…) Bildiğiniz, sıradan bir yumurta; elinde (en iyi temenniler dolu) mektubuyla anneciğini görmeye gelmiş. Fakat o da ne?.. Tam karşısında, kocaman bir servis tabağı içinde, kızarmış bir tavuk, sırtüstü yatıyor!.. Feryat figan haliyle: “Anneee, anneciğiiim!..” {*}{*}{*} Şimdi bizler; karşımızda “kızarmış bir tavuk” bulmadan, acaba harekete geçmemizin zamanı, değil mi?.. […]

1 min read

Aynı anda… [06 Mayıs 2011 Cuma]

Armutlu burnundasın veya İskenderun Körfezinde yahut Van’daki çay bahçesinde… Ya da Kordon Boyunda oturmuşsun. Dirseklerin masada. Avuçlarının arasındaki çay bardağı, soğumaya; veya yârinin eli, ısınmaya başlamış… Martıları bile unutmuşsun… Gözlerin dalgııın, sanki denizin yüzüne yaklaşmış olan o turuncu portakaldan; acaba duman çıkacak mı, gibi bir meraklı haldesin!.. Saat kaç?.. Hatta kaçı kaç geçiyor veya kaça […]

2 mins read

Plakanız kaç? [01 Mayıs 2011 Pazar]

Şehrinizin sokaklarında bazen “yabancı” arabalar görürsünüz. “Şuradan gelmiş, nasıl acemi” gibi yorumlarla o yolcu hakkında konular açarsınız… Aslında aynı model ve renkte başka arabalar, trafiği karıştıran nice “yerli” sürücüler de vardır fakat “o buralı değil”dir. Yani: Yabancı, yabancıdır!.. Peki diğer arabanın buraya ait olmadığını nereden bilir insanlar?.. Elbette plakasından! Her vasıtanın plakaları vardır. Herkes bunlara […]

2 mins read

Yarınlara adanmak [29 Nisan 2011 Cuma]

Beyaz kıyafetler giymiş olan komutan; ordusundaki her askerinin gözbebeklerini görmeye çalışır gibi, beyaz atının üstünde dikildi. “Geri dönmek isteyenler şimdi dönsün gücenmem, dedi… Fakat kalanlara dönüş yok!.. Ben, işte kefenimi giydim. Şehit olursam beni buraya gömeceksiniz!.. Bu engeli geçemezsek hepimiz burada kalacağız. Fakat kazanırsak, güneşin battığı denizlere kadar bu topraklar bizim olacak!..” Kimse yerinden kıpırdamadı. […]

1 min read

Nisan, yağmur ve insan… [24 Nisan 2011 Pazar]

Tanıdınız mı bu başlığı? Olsun. İşte yine nisan geldi, gene yağmurlar yağıyor ve tekrar hatırlayıp, hatırlatmak lazım. Çünkü bereketli nisan yağmurları, vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde “kullanılabilir demir” var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanabilirsiniz: Yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp bol bol ıslanın!.. Nisan yağmurları başlarken […]

3 mins read

At!.. [22 Nisan 2011 Cuma]

Bazen ne kadar yorgun oluyoruz, değil mi? Bütün hayat şartları; insanlar, iş, alacaklar, borçlar, hava, trafik, haberler, diziler, yakınlar ve daha çok şey… Sanki sırtımızda bir kambur, onun üstünde havut, onun da üstünde yükler. Çökmek için “kıhh” denmesini bekleyen develerden bile yorgunuz bazen! İyi de, yatmakla nereye ulaşılır? Hiç!.. Öyleyse, varmak için yeni bir kan, […]

2 mins read

Tuğra Günü; 22 Nisan’dır! [21 Nisan 2011 Perşembe]

Nisan’ın 22’si benim için çok anlama gelir. Annemin vefat günüdür, Gazetemizin kuruluş günüdür… Fakat bugün sadece “Tuğra Günü”nden bahsedeceğiz… Daha önce “Şehzadenin tuğraları” ve “Dağdan geçen gemiler” ismiyle de bu konuyu hikâye etmiştik ki www.turkiyegazetesi.com veya www.muammererkul.com adreslerinden okunabilir. Özeti şuydu: Defterinin başındaki oğulcuğunu izleyen Hümâ Hatun: “Bunlar nasıl tuğralar yavrum, direksiz kadırgalara benziyorlar!” Deyince […]

2 mins read

…ve Lale Devri [17 Nisan 2011 Pazar]

Fare Devri’nde yaşarken Lale Devri’ni okumak; bizim için tekrar ulaşılması zor bir hayalken bazıları için, o dönemi yaşayıp/yaşatmış olanlara düşmanlık vesilesiydi. “Koskoca imparatorluğu on yılda bu duruma kim düşürdü” sorusuna, ancak “Padişah sattı” cevabını bulmuşlardı! Netice olarak ellerindeydi memleket, yılda bir/iki kere değişiyordu hükümet ve bizler, fillerin güreştiği alanlarda eziliyor, hasımların dövüştüğü meydanlarda vuruluyorduk. Şu […]

2 mins read

Fare devri ve lale devri [15 Nisan 2011 Cuma]

Fare Devri’ni yaşarken, mümkünü yok yeniden bir “lale devri” yaşayacağımız aklımıza gelmezdi!.. Aslında okumaktaydık: Dedelerimiz bir zamanlar dünyalık problemleri aşmışlar, yaşadıkları müreffeh çağa damga vurmuşlar, camilerin bile duvarlarına kuşlar için saraylar yapmışlar, kışın dağlarda aç kalan kurtları bile doyurmak için vakıflar kurmuşlardı… Biz de onların torunlarıydık… Fakat tam da emanet kitaplardan bunları okurken elektrikler kesiliveriyordu. […]

2 mins read

Acizlik, sonradan öğrenilir… [14 Nisan 2011 Perşembe]

Önünüze gelen projelere heveslendiğiniz halde, sonra vazgeçtiğiniz oldu mu?.. Birilerini takdir etseniz de onların bulunduğu yere asla gelemeyeceğinize inandığınız oldu mu? Acaba şimdiye kadar kaç çağrıya kulak kapatıp, kaç hedeften geri döndüğünüzü hatırlıyor musunuz? {*}{*}{*} Bu köşede on beş sene önce çıkmış yazılarımdan birinin ismi “Öğrenilmiş Acizlik” idi ve kısaca şu deneyi anlatıyordu: Ortasından dikey […]

2 mins read

Son dakika ve sevgi ağacı [10 Nisan 2011 Pazar]

Takip edenler bilir, yukarıda adresi görülen sitemizde de ara sıra yazışırız ama gazetemizdeki okuyucularımızdan bazısı bunları göremiyor. Ve bazen, sıradan bir mesaj, gönüller dolusu sevgiyi, iyiliği, duayı açığa çıkarıyor. “Okuldayım ve internete giriş iznim bitmek üzere son 1 dakika 🙂 Sizi seviyorum üstadım! Ve bütün sevgi ailesini… Sevgiler kere sevgiler!” Bu samimi cümlenin cevabı aşağıda, […]

2 mins read

Dağdan geçen gemiler [08 Nisan 2011 Cuma]

22 Nisan “Tuğra Günü”dür! (2) Yaklaşık on beş sene önce henüz bir çocukken, kırmızı kaplı defterine çizdiği hayali gerçekleştirmenin zamanıydı şimdi. Küffar denize zincir çekmişse Mehmet Hân da gemilerine dağı aşırtırdı!.. Annesi “İmzaların neden çektiriye benziyor?” Diye sorunca cevap vermemişti genç şehzade. Fakat önce imzasını gemilere, sonra da gemilerini; “Mehmed bin Murad han muzaffer daima” […]

2 mins read

Şehzadenin tuğraları [07 Nisan 2011 Perşembe]

Tuğra Günü; 22 Nisan’dır! Resimler çizilmiş, notlar yazılmış deftere bakıyordu Hüma Hatun. Sanki oğulcuğunun gizli hayalleri vardı kırmızı ciltli bu defterin sayfalarında. Bir yere gelince durdu. Burası defalarca çekilmiş imza[tuğra]larla doluydu. Onun, acemi imzalarıyla yeri göğü kaplamaya çalıştığını düşünüp gülümsedi. -Bunlar nasıl tuğralar [padişah imzaları] böyle yavrum, dedi annesi… Sanki direkleri olmayan çektirilere [kadırga] benziyorlar!.. […]

2 mins read