Stop Köşesi
Değersizlik hastalığı [15 Mayıs 2008 Perşembe]
(Bu yazı, pek çok olaya bakışınızı değiştirecek!) Yıllar önce bir öğrenci grubunun fotoğraflarını çekmiştim. Bunları tab ettirdikten sonra suratları saydım, bir kişi eksikti… Sonrakini saydım, yine eksik çıktı. Hepsini saydım hepsi eksikti, fakat dikkat edince fark ettiğim gerçek beni şaşkınlık içinde bıraktı. Arka sıradakilerden birinin yüzü her karede, hemen önündeki arkadaşının başı arkasına saklanmıştı! Hâlbuki […]
Yazmak, iz bırakmaktır! [09 Mayıs 2008 Cuma]
Yazı yazmak; kendi ardında, geçtiğin yerde iz bırakmaktır! Bu, senin izindir; bu “senin” izindir… Peki hiç dönüp bakmayacak mısın; ardında ne kaldığına?.. İnsanlar geceledikleri otel odalarından, hatta umumî helâlardan bile çıkarken ardına dönüp bakar ya; acaba bir şey düşürdüm mü, bir şey kaybettim mi, arkamda istenmeyen bir görüntü bıraktım mı, diye… Her şey tamam ise […]
Bulut!.. [08 Mayıs 2008 Perşembe]
Ha, başımda dolaşan bir bulut… Ha sen!.. Sen, beyaz bulut; Gözyaşından başka, nesin ki?.. {*}{*}{*} Güneş, nerene vurursa vursun, güzel; gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın… İnip sarılsan bana; sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye… Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir sen olursun sanki cihanda, bir de kalbimin sesi!.. {*}{*}{*} Ha başımda dolaşan […]
Turnalar uçun [02 Mayıs 2008 Cuma]
“Turnalar uçun… Yayladan geçin…” Namlunun gözü gibi baktı bana!.. ….. Biliyordum… Şimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi; Ve düşecektim, ayaklarına!.. {*}{*}{*} Halbuki, uzuuundu yolum. Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları… {*}{*}{*} Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu… Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru […]
Ebru güzeli [01 Mayıs 2008 Perşembe]
Merhaba, ebru güzeli!.. ….. Ödüm koptu; göreceksin sandığımdan içimi… Duruyordun ya karşımda; öd karışmış suda yüzen gül gibi!.. {*}{*}{*} Bir teknede kardılar; zamk, ve kola, ve “kopartılmış” ödleri kıvâmı-ı kesîf mayi ile. İşte bu suya çizildi resmin… Neft yağıyla incelmişti boyalar ve damla damla aktı, çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular… Renkler, renklere karıştı; […]
Maganda pitbulu!.. [25 Nisan 2008 Cuma]
Bir silah düşünün; çirkin, soğuk, itici ve hiçbir yararı olmayan. En önemli özelliği ise kendi kendine ateş alıyor olması! Bazen kaldırımda yürürken, bazen uyuyan bir bebeğin yanında, bazen oynayan çocuklar arasında… Pitbul gezdirmekle ruhsatsız silah taşımak arasında ne fark var?.. Maganda dediğimiz kimseleri yargılayıp dururuz; peki nedir magandalık? Magandalık; yoldaki insanı, balkondaki kadını, okul yolundaki […]
Peygamber mescidinde “çiftetelli” oynamak! [24 Nisan 2008 Perşembe]
Menkıbeler, hayat öpücükleri gibidir; nefesim kesildiği zamanlarda beni ayağa kaldırırlar! Sevgili Peygamberimizin mübarek mescidinde, hazret-i Bilal’in kollarını açıp döne döne, şakır şukur oynaması ise en sevdiğim “hayat öpücüklerimden” biridir… {*}{*}{*} Olur iş değil! Bakarlar ki bir gün; Bilâl mescitte oynuyor! Hazret-i Ömer yaklaşarak yanına; -Yâ Bilâl! Ne yapıyorsun böyle? Hiç mescitte oynanır mı? Fakat Bilal-i […]
İkinci Lâle Devri [20 Nisan 2008 Pazar]
İki sene önce yine nisan ayında şunları yazmıştım: Bizler, eskiden azıcık bakımlı bir çevre ve açmış lâleler görebilmek için nisanla birlikte Lâle Bahçesi’ne giderdik. Emirgân, Boğaz’ın karşı yakasında, tam bizim hizamızdaydı. Lâle Bahçesi de o semtteydi. Birbirini sevenler günler öncesinden sözleşir, orada buluşur, lâle karıklarının arasındaki patikalarda yan yana yürürlerdi… Veya bunlar sadece titrek sesli […]
Hançerin kabzası [18 Nisan 2008 Cuma]
Kızkulesi, bir hançerin kabzasıdır aslında; İstanbul’un eteğine saplanmış!.. {*}{*}{*} Sanırım ki, ilk rüzgârda savrulurdu İstanbul; Eteğinde olmasaydı bu kule… Bu kule; Bir hançerin kabzasıdır aslında!.. {*}{*}{*} Tenim delinmeseydi, ve canım değilmeseydi; kalmazdı ki İstanbul!.. Şu ucundan saplanmasaydı kule; Savrulunca rüzgârda dökülürdü denizi… Dalgalar kovalaşamazdı yavru kediler gibi Salacak ile Sarayburnu arasındaki düzlükte… Kızkulesi saplanmasaydı eğer, […]
Babalar… [31 Aralık 2003 Çarşamba]
Bir gün, edebiyatçılarımız hakkında bir şeyler kaleme alınır, ve içinde adımız geçerse, sanırım altına; "Bu adam, Türk (belki de dünya) edebiyatında, BABA konusunu en fazla işleyen kalem(lerden biri)dir" diye bir kayıt da düşülecek… İşte, buyurun; bugün de konu aynı, yani gene; "baba"lara hoşgeldiniz(!) …………… Oğullar beş yaşlarında filan babalarına hayran olur ya, (intikale bakın ki) […]
Neden kusursuz olasın [28 Aralık 2003 Pazar]
Sayın Muammer Erkul, "Neden Kusursuz Olasın" yazınızla, o zamanlar gelişmekte olan kişiliğime hoşgörü mayası çalmıştınız. Ben bugün, bunun sayesinde insanlardan mükemmel olmalarını beklemiyorum. Düşündüklerinizi, anladıklarınızı ve sevginizi; en güzel ifadelerle ve cömertçe bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler!.. O yazınızı da aşağıya ekliyorum… E… Mükemmelim ben! Acaba; Acaba gerçekten mükemmel miyim? Buna, bu "kişiliğe" dışından bakanlar […]
Asansörde [26 Aralık 2003 Cuma]
(..bilgi, ve tecrübe) Hava buz gibi. Dış kapıdan girince rüzgârdan da kurtulduk. Sol merdiven kazan dairesine iniyor, sağ merdivense posta kutularının, dört daire kapısının, ve asansörlerin bulunduğu meydana çıkıyor. İşte bu yarım kat merdiveninde; mavi bir okul çantası, debelenmekte!.. {*} Düze vardık… Çantanın yanına gelince; “1-A’ya mı, 1-B’ye mi gidiyorsun sen” diye sordum. Çünkü […]
Bal, arılar, lamba, fitil -2- [25 Aralık 2003 Perşembe]
(Dünden devam… Eğer başını okumadıysanız, bulup okuyun bence…) Anladın mı, diye sordu dedem. Arıların seninle hiç bir derdi yoktu. Onlar başka bir şeyin, yani "günahının" peşindeydiler!.. Anlamış mıydım, bilmiyorum. -Gel bak, sana ne göstereceğim, dedi sonra… Bahçedeki kerpiç eve girdik. Küçük ve loş odanın küçük penceresinde, üstüne çiçekler işlenmiş bir beyaz perde (o perde hâlâ […]
Bal, arılar, lamba, fitil [24 Aralık 2003 Çarşamba]
(Bunca zaman geçti vefatının üstünden, ama dedem hiç susmuyor zihnimde; hep fısıldıyor, hep. Bana, beni ve kendini hatırlatıyor; tekrarlayıp duruyor nasihatlerini… Ve ben, dedemin hatırasında, bütün dedeleri seviyor, her birine birer fatiha gönderiyorum buradan. Hatta hepimiz, hep birlikte, hepimizin dedeleri için birer/biner fatiha gönderiyoruz yine, değil mi?) ….. Tepemde uçuşan arılardan ödüm kopmuştu. Ellerimi salladıkça […]
Kabuk [21 Aralık 2003 Pazar]
(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. {*} Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yarimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. {*} Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. {*} Serçeye, şahin kayasındaki kâhinden iksir mi […]
Beklentiler üstüne [19 Aralık 2003 Cuma]
Günaydın, dese; yataktan ne zaman kalktığını bile duyarsın bir sevdiğinin… Konuşsa, sesinden; iki öğün önce içtiği suyun, veya yediği karpuzun soğukluğunu dahi anlarsın… Dışardan gelenin kahveden mi, bahçeden mi geldiğini bilirsin; kokusundan… Okul çantaları bile fısıldar, o gün öğretmenin neler söylediğini… Öyle, değil mi?.. {*} Doğurursun bir dünya güzelini; Onu yıkar temizler, yedirir içirir, giydirir […]
Geniz yangını [18 Aralık 2003 Perşembe]
(…üşüyenlere!) Bana bir şeyler yollaman hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. Bana, duygularını ulaştırman hoşuma gidiyor! İyi ki varsın!.. …demişti, ama sözünün yankısı devam etti: ….. Biliyorum; gözündeyim… Beni gördükçe, bana baktıkça, biliyorum ki; bakışlarından gönlüne akıyorum… Ve işte bunun için yakıyorum kağıtlarını; Adımı her yazışında!… {*} Çünkü “ben” sızıyorum senden… “Ben” süzülüyorum, “ben” taşıyorum, “ben” akıyorum […]
Aşı günleri!.. [17 Aralık 2003 Çarşamba]
Canlarının, öyle konu edecek kadar acımayacağını pekala biliyorlar. Lüzumlu olduğunu da işitip duruyorlar, ama yine de çocukların çoğu anlamıyor; neden bunca insan seferber oluyor, kendilerine iğne batırmak için?.. Çocukların çoğu bilmiyor; Neden aşılanmak bu kadar önemlidir, ve nasıl oluyor da aşı olmak, hayatlarını kurtarıyor?.. {*} Aşı olmak; salgın dalgası gelmeden alınan alıştırma dozudur… Hastalık “gelmeden” […]
Ah, susabilseydim!.. [14 Aralık 2003 Pazar]
Biliyor musun; susabilseydin, uçabilirdin!.. Kim demiş bunu, ne zaman söylemiş bilmiyorum. Hatta bilmiyorum gerçekten söylenip söylenmemiş olduğunu bile. Ama biliyorum; susabilseydi insan, uçabilirdi… Veya şöyle diyelim: Uçabilen insan; susabilendi!.. {*} Tefekkür, teşekkürdür; var olmaya… Ya, var olmak; yâr olmadan mümkün mü?.. Yâr olmanın minnetidir; susup beklemek. Teşekkürüdür tefekkür; var olmanın!.. Ve yani; uçabilirdi insan, susabilseydi… […]
Kutlu Doğum Haftası [17 Nisan 2008 Perşembe]
Önümüzdeki yıllarda; “23 Nisan mı kaldırılsın, yoksa Kutlu Doğum Haftası mı” tartışmaları başlayacak, şaşırmayın! “88 sene evvel 23 Nisan yoktu” diyecek birileri… Diğerleri şöyle cevap verecek: “8 sene evvel de Kutlu Doğum Haftası yoktu!” Doğrusu da budur! 2005 senesinde Mevlit kandili ile 20 Nisan yan yana geldi… (1926’dan beri kullandığımız miladi takvime denk gelen Muhammed […]
