Stop Köşesi
Umarım bugünlerde yağmura yakalanırsınız… [11 Nisan 2008 Cuma]
(Nisan’a ve insana…) Bahar yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde kullanılabilir demir var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanın; yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp boool bol ıslanın!.. İçinde kullanılabilir demir bulunan yağmurlar başlarken, (yani bu hafta) etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları […]
‘Defin’e!.. [10 Nisan 2008 Perşembe]
Nazilli’den “kızımızı kaybettik” haberi geldiğinde; öğle ezanı, incecik bir nisan yağmuru ve dualar sarılıyordu gökyüzünde biri birine… Öğleden sonra sürekli haber aldım, çoğunu da Hasan Özkaralı’dan… “Vefat gerçekleştiği zaman kabir yeri arandı, bulunamadı. Belediye başkanı devreye girdi, gene bulunamadı. Sonunda, bir tek boş yer bulundu… Evliyalar Ansiklopedisi’nde ismi geçen bir büyük zat vardır. Ali Galip […]
Yön göster! [06 Nisan 2008 Pazar]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da birbirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]
Yanmak [04 Nisan 2008 Cuma]
Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… “Senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*}{*}{*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*}{*}{*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*}{*}{*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben “senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]
Cebi olmayan fistan… [03 Nisan 2008 Perşembe]
Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; bu hasret nereme sığacak?.. {*}{*}{*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*}{*}{*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]
Aşka kılıf aranmaz!.. [28 Mart 2008 Cuma]
Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*}{*}{*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]
Çalacak kapınız var mı? [12 Aralık 2003 Cuma]
Sabahın kör vakti paltosunu giydi, ayağına botlarını geçirdi, beresini taktı ve yola çıktı. Çok değil on dakikada otobüs durağına vardı. Yürürken dudaklarının kıpırdadığına bakılırsa bir şeyler mırıldanıyor, belki dua ediyordu. Bu semt merkeze epey uzaktı, otobüsü kaçırırsa en az bir saat daha bekleyecek demekti. Hava soğuktu, yerde kar vardı ve rüzgâr ustura gibiydi. Bir ara […]
İki çay lütfen!.. [11 Aralık 2003 Perşembe]
Bir baktım ki aynaya; ..yarım yok!.. Anladım; yâr’ım yok. {*} Mırıltılar duyulur karanlığın içinden, sonra sessiz gülüşmeler, ve sonra da sağdan soldan; “sssst” sesleri!.. Avucum öylesine… Sessizce… Ve açık durur yanımdaki koltuğun üstünde. Karanlığın ortasında, ben filme dalmaya çalışır; ama sensizliğe batarım!.. Olmadığın yer, ne karanlık… {*} Şimdi, ben; gümüş rengi çınar gövdelerinin altında ne […]
Söğüt dalları veya susuzluğu içmek [10 Aralık 2003 Çarşamba]
Sana bir şeyler yollamak hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. ….. Karanlıktan korkan bir küçük çocuk gibi. Hani, seslenir de bekler gibi; kendisine bir sıcak sesin geri dönmesini… İşte bu yüzden gönderip duruyorum bunları sana böyle, sebepli sebepsiz… Sana, duygularımı ulaştırmak hoşuma gidiyor! {*} Biliyorum sana seslenirken; sesine, ve sesinden de sana tutunduğumu… Biliyorum; kaybedersem eğer sesini, […]
Av!.. [07 Aralık 2003 Pazar]
Merhaba… Bir gün akşam vakti, yazılarınızla ilgili sohbetimiz olmuştu arkadaşlarla. Biri tilki hikayesiydi, diğeri ipek böceği mi neydi? Çaylar içildi, sizden bahsedildi. Bir ara arkadaşlardan biri size bir mesaj çekti, sizden cevap geldi. Nezaketiniz hoştu. Farklı farklı yorumlar yapıldı. Kimi sosyal kirlenmeden bahsetti kendince ve ilmiyle, kimi medeniyet çatışmasından, kimi ölüme hazırlıklı olmaktan falan filan, […]
İnanç ısıya benziyor [05 Aralık 2003 Cuma]
İnanmak da inanmamak da çok büyük birer güçtür… ….. İki üç örnek vereyim; Dağların tepesinde kaskatı kesilmiş buz kütlelerini kim indirebilir ki ovaya?.. Ya da, çığı kim durdurabilir?.. {*} İnanmamak; olumsuz kalmak, şüphe etmek, teklifi reddetmek, olmayacağını düşünmek, mümkün görmemek, harekete yeltenmemek, kıpırdamayı istememek, uyumsuzluk, tembellik, katılık, sertlik, soğukluk… İnanmak; başarmak demek. {*} Başarmış, ama […]
Haritayı düzeltmek [04 Aralık 2003 Perşembe]
Örnekler ve hikayelerle, masallar ve misallerle anlamak benim için çok kolay bir yoldur, ve de bu hep böyle oldu. Ben büyüdükçe yerimi dolduran yeni çocuklar da hep masallarla hikayelerle öğrenmeyi tercih ettiler. Hatta işin püf noktalarından biri işte o sıralar çıktı önüme, şunu fark ettim ki; çocuklara anlatılanı, çocukların anladığı biçimde ve çocukların anladığı gibi […]
Adı ne olsun?.. [03 Aralık 2003 Çarşamba]
Denizin kuytusuna gönüllü düşmüş mehtap, bir balıkçı teknesi üzerinde mıh gibi… Rüzgâr usanmış, bitap; Ses veriyor uzaktan, sanki yalvarır gibi… Aah gibi!… ….. Gök paylaşır, yüzündeki her yıldızı denizle; Deniz, sevinçle basar bağrına armağanı… Yunuslar; sanki bir yıldız daha koparmak için zıplar, kanatlanmak isterce, hevesle… {*} Her şey mükemmel, harika her şey bi’tamam. Seyrederim sabaha […]
Lider, köprü, temenni [30 Kasım 2003 Pazar]
(…1) Gördünüz, eğer rüzgârlar olmasaydı; kendi dumanımız içinde boğulur giderdik!.. Peki sisten-pisten rahatsız da insanoğlu, rüzgârdan şikayetçi değil mi?.. Başka türlü sorayım: Bu, mümkün mü?.. {*} Üç ayrı insan tipine dikkat edin şimdi… Birinci kişi dolamıştır diline rüzgârı; kime rastlasa konuşur, kimi görse söylenir, şikâyet eder… İkinci kişi oturur sadece; rüzgârın kesilmesini bekler, durumun düzelmesini […]
İpek ipliği… [28 Kasım 2003 Cuma]
‘-Nereye bakıyordun, bana gönderdiğin o resimlerinde; yani gerçekten nereye?.. Dikkatlice bakıyorum; ve bir sürü duygu buluyorum yüzünde. Bunların hepsi de olabilir, bir tanesi de… Senin resimlerine bakan benim yüzümdeki duyguyu ise sorarsan: Yaşadığım sürece sana duyacağım hayranlık!.. Ve gülme isteği… Yo, öyle dalga geçer gibi değil; mutlu gibi…’ {*} "-Canım… Bunları gerçekten içten söylüyorsun değil […]
Göz, gözü görüyor!.. [27 Kasım 2003 Perşembe]
(Habeşî aynalara!..) ….. Hayatımın herhangi bir günü, karşıma çıkan herhangi birinin üstünde bulunan menfîlikler; Hayatımın herhangi bir döneminde, bende bulunanları andırıyor… {*} Kızamıyorum… Üzülüyorum; Kendi adıma!.. {*} İnsanın kendi bilmesi; başkalarının görmesine de benzemiyor!.. Günah; misinası kopmuş bir olta iğnesi gibi çenende, veya ağzının tavanından kafatasına saplanmış halde dolaşıp duruyorsun; Sonsuzluğun kapısı önünde… {*} Zencilerin […]
İnsanları okumak! [26 Kasım 2003 Çarşamba]
Bugün gibi, dün ve her gün birer “harf”ti üstümde… Bir avuç gün bir hafta; Ve her o kadar harf ise, birer “kelime” idi… {*} Beyazdı zemin… Tenim, bembeyazdı… {*} Gün gün diziliyordu harfler yan yana… Haftalar kelimelerde beliriyor; Ve cümleler aylardan süzülüyordu… ….. Bir adım geriye çekildiğinde; yılları görüyordun her paragrafta!.. {*} Beyazdı çoğunun rengi, […]
Tut elimi [23 Kasım 2003 Pazar]
(…orda, yerde, bir el vardı; tutulmamış bir el!..) Tut elimi. Hadi, tut elimi… Öyle ki, seni; parmak uçlarımla, parmak izlerinden tanıyayım… ….. Tut, elimi; Yüreğindeki sıcaklığı duyayım… {*} Elim, bir gün tutulacaksa; işte bugün tutulmalı… Ve elim, biri tarafından tutulacaksa, bu kim olmalı?.. ….. Tut elimi… Elimi tutacaksan şimdi tut; Canım cayııır cayır yanarken, ve […]
Bir yol hikâyesi [21 Kasım 2003 Cuma]
Her çeşit rüzgâr, her çeşit çiçek, her çeşit ağaç, ve her çeşit hayvan bulmak mümkündü; ama her çeşit insan bulmak mümkün değildi… Orda, aynen onun o zamanki haline benzeyen biri dedi ki: -Aha, bak şurdan ineceksin. Dere yatağını bulacaksın. Suyun akışını takip edeceksin; karşına bir köprü gelecek. Üstüne çıkıp bekleyeceksin… Ben bilmem gerisini; orda birini […]
Düşeceğini bilmek… [19 Kasım 2003 Çarşamba]
Adamın biri yoldan geçerken, ağacın tepesine doğru; "Hocaaam, diye seslenmiş. Oturduğun dalı kesiyorsun. Düşeceksin!.." Nasreddin Hoca adamı duymazdan gelip işine devam etmiş. Ama az sonra da "gümmbürrrrr" diye toprağı boylamış!.. Hemen kalkmış düştüğü yerden ve koşup yakalamış adamı. "Dur, demiş. Madem düşeceğim zamanı söyledin, öleceğim zamanı da söyleyeceksin bana!.." {*} Doğru anlattım, değil mi? İyi […]
