Sahipsiz mektuplar -1- [08 Haziran 2006 Perşembe]

Vaay kere eyvah!.. Okuyunca nasıl da kanatlanıyor insan, kendi için söylenen iltifatları… Ha kalene penaltı atılmış, ha benzeri sözler duymuşsun. Gol yememek zorun zoru! {*} Fakat paçanı kaptırırsan; yağ faslı biter ve bir yağlı pehlivan gibi gidebilirsin sırt üstü!.. Ayakta duran koca koca Yusuf’ların, çimene yapıştıklarında nasıl göründüğünü düşünebiliyor musun?.. Baş eğik ve bütün gözler […]

2 mins read

Sürü ve sürenler [04 Haziran 2006 Pazar]

Siz de şimdi beni yazar filan zannediyorsunuzdur! Halbuki, dedem olmasaydı ben ya balıkçı olur veya pazarcı kalırdım… Ya da, diğer açıdan bakınca; sadece dedemin hikâyelerini anlatıp, söylediklerini aktarsaydım gene yazar olurdum! Çünkü birkaç damla balın tadını alırdı okuyanlar; keçiboynuzu yığınlarının yanında!.. {*} Okurdan çok yazar olan bir devirde; yazmak mı zor, okumak mı?.. Üstelik, yanlışı […]

2 mins read

Lazım olduğu kadar [02 Haziran 2006 Cuma]

Doğru yere odaklanması pek mümkün olmuyor her zaman insanların… Örnek mi; yakışıklılığı oranında kalıyor adamlar kameraların önünde… İyi de, neden toprak sallanmaya başladığında kimsenin gözü görmüyor bu yakışıklıları?.. Beli çalışmaktan eğilmiş, burnunun üstünde gözlük, saçlarının çoğu dökülmüş Deprem Dede’nin o titrek sesiyle söyleyeceği iki cümle için, neden gözünü bile kırpmadan saatlerce bekliyor sayısız kişi?.. {*} […]

2 mins read

Sürü [01 Haziran 2006 Perşembe]

Herkes ne yapıyorsa, biz de aynısını yapıyoruz… ….. Herkesin, şu an yaptığını yaparak, sonunda ne olduğunu biliyor veya ne olacağını tahmin edebiliyoruz? Peki biz… Kendimiz… Herkesin yaptığını yapmaya devam ederek… Sonunda ne olacağız dersiniz? ….. Herkesten biri! Değil mi? {*} İyi de; “herkesten biri” olmak için bir şeyler yapmak gerekmiyor ki… Hiçbir şey yapmayanlar da […]

2 mins read

Güç kimde? [28 Mayıs 2006 Pazar]

Benim bu kitabı tanıtmam lazım, ama sizin okumanız lazım değil. Hatta bu yazıyı bile okursanız rahatsız olabilirsiniz! Fırtınaya Karşı GÜÇ KİMDE? Eski dostlarımdan Ünal Bolat’ın çalışması. 432 sayfalık koca bir araştırma, didikleme, bulma, deşme, delme, pörtletme, oyma ve daha çok şey… Kitabın her sayfasında; ..üstünde oturduğu pösteki tutuşmuş bir miskin gibi rahatsız oluyor insan!.. Yahu, […]

3 mins read

Dıgıdık : ) [26 Mayıs 2006 Cuma]

Birkaç soru sorsam bilir misiniz?.. Acaba “ye” deyince mi, yoksa “hamm yap” deyince mi daha iyi anlaşılır insan?.. “Gel” demek mi daha kolaydır, yoksa “tıpış tıpış yap” demek mi? “Uyu” mu daha açıktır, yoksa “tatti, nanni, ee eee” mi? “Su” demek mi daha kısadır, yoksa “buu buu” demek mi?.. {*} Hadiii… Gevşeyin biraz… Gazete köşelerindeki […]

3 mins read

Vah, Selimiye [25 Mayıs 2006 Perşembe]

Edirne’yi gördüğünü söyleyen kişi “Selimiye’yi görmedim” diyorsa, ya ne gördüğünün farkında değildir veya yalan söylüyordur… Çünkü şehre hangi yönden gelirsen gel cami tam karşındadır… Hatta denir ki; “Edirne’ye giren bütün yollardan cami önce iki minareli görünür, ancak iyice yaklaştığın zaman diğer iki minare çıkar öndekilerin ardından…” Bitiş tarihi 1575 olan Selimiye’yi… Osmanlı mimarisinin ulaştığı en […]

4 mins read

İnsanlı bir yazı [21 Mayıs 2006 Pazar]

Herkes hayvan sever… Sever de, elbette herkesin aynı hayvanı sevmesi düşünülemez… Kimisi tavuğun çok kızarmışını sever; kimisi öküzün iyi araba çekenini… Kimi eşek sever üzerine bindiği için; kimiyse kiremitte balık… Bazısı inadına domuzları sevdiğini söyleyip durur! Bazısı da elinde tüfek, fellik fellik dolaşır, çünkü kuş vurmaya vurgundur… {*} Kimisi, daha sonra bineceği atını şimdi beslensin […]

3 mins read

Mayısın 19’una veya Konya’ya Uludağ! [19 Mayıs 2006 Cuma]

Nisan’ın 23’üne, başlığı altında çıkan üç günlük yazılarımızın üstünden bir ay geçti… Geçenlerde, elle yazılmış bir dilekçenin faksını getirdiler. Sizler de okumak istersiniz diye düşündüm: “Sayın Bakanım, Önce selam ve hürmetlerimi sunarım. Torunum Tayfur ilkokulun 3ncü sınıfına gidiyor. Bir gün okul çantasını alıp kenara koyayım dedim, ağırlığı dikkatimi çekti. Üşenmedim, dükkana götürdüm kantarda tarttım. 5 […]

4 mins read

İnsan [18 Mayıs 2006 Perşembe]

İnsan, tohumdur… Aşağıdaki yazının özeti budur! {*} İnsan, tohumdur veya bir tohum gelişir, büyür, insan olur… Zordur büyümek… “İnsan olmak” ise daha da zordur! ….. İnsan; “bir tohumdan geldiğini” unutmayandır asıl… {*} Tohum… Tarifsiz basitlik! Fakat, çööz çöz bitmeyen şifrelerin ardındaki derinlik! ….. İnsan; Kendisinden, “tohumlar beklenildiğini” unutmayandır asıl… {*} Tek insan… Ve mahalle sakinleri… […]

2 mins read

Fenerbahçe ve Galatasaray’lı bir yazı [14 Mayıs 2006 Pazar]

(Bu bir motivasyon yazısıdır. Bakış açımızı gözden geçirmemiz için yazılmıştır.) Futbolda 2005-06 sezonu tarihe geçecek. 22 Nisan sabahı durum şöyleydi: Ligi hep önde götürmüş olan F.Bahçe’nin V.Manisa’ya yenilmesiyle, G.Saray takımı bir haftadır 3 puan önde ve averajı +44 (yani 73 gol atıp 29 gol yemiş). Fenerbahçe’nin averajı ise +49 (yani 78 gol atıp 29 gol […]

4 mins read

Alkış ve yankısı -2- [12 Mayıs 2006 Cuma]

(Bu yazının başında, hırsız çocukları anlatırken: “Her çocuk; kendisini alkışlayanın çocuğudur” demiştik ya. Dünün özeti de belki bu cümleydi!..) ….. Son izlediğim okul törenlerinden biriydi: Birkaç sıkıcı konuşma, piyes ve şiirin ardından çiftetelli oynayanlar çıktı sahneye ve büyük alkış aldılar. Bunun arkasından da tango başladı… Bir grup kız çocuğuna bir grup erkek çocuğu sarılarak, seri […]

4 mins read

Alkış ve yankısı [11 Mayıs 2006 Perşembe]

Haberlere konu oldu, izlemişsinizdir; Evlenmek üzere olan iki çocuk, nikâhlarına gelen davetlilerin gözleri önünde, gelinlik ve damatlıklarıyla tutuklandılar… Kimdi bu çocuklar, ki; sadece düğünlerinde söylenecek şarkı-türkü-çalgı-eğlence bedeli olarak, sıradan bir işçinin 10 senelik maaşı kadar parayı gözden çıkarmış, anlaşma yapmışlardı?.. Ne kazanıyordu bunlar, ki; yaşıtları beslenme çantaları, su şişeleri ve sırt dolusu kitap-defterle ilköğretim okullarına […]

3 mins read

Seyir Defteri – 19 Mart 2008 (İkinci aydönümümüz)

İki ay olmuş… Aşure gününe denk gelmişti sitemizin başlaması; istesen rastlatamazsın, ikinci ay dönümü de Mevlid Kandili gecesine denk geldi. Kısmet… {*}{*}{*} İlk günden beri hep artan bir ümitle, taş üstüne taş koyar gibi, harf üstüne harf koymaya çabalıyoruz… Bu iş zaten yalnız olacak gibi değil; kimin eli ne kadarına yetiyorsa o kadarı için çabalıyor… […]

2 mins read

El ele [07 Mayıs 2006 Pazar]

Daha çocukluğumuzda, hepimize öğretmişlerdi… İnce ama uzun bir kâğıdı tam ortasından katlıyorduk. Bunu yan çevirmeden tekrar ikiye katlıyor ve eğer mümkünse tekrar katlıyorduk… Sonra kalemle, en üstte kalan yüzeyi dolduracak büyüklükte bir çocuk resmi çiziyorduk; yuvarlak bir kafa, iki kol ve iki bacak… Kafa üst kenara, eller iki yana ve ayaklarsa alt kenara kadar uzuyordu. […]

2 mins read

Yazı gözle okunmaz [05 Mayıs 2006 Cuma]

Talebe; talip, talep eden, öğrenmeyi isteyen, öğrenci demektir… Öğretmenin “şekline” bakan, anlattığı sözcüklerin ardını görebilir mi?.. {*} Telefonunun şarjı bitmiş, alarm veriyor… Diyor ki: “Bitmek üzereyim, doldur beni. Az sonra bir işe yaramaz olacağım…” Bakıyorsun ki; evet, sıfırı göstermek üzere enerji… Soruyorsun veya arayıp buluyorsun şarj aletini. İşte orda… Hem de prize takılı… Ve aldığı […]

2 mins read

Diziliş [04 Mayıs 2006 Perşembe]

Bugün, mayıs ayının dördüncü günü. Sene ise, üçüncü bin yılın altıncısı. Ne güzel… Veya, ne yazık! Bugün de her sabahkine benzer şekilde uyandınız. Esnediniz, gerindiniz. Muhtemelen iyi bir kahvaltı yaptınız… Sonra da aldınız gazetenizi elinize, okuyorsunuz… Halbuki ne kadar eşsiz bir vakit vardı şu geçtiğimiz gecede, farkında bile olmadınız! {*} Evet, emsalsiz bir geceydi uyuyarak […]

2 mins read

“Yamuk Prenses” veya “Kral Delirdi!” [30 Nisan 2006 Pazar]

Çocuklar üzerinde bilgi ve zekâ testi uygulamaya karar veren bir hanım yazar; 12 yaş ve altı çocukların sınıflarına giriyor. Onlara Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını hatırlatıyor. Her birinin önlerine birer kâğıt koyarak; “Pamuk Prenses’in resmini çizmelerini” istiyor. Kâğıtları topladığında hayretle görüyor ki; genel hatlarına bakınca Pamuk Prenses’lerin hepsi aynı!.. Sonra aynı deneyi; köylerdeki çocuklar […]

3 mins read

İçimden geçmeseydin [28 Nisan 2006 Cuma]

Bir aşkı söyleyen var… Bir de, âşığı söyleten! {*} Gene mi senin uzattığın kâğıda yazıyorum bunları? Kâğıdın sen kokuyor; Kalemim ben!.. {*} Kalem… Kalem âşığa benziyor, biliyor musun?.. Neden benziyor ki âşığa kalem, haydi bil bakalım… ….. Aşk ise ışığa benziyor; Eriyen bir mumdan yayılan ışığa… {*} Mum; tabii ki âşıktır… Ama, yanmayana; mum denmez… […]

1 min read

İkinci Lâle Devri [27 Nisan 2006 Perşembe]

Bizden sonra doğanların çoğu bilmiyor; bir mahallede on beş gün suların akmaması ne demektir… Günde üç defa elektriklerin kesilmesi ne demektir… Vücudunun en azından yarısını sokamadığın tek otobüs sensiz giderse o gün işe gidememek ne demektir… Telefon almak için kayıt yapıldığı gün doğan bir çocuk askere giderken veya gelin olurken o telefonun henüz çıkmamış olması […]

3 mins read