Hadi aç avuçlarını! [25 Ocak 2004 Pazar]
Kendini bir masal âleminde kabul et… Bilinmez zamanlardan bu güne uçan sahipsiz kâğıtlardan mı okunacak masallar?.. Hadi aç avuçlarını; Melekler konacak!.. {*} Yoksa bilmiyor muydun; Her yağmur ve kar tanesini, birer meleğin indirdiğini gökten… Ve öyle çok olduklarını ki bu meleklerin, ne kadar yağarsa yağsın yağmur veya kar; sıra hiç birine gelemez tekrar… {*} "Rahmet"se […]
Sevdan yağar [23 Ocak 2004 Cuma]
Bulutlar, yeri özlemiş… Ben, yâri!.. {*} Bulutlar, yerin koynuna sokulmuş… Ben, yarin!.. {*} Bulutlar çökmüş; omuzlarında sevdâ yüküyle de, ya ben?.. ….. Bulutları çökmüş içimin; Önünde!.. {*} Ben, yâri özlemişken… Yeri özleyen bulutlardan, çiy yağar… Yumuşacık çiy yağar ve üstüne sevdâ yağar, yumuşacık… ….. Yağmur yağar. Yumuşacık yağmur yağar ve üstüne sevdâ yağar, yumuşacık… ….. […]
Dünyama [22 Ocak 2004 Perşembe]
(…dünyamsın!) Sımsıkı sarılıydık birbirimize, ikimiz… ….. Sımsıkı sarılmıştık birbirimize,,, ama; Benim kollarımla!.. {*} Sen, işte bunun için dünyaya benziyorsun; ve ben ise sıradan, herhangi bir insana… {*} Sanıyordum ki; Sen, benden de çok seviyorsun beni. Sanıyordum ki; Sen, benden de sıkı sarılmaktasın bana… Sanıyordum ki; sen benim canımda olduğun gibi, ben de canındayım senin… Ama, […]
Yüzdört yaşındaki küfürbaz papağan Charlie [21 Ocak 2004 Çarşamba]
Bugünlerde bir doğum günü yapıldı. Kime mi?.. Churchill’in papağanlarından Charlie’ye… Kaçıncı yaşını kutladılar bu hayvanın, biliyor musunuz?.. Tam, yüz dördüncü yaşını. {*} Winston Churchill öldükten sonra, geride kalan papağanlarından Charlie (Çarli)’yi, deney hayvanı yetiştiren bir yerin sahibi olan Peter Oram satın alıyor. Papağanlar, uzun yaşayan hayvanlar ya; Çarli de işte 104 yaşında ve hâlâ,,, sahibinin […]
Dinle!.. [18 Ocak 2004 Pazar]
Pamuk Prenses’in parmakları ile taşınan bir gümüş tepsideki cam bardağa benzer ya bulutlar… Bulutlar, içimde uçar da,, bil bakalım; Kime doğru?.. {*} Bir anne, çocuğunu hep hisseder; başına bir hal gelse sanki ondan önce çığlık atacak gibi.. Bir bebek, kendi uyurken bile kokusundan takip eder annesini… {*} Telefonu açtım. Sadece: "Dinle" dedi! ….. Sadece dinledim,,, […]
Yakıt [16 Ocak 2004 Cuma]
(Her insanın "yakıtı" başkadır!) Bütün insanlar, dedi yaşadığı romanda, binalara benziyor… Küçük veya büyük her evin, her apartmanın kurulu sistemleri var. Bu sistemle ısınıp hayat barındırıyorlar içlerinde… Bak, dokunuyorsun şu peteğe, sıcacık… Bu sıcak, çünkü vanası açık; sıcak, çünkü sisteme bağlı; sıcak, çünkü kazan dairesinin fırını yanmakta; sıcak, çünkü deposunda yakıt var… Sistemin nasıl çalıştığı […]
Şimdiki zaman [15 Ocak 2004 Perşembe]
Ben de senin deden gibi bir dedeye sahip olsaydım; şunu yapmış, böyle olmuş olurdum, lafını anlamaya çalışsam da, olmuyor!.. Bu nedir, biliyor musunuz? Sırtı yerde mindere çıkmaktır… Çünkü dedeler birimizin değil, hepimizindir!.. {*} Dedeler ölür; eserler ölmez… Dedeler ölür; misaller ölmez… Dedeler ölür; masallar ölmez… Ve dedeler; kendilerine "dede" diyen dedelere ölümsüzlüğü gösterir!.. {*} Padişahların […]
Cıss!.. [14 Ocak 2004 Çarşamba]
Çocukken gülerdik, anlamadığımızdan… Sanırdık ki Nasrettin Hoca merhum, saflığından çıkmış da vurmuş baltayı, üzerinde oturduğu ağacın dalına. Değilmiş… Hoca’nın böyle yapmasının sebebi “anlayalım” diyeymiş! {*} Seyrettiğim bir filmde, dişi kaşınan fareler ne yaptı, biliyor musunuz?.. Kırt kırt, kırt kırt, kırt kırt tahtalarını kemirdiler; hem de, içinde bulundukları geminin!.. Sonra bir fısıltıdır başladı; “Bu gemi su […]
Dede, doğruyu söyle! [11 Ocak 2004 Pazar]
Asmalı kahvenin gölgeliğinde oturmuş sohbet ediyorlar bir yaz ikindisinde… Hoşsohbet ya dedem; bazen güldürerek, bazen korkutarak anlatıyor etrafındakilere… Dinleyen gençlerden (yaşı şimdi yetmişten fazla) biri; -Çavuş dede, diyor. Ne güzel anlatıyorsun. İşte böyle doğru şeyler anlattığın için insanlar seni çok seviyor… En az on kişi var dinleyen. Bu, belki iyi bir laf ama (hani şu […]
Karın pembesi [09 Ocak 2004 Cuma]
(veya sopası, pamuk şekerinin) Kendime bayılıyorum!.. Ama, pek çok kimsenin kavrayamayacağı anlamda!.. Şimdi bir insan durup dururken kendine neden mi bayılır? Hadi anlatayım bari… …………… Allah korusun ama, sarsıntı hisseden insanlarımız ile Kandilli rasathanesinin telefonu ve Deprem Dede bağlantısı ne ise; bulundukları şehre kar yağmaya başlayan okuyucularımız ile bir anlamda bağlantımız, işte öyle!.. Gecenin, hem […]
Savaşa, EVET!.. [08 Ocak 2004 Perşembe]
(İnsan, savaşmak için yaratılmıştır. Savaşa; elbette evet!..) ….. İnsan, ılık güneş altında gerinen tarlalar gibi hep aydınlık kalmıyor… Kâbuslar çökmeye başlıyor bir süre sonra toprağın üstüne ve karanlıklar; insanların üstüne!.. İnsan; savaşmadan olmuyor… {*} İnsan, savaştıkça var… İnsan; savaştıkça güçlü… İnsan; ayakta durdukça ispat halinde kendini… Dedik ya; insan "savaşmak için" yaratılmıştır… Düşünce ve dil […]
Kılıç keskin olmalı [07 Ocak 2004 Çarşamba]
TGRT’de her sabah 09’da başlayan programın içinde, gazetemizdeki yazar ağabeylerimizden İsmail Yağcı beyin sunduğu bir bölüm var ya, bayılıyorum… Yaşı, ordudan emekli olması, özel merakları, derin bilgisi ve üstüne üstlük bir de tatlı sohbetiyle yapıştırıyor sanki benim gibi daha nice insanları ekranın karşısına… Osmanlı padişahları için; (Beşiktaş yolundaki 3’üncü ağaçtan veya Haydarpaşa tren yolundaki 25’inci […]
Ne işim var fuarda! [04 Ocak 2004 Pazar]
(Göreceksiniz ki, bu yazı bittiğinde bazı yazar dostlar "OHH" çekecek, bazı okur dostlar ise "YAA" diyecekler…) ….. asında çıkan imza günü haberlerini takip ettiğini söylemişti. Ertesi gün de bir kitap fuarı olduğu için: "Geleceksin, değil mi" dedi yazar ama, demez olaydı. Çünkü karşısındaki kişi: "Benim ne işim var abi ya, öyle yerlerde" dedi!.. Evet, doğru […]
04 ve Titanik [02 Ocak 2004 Cuma]
İşte 2004 senesinin ilk satırları… “Bin, ve dokuz yüz, ve doksan, ve dokuz”u ardı ardına dizip söylemek öyle “çok” gelirdi ki bana seksenli yıllarda, o kadar olur! Sonra, yakınlaştıkça küçüldü sanki; karanlık arazide “öcü” sanılan çalılar gibi!.. {*} Boşuna heveslenmeyin, başka şeyler ümit etmeyin. Bugünkü konumuz işte budur: Yıllar,,, ve rakamlar… Kimin derdi yok ki […]
Babalar… [31 Aralık 2003 Çarşamba]
Bir gün, edebiyatçılarımız hakkında bir şeyler kaleme alınır, ve içinde adımız geçerse, sanırım altına; "Bu adam, Türk (belki de dünya) edebiyatında, BABA konusunu en fazla işleyen kalem(lerden biri)dir" diye bir kayıt da düşülecek… İşte, buyurun; bugün de konu aynı, yani gene; "baba"lara hoşgeldiniz(!) …………… Oğullar beş yaşlarında filan babalarına hayran olur ya, (intikale bakın ki) […]
Neden kusursuz olasın [28 Aralık 2003 Pazar]
Sayın Muammer Erkul, "Neden Kusursuz Olasın" yazınızla, o zamanlar gelişmekte olan kişiliğime hoşgörü mayası çalmıştınız. Ben bugün, bunun sayesinde insanlardan mükemmel olmalarını beklemiyorum. Düşündüklerinizi, anladıklarınızı ve sevginizi; en güzel ifadelerle ve cömertçe bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler!.. O yazınızı da aşağıya ekliyorum… E… Mükemmelim ben! Acaba; Acaba gerçekten mükemmel miyim? Buna, bu "kişiliğe" dışından bakanlar […]
Asansörde [26 Aralık 2003 Cuma]
(..bilgi, ve tecrübe) Hava buz gibi. Dış kapıdan girince rüzgârdan da kurtulduk. Sol merdiven kazan dairesine iniyor, sağ merdivense posta kutularının, dört daire kapısının, ve asansörlerin bulunduğu meydana çıkıyor. İşte bu yarım kat merdiveninde; mavi bir okul çantası, debelenmekte!.. {*} Düze vardık… Çantanın yanına gelince; “1-A’ya mı, 1-B’ye mi gidiyorsun sen” diye sordum. Çünkü […]
Bal, arılar, lamba, fitil -2- [25 Aralık 2003 Perşembe]
(Dünden devam… Eğer başını okumadıysanız, bulup okuyun bence…) Anladın mı, diye sordu dedem. Arıların seninle hiç bir derdi yoktu. Onlar başka bir şeyin, yani "günahının" peşindeydiler!.. Anlamış mıydım, bilmiyorum. -Gel bak, sana ne göstereceğim, dedi sonra… Bahçedeki kerpiç eve girdik. Küçük ve loş odanın küçük penceresinde, üstüne çiçekler işlenmiş bir beyaz perde (o perde hâlâ […]
Bal, arılar, lamba, fitil [24 Aralık 2003 Çarşamba]
(Bunca zaman geçti vefatının üstünden, ama dedem hiç susmuyor zihnimde; hep fısıldıyor, hep. Bana, beni ve kendini hatırlatıyor; tekrarlayıp duruyor nasihatlerini… Ve ben, dedemin hatırasında, bütün dedeleri seviyor, her birine birer fatiha gönderiyorum buradan. Hatta hepimiz, hep birlikte, hepimizin dedeleri için birer/biner fatiha gönderiyoruz yine, değil mi?) ….. Tepemde uçuşan arılardan ödüm kopmuştu. Ellerimi salladıkça […]
Kabuk [21 Aralık 2003 Pazar]
(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. {*} Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yarimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. {*} Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. {*} Serçeye, şahin kayasındaki kâhinden iksir mi […]
