Beklentiler üstüne [19 Aralık 2003 Cuma]
Günaydın, dese; yataktan ne zaman kalktığını bile duyarsın bir sevdiğinin… Konuşsa, sesinden; iki öğün önce içtiği suyun, veya yediği karpuzun soğukluğunu dahi anlarsın… Dışardan gelenin kahveden mi, bahçeden mi geldiğini bilirsin; kokusundan… Okul çantaları bile fısıldar, o gün öğretmenin neler söylediğini… Öyle, değil mi?.. {*} Doğurursun bir dünya güzelini; Onu yıkar temizler, yedirir içirir, giydirir […]
Geniz yangını [18 Aralık 2003 Perşembe]
(…üşüyenlere!) Bana bir şeyler yollaman hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. Bana, duygularını ulaştırman hoşuma gidiyor! İyi ki varsın!.. …demişti, ama sözünün yankısı devam etti: ….. Biliyorum; gözündeyim… Beni gördükçe, bana baktıkça, biliyorum ki; bakışlarından gönlüne akıyorum… Ve işte bunun için yakıyorum kağıtlarını; Adımı her yazışında!… {*} Çünkü “ben” sızıyorum senden… “Ben” süzülüyorum, “ben” taşıyorum, “ben” akıyorum […]
Aşı günleri!.. [17 Aralık 2003 Çarşamba]
Canlarının, öyle konu edecek kadar acımayacağını pekala biliyorlar. Lüzumlu olduğunu da işitip duruyorlar, ama yine de çocukların çoğu anlamıyor; neden bunca insan seferber oluyor, kendilerine iğne batırmak için?.. Çocukların çoğu bilmiyor; Neden aşılanmak bu kadar önemlidir, ve nasıl oluyor da aşı olmak, hayatlarını kurtarıyor?.. {*} Aşı olmak; salgın dalgası gelmeden alınan alıştırma dozudur… Hastalık “gelmeden” […]
Ah, susabilseydim!.. [14 Aralık 2003 Pazar]
Biliyor musun; susabilseydin, uçabilirdin!.. Kim demiş bunu, ne zaman söylemiş bilmiyorum. Hatta bilmiyorum gerçekten söylenip söylenmemiş olduğunu bile. Ama biliyorum; susabilseydi insan, uçabilirdi… Veya şöyle diyelim: Uçabilen insan; susabilendi!.. {*} Tefekkür, teşekkürdür; var olmaya… Ya, var olmak; yâr olmadan mümkün mü?.. Yâr olmanın minnetidir; susup beklemek. Teşekkürüdür tefekkür; var olmanın!.. Ve yani; uçabilirdi insan, susabilseydi… […]
Çalacak kapınız var mı? [12 Aralık 2003 Cuma]
Sabahın kör vakti paltosunu giydi, ayağına botlarını geçirdi, beresini taktı ve yola çıktı. Çok değil on dakikada otobüs durağına vardı. Yürürken dudaklarının kıpırdadığına bakılırsa bir şeyler mırıldanıyor, belki dua ediyordu. Bu semt merkeze epey uzaktı, otobüsü kaçırırsa en az bir saat daha bekleyecek demekti. Hava soğuktu, yerde kar vardı ve rüzgâr ustura gibiydi. Bir ara […]
İki çay lütfen!.. [11 Aralık 2003 Perşembe]
Bir baktım ki aynaya; ..yarım yok!.. Anladım; yâr’ım yok. {*} Mırıltılar duyulur karanlığın içinden, sonra sessiz gülüşmeler, ve sonra da sağdan soldan; “sssst” sesleri!.. Avucum öylesine… Sessizce… Ve açık durur yanımdaki koltuğun üstünde. Karanlığın ortasında, ben filme dalmaya çalışır; ama sensizliğe batarım!.. Olmadığın yer, ne karanlık… {*} Şimdi, ben; gümüş rengi çınar gövdelerinin altında ne […]
Söğüt dalları veya susuzluğu içmek [10 Aralık 2003 Çarşamba]
Sana bir şeyler yollamak hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. ….. Karanlıktan korkan bir küçük çocuk gibi. Hani, seslenir de bekler gibi; kendisine bir sıcak sesin geri dönmesini… İşte bu yüzden gönderip duruyorum bunları sana böyle, sebepli sebepsiz… Sana, duygularımı ulaştırmak hoşuma gidiyor! {*} Biliyorum sana seslenirken; sesine, ve sesinden de sana tutunduğumu… Biliyorum; kaybedersem eğer sesini, […]
Av!.. [07 Aralık 2003 Pazar]
Merhaba… Bir gün akşam vakti, yazılarınızla ilgili sohbetimiz olmuştu arkadaşlarla. Biri tilki hikayesiydi, diğeri ipek böceği mi neydi? Çaylar içildi, sizden bahsedildi. Bir ara arkadaşlardan biri size bir mesaj çekti, sizden cevap geldi. Nezaketiniz hoştu. Farklı farklı yorumlar yapıldı. Kimi sosyal kirlenmeden bahsetti kendince ve ilmiyle, kimi medeniyet çatışmasından, kimi ölüme hazırlıklı olmaktan falan filan, […]
İnanç ısıya benziyor [05 Aralık 2003 Cuma]
İnanmak da inanmamak da çok büyük birer güçtür… ….. İki üç örnek vereyim; Dağların tepesinde kaskatı kesilmiş buz kütlelerini kim indirebilir ki ovaya?.. Ya da, çığı kim durdurabilir?.. {*} İnanmamak; olumsuz kalmak, şüphe etmek, teklifi reddetmek, olmayacağını düşünmek, mümkün görmemek, harekete yeltenmemek, kıpırdamayı istememek, uyumsuzluk, tembellik, katılık, sertlik, soğukluk… İnanmak; başarmak demek. {*} Başarmış, ama […]
Haritayı düzeltmek [04 Aralık 2003 Perşembe]
Örnekler ve hikayelerle, masallar ve misallerle anlamak benim için çok kolay bir yoldur, ve de bu hep böyle oldu. Ben büyüdükçe yerimi dolduran yeni çocuklar da hep masallarla hikayelerle öğrenmeyi tercih ettiler. Hatta işin püf noktalarından biri işte o sıralar çıktı önüme, şunu fark ettim ki; çocuklara anlatılanı, çocukların anladığı biçimde ve çocukların anladığı gibi […]
Adı ne olsun?.. [03 Aralık 2003 Çarşamba]
Denizin kuytusuna gönüllü düşmüş mehtap, bir balıkçı teknesi üzerinde mıh gibi… Rüzgâr usanmış, bitap; Ses veriyor uzaktan, sanki yalvarır gibi… Aah gibi!… ….. Gök paylaşır, yüzündeki her yıldızı denizle; Deniz, sevinçle basar bağrına armağanı… Yunuslar; sanki bir yıldız daha koparmak için zıplar, kanatlanmak isterce, hevesle… {*} Her şey mükemmel, harika her şey bi’tamam. Seyrederim sabaha […]
Lider, köprü, temenni [30 Kasım 2003 Pazar]
(…1) Gördünüz, eğer rüzgârlar olmasaydı; kendi dumanımız içinde boğulur giderdik!.. Peki sisten-pisten rahatsız da insanoğlu, rüzgârdan şikayetçi değil mi?.. Başka türlü sorayım: Bu, mümkün mü?.. {*} Üç ayrı insan tipine dikkat edin şimdi… Birinci kişi dolamıştır diline rüzgârı; kime rastlasa konuşur, kimi görse söylenir, şikâyet eder… İkinci kişi oturur sadece; rüzgârın kesilmesini bekler, durumun düzelmesini […]
İpek ipliği… [28 Kasım 2003 Cuma]
‘-Nereye bakıyordun, bana gönderdiğin o resimlerinde; yani gerçekten nereye?.. Dikkatlice bakıyorum; ve bir sürü duygu buluyorum yüzünde. Bunların hepsi de olabilir, bir tanesi de… Senin resimlerine bakan benim yüzümdeki duyguyu ise sorarsan: Yaşadığım sürece sana duyacağım hayranlık!.. Ve gülme isteği… Yo, öyle dalga geçer gibi değil; mutlu gibi…’ {*} "-Canım… Bunları gerçekten içten söylüyorsun değil […]
Göz, gözü görüyor!.. [27 Kasım 2003 Perşembe]
(Habeşî aynalara!..) ….. Hayatımın herhangi bir günü, karşıma çıkan herhangi birinin üstünde bulunan menfîlikler; Hayatımın herhangi bir döneminde, bende bulunanları andırıyor… {*} Kızamıyorum… Üzülüyorum; Kendi adıma!.. {*} İnsanın kendi bilmesi; başkalarının görmesine de benzemiyor!.. Günah; misinası kopmuş bir olta iğnesi gibi çenende, veya ağzının tavanından kafatasına saplanmış halde dolaşıp duruyorsun; Sonsuzluğun kapısı önünde… {*} Zencilerin […]
İnsanları okumak! [26 Kasım 2003 Çarşamba]
Bugün gibi, dün ve her gün birer “harf”ti üstümde… Bir avuç gün bir hafta; Ve her o kadar harf ise, birer “kelime” idi… {*} Beyazdı zemin… Tenim, bembeyazdı… {*} Gün gün diziliyordu harfler yan yana… Haftalar kelimelerde beliriyor; Ve cümleler aylardan süzülüyordu… ….. Bir adım geriye çekildiğinde; yılları görüyordun her paragrafta!.. {*} Beyazdı çoğunun rengi, […]
Tut elimi [23 Kasım 2003 Pazar]
(…orda, yerde, bir el vardı; tutulmamış bir el!..) Tut elimi. Hadi, tut elimi… Öyle ki, seni; parmak uçlarımla, parmak izlerinden tanıyayım… ….. Tut, elimi; Yüreğindeki sıcaklığı duyayım… {*} Elim, bir gün tutulacaksa; işte bugün tutulmalı… Ve elim, biri tarafından tutulacaksa, bu kim olmalı?.. ….. Tut elimi… Elimi tutacaksan şimdi tut; Canım cayııır cayır yanarken, ve […]
Bir yol hikâyesi [21 Kasım 2003 Cuma]
Her çeşit rüzgâr, her çeşit çiçek, her çeşit ağaç, ve her çeşit hayvan bulmak mümkündü; ama her çeşit insan bulmak mümkün değildi… Orda, aynen onun o zamanki haline benzeyen biri dedi ki: -Aha, bak şurdan ineceksin. Dere yatağını bulacaksın. Suyun akışını takip edeceksin; karşına bir köprü gelecek. Üstüne çıkıp bekleyeceksin… Ben bilmem gerisini; orda birini […]
Düşeceğini bilmek… [19 Kasım 2003 Çarşamba]
Adamın biri yoldan geçerken, ağacın tepesine doğru; "Hocaaam, diye seslenmiş. Oturduğun dalı kesiyorsun. Düşeceksin!.." Nasreddin Hoca adamı duymazdan gelip işine devam etmiş. Ama az sonra da "gümmbürrrrr" diye toprağı boylamış!.. Hemen kalkmış düştüğü yerden ve koşup yakalamış adamı. "Dur, demiş. Madem düşeceğim zamanı söyledin, öleceğim zamanı da söyleyeceksin bana!.." {*} Doğru anlattım, değil mi? İyi […]
Bayram tıraşı [16 Kasım 2003 Pazar]
Büyük çınarın gölgelediği meydana geldik. Dedemin elleri her zamanki gibi sıcacıktı, ve elimi; sanki incinmeyeyim diye usulcacık tutuyordu.. Kapı ve pencere tahtaları mavi boyalı berber dükkanına geldik. Sinekler girmesin diye asılmış renkli şeritlerden, yüksek sesle konuşan adamların sesleri çıkıyordu dışarı… Yüksek perdeden seslendi dedem: -Selamünaleyküm, ağalar. Nedir böyle çözemediğiniz?.. Benim "Paşam" bayram tıraşını olurken söyleyin, […]
Gül gibi, dinlen içimde [14 Kasım 2003 Cuma]
Şaşarım; Beykoz hep bekler. Bilirim, beni bekler; buna şaşarım! O güzel koyun koynuna sokulmuştur ve sırtında yükselen kayaların kuytusuna bağdaş kurup oturmuştur… Bilirim, beni beklemiştir hep; doğacağım zamanı. Ve şimdi, beni beklemektedir yine; döneceğim zamanı… Bu, nasıl aşk! {*} Bir kocamış insanın delikanlı duyguları vardır hani ve hani koca koca ağaçların ince, yeşil filizleri… Yani; […]
