Dünya işi biter mi?.. [16 Ağustos 2001 Perşembe]
Dünya işi biter mi?.. Biri dünya güzeliydi, diğeri dünya yakışıklısı. Yaşları henüz otuz olmamıştı. Tanıştıkları zaman hızlı bir yükseliş içindeydiler mesleklerinde… Çok sevdiler biribirlerini… Ve, evlendiler. {*} Balayı-tatil falan yapamadılar işlerden. Ama bir karara vardılar ki; her ânı tatile benzeyecek rahat bir hayat yaşayacaklardı günü geldiğinde. Çık sıkı çalışıp kendilerini emekli edeceklerdi yani… ….. Bunun […]
Tapınağı korurken… [15 Ağustos 2001 Çarşamba]
Cumartesi günü… Bayıltıcı Ağustos sıcağı altında, 25-30 kilometre de sapaktan sonra sürüklenen yolumuz; gidip, tepedeki o kayalığa saplandığında, gerçekten hayret ettim… Çünkü burası; çatık kaşlı yamaçla bulutların arasındaki kalesi ve onun üstündeki sütunlarıyla hayret edilecek kadar Urfa’ya… Tırnaklarıyla kayalara tutunmuş ve ufku gözleyen gri kartalları andıran taş evleriyle de şaşılacak kadar Mardin’e benziyordu… Taş atsan […]
“Tırmalanmış” mevzular!.. [14 Ağustos 2001 Salı]
(-7- Devam…) Epey zaman oldu ama, henüz bir hikâye yazmamışımdır size… Dinleyin, dinleyin de “hikâye” görsün gözünüz!.. Bir “resim” hikâyesi! ….. Tarihini tam hatırlayamıyorum, ama yerini şimdi bile “şıppadanak” bulurum; falan yerden filan yere gidiyorum. Yol yabancı değil yani… Hani o gün sürat de yapmamışım orda… Durdurdu polis amcam; İmza isteyeceğini sandığımdan, keyiflenip sırıttım… Ama […]
“Tırmalanmış” mevzular!.. [10 Ağustos 2001 Cuma]
(Dünden devam) Temmuz cazgırlarını koy bakalım bir kenara şimdi… Ağustos girdi ya; böyle “cırcırları” sık duyarsınız artık bu köşede!.. Farkında mısınız; yazının tam da burası bir yol ayrımı var gene; Bir gazete köşesinin ve köşe yazarının, kendini böyle anlatıp, komik durumlarda göstermesinin mantığı çok tartışılabilirdi herhalde, “eski” zamanlarda, diye başlayıp götürebilirim yazıyı… Veya şöyle de […]
“Tırmalanmış” mevzular!.. [09 Ağustos 2001 Perşembe]
(Dünden devam) Yani, kedinin ayaklarına gazoz kapağı japonlayanlar bile çoktaan pişman olmuşlar, ama iş işten geçmiş… Çünkü hayvan kendini yakalattırmıyormuş… …………. Ama “sırtüstü düşmek” deyince aklıma kırk gün önceki yağlı güreşler ve ardından da o günlerde yazdığım yazılar konusunda “bir bakanlığımızdan” bana gönderilen faks geldi… Çok düşündüm yayınlayıp yayınlamamak konusunda… “İyi niyete iyi niyet” dedim […]
“Tırmalanmış” mevzular!.. [08 Ağustos 2001 Çarşamba]
(Dünden devam) Memleketten gelen kaynana sabahın en erkeninde, bahçede köklediği çiçeklerin başında bağırıyormuş: -Niye bakmaysinuz bu bahçeye uşağum, her yani ot bürümuş… Haçan söktum hepsinu da lahana fidesu ektum… Üstuna pasanun bacağinu kirarum daa!.. ……. İşte bir “uşağun” çiçek merakı da böylece sona ermiş… Sonra mı ne olmuş?.. Ne olacak, kısa zaman sonra bütün mahalleli […]
Teknolojiden nefffret!.. [07 Ağustos 2001 Salı]
Teknolojiden nefffret!.. Size… İnanmayacağınız bir şey söyleyeyim mi?.. Ki ben hâlâ inanamıyorum!.. ….. Şu, elimin altında bulunan bilgisayarımda; Aşağı yukarı son altı ay içinde ne yazmış ve kaydetmişsem… Ne kadar not almışsam… Ne kadar özet çıkarmışsam… Ne kadar fikir koymuşsam bir kenara, icabettiğinde çıkarmak için ortaya… Henüz bitmediği için ne kadar yazımı saklamışsam bir […]
Zurnacı Bulut… [03 Ağustos 2001 Cuma]
Yanımızda, daha önce hiç kimsenin görmediği bir adam ve onu getirip dedemle tanıştıran şahıs vardı… ….. Ben ancak yıllar sonra anladım ki, o günkü buluşmanın gayesi; dedem ile o yabancı adamı “karşılaştırıp kıyaslamak” gibi bir şeymiş… Ama şükürler olsun ki, daha o saat kaybolup gitti asık suratlı adam… ………………… Az önce buluşmuştuk, ve usul usul […]
Yoklamaya geldim [02 Ağustos 2001 Perşembe]
Yoklamaya geldim Toplamaya geldim; lacivert gözlerine düşürdüğüm yıldızlarımı!.. ….. Toplamaya geldim… Ve göz yaşlarım gibi onları biriktirip avuçlarımda; Koklamaya geldim!.. {*} Geldim… Geldim işte; Lacivert gözlerine düşürdüğüm yıldızlarımı toplamaya geldim… ….. Geldim!.. Gözünün bebeği gibi kalıp kalmadığımı… Ve yani; Enginliğinin ortasında beni sarıp sarmadığını hâlâ, bir küçük karacık gibi; Yoklamaya geldim!.. {*} Fırtınalar koptukça içinde; […]
Ve istikbale dair [01 Ağustos 2001 Çarşamba]
Ve istikbale dair (Şekere dair, dedeme dair, ciğere dair ve istikbale dair: 4) Herkes doyduğu zaman Yaşar amcanın sırtındaki gömleği terden sırılsıklam, karnı ise hemen hemen açmış… Üzümü getirmişler. Sofradakiler uzanırken, dedem minik bir salkım alıp kenardaki yastığa yaslanmış, ve iştahı kaçmış olan Yaşar amcaya demiş ki; -Defalarca konuşmuştuk seninle Yaşar… Sen, her konu açıldığında, […]
Ciğere dair… [31 Temmuz 2001 Salı]
(Şekere dair, dedeme dair, ciğere dair ve istikbale dair: 3) Mahalle komşularından biriymiş Yaşar amca, dedemin… O gün çarşıda karşılaşmışlar. -Yaşar, diye seslenmiş dedem. Dönerken bizim eve uğrayabilir misin?.. -Tabii ki uğrarım dede, demiş Yaşar amca. Dedem hemen manava girmiş, bir kilo taze fasulye ile iki kilo patates almış. Eline tutuştururken; -Canım şöyle güzel bir […]
Bir sevgi hikâyesi [27 Temmuz 2001 Cuma]
Bu hikâye “vurdu” beni… İnternette bir sürü hikaye var ki “ilk yazanının” adı olmadan dolaşıyor kıtadan kıtaya, ülkeden ülkeye, dilden dile ve bilgisayardan bilgisayara… Ama bir de bunun güzel tarafını düşünün; ….. Uzun kış geceleri toplanılan soba başları… Milim milim oyulan kitabe taşları… Kitaplar, mecmualar, gazeteler; kuklalar, tiyatrolar, sinemalar ve radyolar, televizyonlar… Bunların hepsindeki asıl […]
Büyük “SIRRIMIZ” [26 Temmuz 2001 Perşembe]
BÜYÜK BİR SIRRIMIZ VARDI ASLINDA, TAA İŞİN BAŞINDAN BERİ; BELKİ KİMSELERİN BİLMEDİĞİ, BELKİ DE HER GÜN HAYKIRARAK ANLATSAK BİLE, KİMSELERİN DUYMAK İSTEMEDİĞİ, KİM BİLİR!.. AMA YİNE DE BU SIRRI; ARADAN TAM YEDİ YIL… KOSKOCA 7 SENE GEÇTİKTEN SONRA AÇIKLIYOR OLMANIN EZİKLİĞİ VAR İÇİMDE… Bu hafta YEDİNCİ yaşımızı bitiriyoruz… Artık “büyüyor” muyuz, ne!.. Peki “büyümemizi” isteyen […]
Bin yılın komedisi [09 Temmuz 2001 Pazartesi]
Bin yılın komedisi Sokaktaki adam öyle ince espriler yapar ve öyle “cuk” oturtur ki nükteyi yerine, şaşar kalırsınız. Dersiniz ki içinizden; “Ben bu konuda aylarca yazı yazsam, böyle çivi gibi çakamazdım kendi tespitimi en görünen duvara…” ….. Soruyorsun adama; “Dinledin mi Başbakanın açıklamasını?..” Diyor ki: “Hangisinin?..” {*} Anlamıyor ve “açıklanan konulardan hangisini” duyup duymadığının sorulduğunu […]
Pehlivanı güreştirmemek!.. [06 Temmuz 2001 Cuma]
Gazetelerde okuduğum her habere inanmıyorum, çünkü gerçek tam tersi çıkabiliyor bazen… İşte o yüzden (temkinli davranıp) bu habere de inanamadım; çünkü herhangi bir bakanımız gibi Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Fikret Ünlü de, elbette, Edirne Belediye Başkanı’nı ve Güreş Federasyonu Başkanını telefonla arayarak; “Ahmet Taşçı’yı güreştirmeyin” demez, dememiştir. ….. Bir bakanda, hem de bir spor […]
Kırkpınar’dan kurtulmak (!) [05 Temmuz 2001 Perşembe]
Hani derler ya; “ne yer ne yedirir”, hah işte bizimki o hesap… Herkesin birazcık eli üzerinde, ama hakkıyla iş yapan kaç kişi var?.. Sanki zaten sınırımızın dibindeki bu geleneği şöyle bir ittirelim de küllüm kurtulalım gibi bir tutum içindeyiz hep beraber… {*} Nerde kalmıştık? Şurda: Bütün gün aklım Kırkpınar’da (fırsat buldukça da) gözüm ekranda […]
Pehlivanlık rüyası [04 Temmuz 2001 Çarşamba]
Son anda gitmekten vazgeçtim, ama elbette merak etmekteyim; 640’ıncı Kırkpınar kimin olacak?.. ….. Çünkü benim hatırladığım zamanlarda büyükler; “Pehlivan gibi maşallah” diye överlerdi çocukları… ….. Dedem (neredeyse, bezden-emzikten kurtulmuş) iki akran buldu mu, hemen biri birleriyle kapıştırır ve en az onlar kadar çırpınır, heyecanlanır, bazen altta kalanın bacağından tutup kaldırarak güçsüze yardım eder, ama […]
Cebindeki delik [03 Temmuz 2001 Salı]
Cebindeki delik (İstediğiniz kadar kişiyle yapabileceğiniz bir anket sorusu vereyim size…) Deyin ki insanlara “Ozon tabakasındaki delik mi senin için daha önemli, yoksa kendi evinin tavanındaki delik mi?..” ….. Cevabı ben de biliyorum, sizler de biliyorsunuz… Değil mi?.. {*} Hah işte!.. “Cebinizdeki delik”, işte bu yara bandı ile tıkansın birazcık… Ve “birazcık” rahatlayın… […]
Mavi kâğıttaki daire [29 Haziran 2001 Cuma]
Mavi kâğıttaki daire Ya, etrafım kalabalıktı ve ben içimdeki huzura soyunmuştum; Koca bir kıtanın ortasında minik bir göl bulmuş gibi… … Yahut, kendi karam olan minik adacığımda kılıç çekmiştim rüzgâra; bilsem de böldükçe çoğalacağını… Kestikçe artacağını… Ve parçaladıkça fırtınalar koparacağını başımda!.. {*} “Bilmiyorum ki” yalanlarındayım şimdi; Ne zaman düştüğünü o sıcak damlanın içime; “Tıppp!..” {*} […]
Düşmemiş yağmur damlası [28 Haziran 2001 Perşembe]
Düşmemiş yağmur damlası Husule gelmiş; Ama orda… Bir bulutun “hayalden beden”ine tutunmuş… Ve bırakmak için ellerini en küçük ısı farkını bekleyen, düşmemiş bir yağmur damlası gibi bakıyordun ya bana; Pırıl pırıl titreyerek!.. {*} Hani koşuyordum ya, yağmur altında sırılsıklam; ve bir yandan da ağırlaşan giysilerimden kurtulmaya çalışarak… Hani seni görmeye çalışıyordum ya zaten, yere […]
