Hem sevin, hem kork! [27 Haziran 2001 Çarşamba]
Hem sevin, hem kork! Çok yakın zamanlarda, üst üste başına gelmiş o kadar çok bela-musibet anlattı ki, masal anlatıyormuş gibi dinlemeye başladım onu… Anlatacaklarını bitirip, sözü dedeme bırakınca, içimden aynen şunlar geçti… Dedem şimdi; “günahlardan kaçıyor ve emirleri yapıyor musun?..” diye soracak dedim… Ama, dedem önce beni dizinden indirdi, ve; -Gel seni anlından öpeyim, dedi. […]
Karpuzcu baba [26 Haziran 2001 Salı]
Karpuzcu baba İki gün öncesine kadar her gecesini bostan bekleyerek geçiren adam, şehirdeki yol kenarında görünce bir karpuz sergisi yaklaştı… “Ohhh”layarak çöktü kenara, ve boynuna dolamış olduğu yemeniyi çözüp sallarken kendine doğru; “Ne sıcak, dedi kendi şivesiyle… Kırsana bir tane de yiyelim…” ….. Bir öyle, bir böyle baktı karpuzcu. Sonra da; “Paralı bunlar” dedi. “Paralı […]
Pusula [22 Haziran 2001 Cuma]
Pusula Bir gün, mutlaka bir pusula geçmiştir eline, veya mutlaka bir pusula geçecektir… Bundan “adın gibi” emin ol!.. {*} Ama ilk önce şunu kabul etmeliyiz: PUSULAYA BAKANLAR, ONUN KENDİLERİNE NE GÖSTERDİĞİNİ ANLAMIYORSA, SUÇ; PUSULANIN DEĞİL!.. ….. Pusula, hep kutbu gösterir. Kutbu bilen, yolunu bulur!.. Denizlerin dibindeyken de, dağların zirvesindeyken de pusulan hep aynı yönü gösterir… […]
İki farklı köpek [21 Haziran 2001 Perşembe]
İki farklı köpek (Dedeminkiler gibi olamaz, ama size “sanki ondan aktardıklarıma benzer” bir hikâye anlatayım) ….. Bizim mahallede iki tane köpek vardı. Her ikisi de kendi bahçelerinden çıkmadıkları, daha doğrusu çıkamadıkları halde bizler her ikisinden de çekinirdik. İri ve siyahtı biri. Bahçe duvarının parmaklığı ardında yatar, sessizce yoldan geçenleri seyrederdi. Sanki hiçbir yeri kıpırdamazdı çoğu […]
Üç incir çekirdeği… [20 Haziran 2001 Çarşamba]
Üç incir çekirdeği… İnanamadı ona telefonumu verdiğimde; çığlıklar attı… Bir şeyler söyleyecekti, belki bir şeyler öğrenecekti ve bir şeyler isteyecekti benden… Ama henüz ikinci konuşmamızda tartışmaya başladı benimle… ….. Dün, o yok iken hayatımda ve bir dakika sonra da olmayabilirken… Üstelik belki de pek çok öğrenebileceklerimiz varken birbirimizden; üç telefon hakkının henüz ikincisini benimle tartışarak […]
Eğer kadın olsaydın (!) [19 Haziran 2001 Salı]
Eğer kadın olsaydın (!) Televizyonculuk ile uğraşan bir sevgili dostum, günün birinde bana ne dedi biliyor musunuz?.. Titremeye hazır olun!.. Çünkü cümle aynen şöyle idi: “Sen, eğer kadın olsaydın… Güzel bile olmasaydın, sadece kadın olsaydın; Şu an Türkiye’nin en ünlü yazarıydın!..” {*} O gün, bu arkadaşımın beni sevdiği için olayı “abarttığını” düşündüm ama ardından kafa […]
Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi! [15 Haziran 2001 Cuma]
Dedem anlatmıştı ki: Çoktur “diri”nin işi Dedemin akşam yemeğindeki misafirleri, demlikteki çay da tükenince “gitme vaktidir” deyip izin istediler. Hep beraber kalktık ve onları uğurlamak için dışarı çıktık… Sokağa açılan bahçe kapısından dışarı çıkmak üzere olanlardan biri yanındakilere; – Çok büyük adammış!.. Dedi, dedemi kastederek. Ben, büyük bir lezzet aldım bu laftan. Ama dedem de […]
Sevginin kökü olur! [14 Haziran 2001 Perşembe]
Sevginin kökü olur (Yani, anla ki; sen beni sevmiyordun!..) ……. Sen, kendin için, hoşuna giden bir oyuncağı seviyordun ve onu ele geçirmeye çalışıyordun, başkalarından evvel… Sen, kendini seviyordun, beni değil!.. {*} Şimdi, başka birine daha “onu sevdiğini” zannettirmeye çalışıyorsun, değil mi; …hatta kendin bile “öyle olduğunu” sanarak!.. ….. Kandırma insanları… Kandırma, kendini de; çünkü sen, […]
İngilizin “KORKUNÇ” intikamı (!) [13 Haziran 2001 Çarşamba]
Holigan katilleri “Holigan katili” olarak bugünlerde tekrar mahkemeye çıkartılan şu çocuk var ya; gazetelerde resimlerini gördükçe içim sızlıyor… Tanımam etmem, nereli olduğunu, neye inandığını, yaşını, hatta adını bile bilmem de, niye mi sızlar içim?.. Hadi anlatayım size de, rahatlayayım bari… ……….. Tanımadığım halde bu çocukları, olayların ardından, koca memlekette; “Avrupa bize kaş çatarsa neyleriz?.. Derhal […]
“Bilinmeyen kişi” kim?.. [12 Haziran 2001 Salı]
“Bilinmeyen kişi” kim?.. Bir gün açlıktan ölecek hale düşeceksin, diye konuştu dedem… En yakınların dahil, hiç kimsede sana verecek bir lokma bile yiyecek olmayacak; çünkü kendileri senden daha zor durumda olacaklar… İşte tam o sırada biri çıkagelecek. Leziz yiyecekler ile besleyip seni ölmekten kurtarırken; “Falanca yerde, falanca zaman birine bir ikramda bulunmuştun. O kişi benim… […]
Mavi damla (deverân) [08 Haziran 2001 Cuma]
Mavi damla (deverân) Mavi gökten bir damla düştü denize; Su ile buluşan suyun oluşturduğu iç içe dalgalar, dış dışa halkalar halinde koşuştular müjde taşıyan denizatları gibi… Mavi gökten bir damla düştü denize; Deniz maviye kesti!.. {*} Mavi gökten bir damla düştü yere; Çatlamıştı toprak, dudaklarım gibi… Mavi gökten bir damla düştü yere; Savruldu başımızda tooz, […]
Salata sever misiniz? [07 Haziran 2001 Perşembe]
Bazen irkilirim; niye mi?.. Çünkü yazdığım yazıların, birileri tarafından “OKUNABİLECEĞİ” aklıma gelir!.. Yani şöyle; “Eyvah… Ya bu yazdığımı birisi okursa!..” {*} Ben, odamda tek başıma yazarım… Nefret ettiğim şey nedir biliyor musunuz?.. Yazdıklarımın, (elle, daktiloyla veya bilgisayarla yazmam farketmez) ben yazarken okunması… Yazı bitsin, hep beraber okuruz; ama henüz “pişmeden” aşımın parmaklanmasından hoşlanmam… {*} Dedim […]
Bir deste çiçek, sana (!) [06 Haziran 2001 Çarşamba]
Herzekârâne hâlim, ahvâline âhımdır Vicdanımı inleten ihmâlen günâhımdır! Birkaç yazı var ekranımda yarım yamalak… Aklımda yumak yumak cümleler; çöz ki çözebilirsen!.. Saat sabahın onbuçuğu… Yazılardan biri “yazılarımı nasıl yazdığımı” anlatıyor ve bitmek üzere… Aklımda bir yandan sabaha karşı gördüğüm rüya; “Otobüsle Van’a gidecekmişim de, birileriyle güzergah seçmekteyiz..” Güneyden gitmek yerine İstanbul-Ankara-Van hattını kullanma yönünde […]
Amerika; şurdaydı zaten!.. [05 Haziran 2001 Salı]
Amerika; şurdaydı zaten!.. Amerika kıtasının keşfi de ne ki!.. Beni… Ay’a ayak basılmasından kesinlikle daha fazla şaşırtan; Karşımdaki insanın… … KARŞIMDAKİ İNSANIN (DA) HAKLI OLABİLECEĞİNİ farketmemdi!.. {*} Dilimi anlayan var mı? ….. “Karşımdaki insanın da en az benim kadar haklı olabileceğini” keşfettiğim gün, inanın; insanoğlunun Ay yürüyüşüne şaşırmasından daha fazla hayret etmiştim… {*} İnanamadım!.. Bunun […]
Ceplerim küçücüktü [01 Haziran 2001 Cuma]
Ceplerim küçücüktü Başında beyaz dantelli beyaz örtüsü vardı bir zamanlar “Hacı teyze”nin… Elinde, kapaklı cam kase içinde akide şekerleri vardı… Dilindeyse dualar… ….. Bir ikindi vakti olmalı ki otuz sene öncesinin; yola bakan köşedeki odaya Paşabahçe tarafından ışık dökülüyordu… Onun başındansa nur dökülüyordu sanki ve avuçlarından susamlı şekerler… Bir de dudaklarından dualar dökülüyordu… ….. Üzmek […]
Açı sokağa salmak (!) [31 Mayıs 2001 Perşembe]
Ninem’le görümcesi ‘hayat’ta oturuyorlardı. Yanlarındaki üçüncü ihtiyar da, yün eğiren komşu kadındı… (O zamanlar sanmaktaydım ki; gözleri çok zor gören her yaşlı kadının vazifesi yün eğirip iplik yapmaktır!..) Hayatın bütün kapıları açıktı ama, bembeyaz sıvalı evler gün ışığında parlayıp göz aldığından, içerisi karanlıkta kalıyor, görünmüyordu… Bir de uçuşkan beyaz örtüsü salınırsa kapının; bu bez hem […]
Umudum var… [30 Mayıs 2001 Çarşamba]
Umudum var… Derin bir haz vererek bana; Söndüre söndüre yangınlı yollarımı, geleceğine umudum var ilk damla gözyaşımın… …ve ardından, gün ışığı altında parlamaya koşacağına, diğerlerinin. ….. Yani, söneceğine umudum var yangınların… Susacağına umudum var feryatların… Ve bütün tarlaların, unutulmuş yeşillere bürüneceğine umudum var! {*} Umudum var; Çıplak tabanlarım yana yana, ve sıcak rayların uzuun çentiğine, […]
Solunabilir güzellik [29 Mayıs 2001 Salı]
Bazen inanasım gelmiyor; bu kadar çok yazacak konu olduğuna… “Acaba ömür mü kısa”, diye düşünüyorum; değil… Niçin?.. Çünkü, belirli bir sınırı olsa dahi, herkese imtihan kağıdına bir şeyler yazabileceği ve not alabileceği kadar süre verilmiş… Ee, ne o zaman benim derdim?.. Şu: Seçmek… ….. Yazan (veya yaşayan) insan için ömür kısa olmadığına göre; sıkıntı seçimlerimizde… […]
Lacivert!.. (okyanusun daveti) [25 Mayıs 2001 Cuma]
Lacivert!.. (okyanusun daveti) (O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…) O gece, ıslak bir laivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle… ….. Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi; Kilidi açılmış bir şiir defterinin! {*} Lacivert davetiydi, kapkara gece altında; … şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!.. Lacivert bir davetliydi, gözlerinin; […]
Babana niye kızıyorsun ki, veya annene?.. [24 Mayıs 2001 Perşembe]
Babana niye kızıyorsun ki, veya annene?.. “Ayyaşın kızı” olarak anılmak ister miydin, veya “filanca kadın”ın oğlu?.. ….. Onların önünde, senin bu isimle hatırlanmanı sağlayacak durumlar oluşmuştu ama, biliyor musun?.. Onlar, bunu kendi elleriyle geriye ittiler; çünkü kendi yarınlarını… Kendi evlatlarını düşünüyorlardı; Yani seni!.. ….. Senin, kendini şu ankinden daha kötü hissetmemen için onlar düşünüyordu ve […]
