2002
Zaten, bal mı yapardım!.. [20 Ekim 2002 Pazar]
Koskoca alemin ortasındaki koskoca dünyanın ortasındaki koskoca bir salonun ortasında, oturuyordum; Kendi içime, kapıcı gibi!.. ….. Panayırların umurunda mıydı duymayan kulaklar?.. İşte ben; Kocca bir lunaparkın, sağır biletçisiydim!.. {*} Bu koltuk, taştan oyulmuş!.. Boyun adalelerim, başımı tartamaz gibi!.. Avizem; Paraşütü açılmadığı için korkudan donup kalmış bir adam gibi… Ben ona, o bana; bakışıyoruz şaşkınlık içinde!.. […]
Sen, hazır duracaksın! [19 Ekim 2002 Cumartesi]
Papatya yaprağı kadar kulağı olan kedicikler bile, iki boylarınca uzayan annelerinin kuyruğunu yakalamaya çalışır; gül dikeni gibi incecik tırnaklarıyla… Sonra, rüzgarla karşılıklı bir oyun tutturur küçük kediler. Ortada bir yaprak vardır, kurumuş; rüzgar üfler, pisiler gıdıklar aynı kuru yaprağı… Yapraksa artık bir yelin nefesine düşer, bir pisinin patisine!.. Sonra bir ceviz bulur kedicikler, oynamak için… […]
Problemler, olmalı!.. [18 Ekim 2002 Cuma]
Karşında problemler vardır, her zaman… Ve; bu yanda, sen! Ama, "nerede" olacağına kendin karar vereceksin, nerede duracağına… Bu kaldırımda mıı, yoksa karşı kaldırımda mı?.. {*} Sağın var, bir de solun… Önün var, bir de ardın… Şu taraf var, bir de bu taraf… "Taraf"ın hangisi?.. "Çözüm" tarafında durmaya niyetli değilsen; işin Demokles’e kalır!.. Demokles; "kimsenin çözemediği […]
Cândan gelen; canıma!.. [16 Ekim 2002 Çarşamba]
Ben, sana; “kırılmamak için” beklerim!.. Ben, sana; “gücenmemek için” beklerim!.. Ben, senden her gelene; “can-baş üstüne” derim!.. ….. Anlatabiliyor muyum?.. {*} Sen, içimde isen; “Ben”sin artık!.. ….. Değil mi?.. {*} Bir şeftali yediğin zaman, yahut bir elma… Veya bir kek, çikolatalı… Ya da bir meyveli pasta… Ne farkeder, aynı değil mi hepsi?.. Yani, sen… Bana […]
Şeker Dede [12 Ekim 2002 Cumartesi]
Gözlerime inanamadım; gerçekten oydu!.. Bunca yıl geçmişti aradan. Ben mi büyümüştüm, yoksa o mu böyle küçülmüştü?.. Ama emindim; oydu… Yanına yaklaşıp, selam verince; -Vealeykümselam! Dedi… Ben, gülümseyerek onun suratına bakıyordum; o da (bastonuna dayanıp kendini kaldırarak) beni tanımaya çalışıyordu… -Yaşlandık artık, yaşlandıık, dedi… Tuttum, mavi damarlı elini öptüm. -Gideceğiniz bir yer varsa götüreyim. -Yok yok, […]
Miyaav!.. [11 Ekim 2002 Cuma]
Sarman, Tekir kedinin yanından geçip bir metre kadar ötesine oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki adamın hareketlerini izlemeye başladı… Minnoş, Sarman’la Tekir’in önünden geçerken ikisi de sinirli sesler çıkardılar, ama onun kim olduğunu bile görmediler!.. Minnoş da az ileriye geçip oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki beyaz önlüklü adamla yanındakilerin hareketlerini izlemeye başladı… {*} Bir korna acı […]
Aloo!.. [09 Ekim 2002 Çarşamba]
Ne kadar zaman geçmiş, bilmiyorum… Ve sormuyorum!.. Ben, sanki asırlar sonra uyandım… Ben şu an, kendi bedenimdeyim ama; sanki fotoğrafçıda giydirilen emanet bir elbisenin içinde gibiyim, başka tenlere kokan!.. Allah’ım, bu nasıl bir duygu; Sokağa çıksam, sanki "Kıtmir" havlayacak!.. {*} Ne kadar zaman geçmiş bilmesem de, ev aynen uyuduğum zamanki gibi… Ama ev, elbette aynen […]
Haydi, kızalım!.. [06 Ekim 2002 Pazar]
Büyükleri "büyük" kılan; kendini küçük görenlere ikramda bulunmak, ve kendisine kızanlara iyilik etmektir belki… Ama bugün konuya öbür ucundan, yani "o" tarafından değil de "biz" tarafından bakalım!.. Şimdi, "kendini farkedemeyen" bir deniz feneri gibi çepeçevre bakın etrafınıza. Herkese ve herşeye, iyice bakın… Ne görüyorsunuz, değil; "şunu görüyorsunuz" diyeceğim ve siz de; "a evet, onu görüyorduk" […]
Kandil ışığında… [05 Ekim 2002 Cumartesi]
Görevim, taş taşımak olsaydı!.. Yine terlerdim… Bir tek kayayı koymamak için çamura bir adım daha, bir adım daha atmaya gayret ederdim elbette… Görevim taş taşımak olsaydı, sanırım içim yine durulurdu bazen, dolu bir süt tası gibi; ama bazen de aklım karmakarışık olurdu, şelale dökülen çukurlar gibi!.. Görevim taş taşımak olsaydı; gene birikirdi hafızamda pek çok […]
Yediğin kalır… [04 Ekim 2002 Cuma]
Dedemi dinledim içimde… Dedi ki; "Yediğin, cesedinle kalır, oğuul; Yedirdiğin seninle gider!.." Sarsıldım!.. {*} Ben sarsılırsam sarsılır bastığım toprak!.. Sarsılmak; anlamaktır!.. Anlamaksa, yarınlara mıknatıs!.. {*} İki el tutar yakamdan; benden, hakkını almak isteyen… Ellerim dahi boş değildir hiçbir zaman… Yürürüz; bir elimde gelecek, ve bir elimde hatıralar!.. Dedem der ki kulağıma, fısııl fısıl: "Yediğin, cesedinle […]
Odunlar bilir… [02 Ekim 2002 Çarşamba]
Dünyanın bütün ormanlarındaki bütün ağaçlar bilir ki; Bir ağaç, başka bir ağaç hakkında iyi olmayan sözler söylediğinde kendi boyu yükselmez… ….. "- Şu var ya, şu… Aslına bakarsan onun boyu o kadar uzun değil… De, yapraklarındaki yeşilin tonu onu öyle gösteriyor!.." "- O var ya, o… Aslına bakarsan göründüğü kadar heybetli değil… De, tohumunu ektikleri […]
Gelincik tohumu ağlamak! [29 Eylül 2002 Pazar]
Bir ıslık, gevremiş kâğıt gibi yırttı havayı… Bir ok; zehirli yılan dişi gibi hedefe uçtu…. …. Sarardı ten,,, sarsıldı can,, Ve yeşil mintan; Ala boyandı!.. {*} Bir tohum; kirpiğimi aralayıp toprağa düştü… Kara kirpiklerden sıyrılmış, onlarca tohum arasına düştü… Yüzlerce tohum arasına, binlerce tohum arasına düştü; Kapkara!.. ….. Titredi toprak,,, çatladı kabuk,, Ve yeşil çimen; […]
İhtiyar bilgi!.. [28 Eylül 2002 Cumartesi]
Akıllandım ya!.. Ve bir gün bütün "gerçeği" bütün çıplaklığıyla görüverdim önümde: O, herşeyi bilmiyormuş… {*} Sonra, bir adım daha ilerleyip "bilmediklerine" odaklandım. Gördüm ki; O, esasında pek bir şey de bilmiyormuş! {*} Ardından gelen adım daha da eğlenceliydi! Şimdi anlıyor, görüyor, yaşıyordum; ben ondan ilerdeydim, ben ondan zekîydim, ben ondan akıllıydım. O, hiçbir şey bilmiyordu! […]
Teneke! [27 Eylül 2002 Cuma]
Ablamın ilkokul ünite dergisinde leylekli bir çizgi romanla, köşeli kutulardan yapılmışa benzeyen robot bir adam vardı… Adı da; Teneke!.. Okuyup yazmayı işte bu dergilere bakarak iki sene erken öğrenmiştim. Sonra robotun "insanı andıran makine" demek olduğunu öğrenmiştim… Ve yine o sıralar bir şey daha öğrenmiştim ki, sanırım siz de öğrenmek istersiniz… {*} Uzak bir ülkede, […]
Toprakta açar çiçek! [25 Eylül 2002 Çarşamba]
Az önce birini düşünüyordum… İyi insan, ama bu iyiliği tanımlayamıyorum, diyordum. Bir programda onun nasıl biri olduğunu sorsalar, anlatamam. Bilirim, ama anlatamam; kelimelere dökemem, diyordum!.. {*} Bazı insanları belirtmek kolaydır; şu adam iyi yazı yazar, şu çocuk çok hızlı koşar, şu hanım çok lezzetli yemek pişirir, gibi… Bazı iyilikler de kolayca ifade edilir; Şu yardımsever […]
Kamyon! [22 Eylül 2002 Pazar]
Görmek için, "bakmak" gerekiyor elbette… Önce kendimize; sonra da etrafımıza!.. Körler var ya, körler en kötüsü… Bunlar; göz sinirleri, karşılarındaki görüntüyü beyinlerindeki görme merkezine aktaramayan âmâlardan çok farklıdır! Çünkü körler kireç kuyusuna düşmüş çingene tuğlasına benzer, ki en küçük bir ot bile bitemez üzerlerinde!.. Etraflarında olanlara baksalar bile; sinir uçları, duyargaları, filizleri, kökleri yanmış, kurumuş […]
Sevgili balık [21 Eylül 2002 Cumartesi]
(-Çok hoşuma gitti bu yazdıkların.. Ama ben o kitapları kimin derlediğini ve tercüme ettiğini bilmiyordum. Bilmeden ilgimi çekti ve okudum. Çok açtım o zamanlar. Yine acıksam keşke!..) Bir balık… Dinmeyen açlığıyla gelir, denize salınmış oltayı yutarmış. Ve tutulduğunu anlarmış… Bu işin uzmanı olan balıkçı da, bu balığın yakalandığını bilirmiş; Kalbinden!.. {*} İşte o zaman, […]
Şarjına bak! [20 Eylül 2002 Cuma]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Gördüm; duvarda asılı bir fener, çantanın içinde bir telefon ve kapının ardında bir araba vardı… Hangisi çalışır bilmem… Hiç birinin, bilmiyorum; işe yarayıp yaramadıklarını!.. {*} Sağında bir insan var, solunda bir insan… Ardında […]
Yön göster! [18 Eylül 2002 Çarşamba]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da biribirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]
Bir küçük çakıl taşı [15 Eylül 2002 Pazar]
Her yaratılmışın kabiliyeti ayrıdır, öyle değil mi?.. Mesela, bir kedi eğer derse: "Karanlığın içinde tuhaf şeyler oluyor!.." Veya bir çoban köpeği; "şu istikametten filan kimse geliyor. Kokusunu duyuyorum, yarım saat sonra burada olur" diye mırıldansa… Yahut bir kör yarasa, elinden tutmuş ve seni büyük bir hızla havada uçururken, aniden dönüp; "Ohhh, diye solusa… Dönmesek çarpacaktık!.." […]
