2002
Yüzebilmek!.. [14 Eylül 2002 Cumartesi]
Harmantepe’nin tepesinde; bahçesinden de, penceresinden de deniz görünen bir evde oturuyorduk… Zaman zaman "yüzmeye gideceğimiz" konuşulunca beni bir telaş alıyor… Böyle zamanlarda; bazen yerdeki mavi muşambanın deniz olduğunu hayal edip üzerine yatıyor, bazen de sandalyenin minder kısmına göbeğimi koyup hababam debabam kulaç atıyordum!.. "Heey, bakın bakın; ne kadar güzel yüzüyorum!.." E, iyi, güzel, hoş bir […]
Yanmak [13 Eylül 2002 Cuma]
Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… "Senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben "senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]
Cebi olmayan fistan… [11 Eylül 2002 Çarşamba]
Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; Bu hasret nereme sığacak?.. {*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür, ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]
Yuvarla kendini sevgiye doğru [07 Eylül 2002 Cumartesi]
Bir sünger olsa… Ve dünde kalan bütün öfkeleri silse bu sünger… Hatırlamasak artık, kime kızmıştık beş gün önce. Hatırlamasak altı ay evvel kime küsmüş, kiminle kavga etmiştik… Altı yıl evvel kimden kazık yemiştik. Ve silinse tamamen, çocukluğumuzdan beri yaşayıp hazmedemediğimiz başarısızlıklar… {*} Yenilgileri hazmedemeyiz… Başarısızlıklarımız, mahcubiyetlerimiz bizim en özel yerimizde saklıdır… Üstelik bu mahcubiyetler ve […]
Saygıda kusur edilmez [06 Eylül 2002 Cuma]
Hayırlı Cumalar, dedi az evvel biri telefonu kapatırken… Günlerden Cuma olduğunu, önümdeki yazıyı gelecek Cuma günü için yazdığımı… Ardından da, belki bunlarla bağlantılı olarak başka bir hadiseyi hatırladım… Komik mi bilmiyorum. Ama bence ilginç!.. {*} Günün biriydi… Şu an söylemek istemediğim bir yerdeydim. Adamlardan biri masanın arkasında, diğeri önünde oturuyordu… İş konuşuyorlar, bir alışveriş için […]
Şehri kuşlar ısıtır [04 Eylül 2002 Çarşamba]
Sorular, cevapları sevmez… Çünkü cevaplar “eceli”dir soruların! Sorular cevapları sevmez… Çünkü karın güneşi sevmediği gibi; cevaplar ısıttığında, sorular erir!.. …………… Soğuklar çıkacağı, ve fırtınalar geleceği için mi göç eder kuşlar; Yoksa kuşlar gittiği için mi soğur hava,,, ve öfkeden kudurmuş bir manda boğasının soluması gibi “mışş”lar rüzgar?.. Kuşlar gider, ve,, ardından,,, yuvaları dağılır!.. {*} Hayyret […]
Hayaletler var kalsın [01 Eylül 2002 Pazar]
Gitme, dedim. Her kim isen!.. Yabancı bir şehrin seni tanamayan sokaklarında; kılavuzsuz, ve telefonsuz, ve hatta adressiz kaybolduğunu sanıp… Yönünü bulmak için güneşten de başka işaret kalmadığında saldırmışken bulutlar, ve gürüldeyerek kara bir kepenk gibi girmişlerken araya… Senin dilini ve hatta aynen senin şiveni konuşan birine rastlarsın ya aniden, bu gurbet elde… "-Heyy!.. Dur, gitme!.." […]
Işıkta durmak [31 Ağustos 2002 Cumartesi]
Verdiğin; aldığın ışıktır… Kârın ise; aydınlık kalmak!.. ….. Temiz bir ayna da aydınlık kalabilir ışıkta durduğu müddetçe, kara bir keçe de… Biri aydınlıkta kalır, diğeri kendine bakanları da aydın kılar! Sen, kendin karar vereceksin; "ne" olduğuna… {*} Senden yansıyan; aldığın ışıktır!.. Güneşin kim?.. Işığı kesilmiş kütleler halinde dolaşıyor insanların çoğu; karanlıktaki uydular gibi!.. Almazsan veremezsin, […]
Yangına boncuk takılmaz! [30 Ağustos 2002 Cuma]
Bazen’ler ile başlar bazı cümleler; Belirsizliğin, bir sis gibi çöktüğü… Ve zamanın, ritmi bozuk bir nabız gibi attığı vakitlerde… Bazen’lerle başlarsın sen de, kara kedilerin dolaştırdığı yumağını sarmaya! Bazen dolaşık gelir ip, bazen açık… Bazen de çekilip incelmiştir ortasından, umutlar! {*} Hangi "bazen" hangi insanda olursa olsun!.. Ve hangi insan nasıl anlatırsa anlatsın yalnızlığı, o; […]
Hak edilmemiş yalnızlıklar [28 Ağustos 2002 Çarşamba]
Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?.. {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]
“Neyi” yapmayayım? [25 Ağustos 2002 Pazar]
(Dünden devam) Kaç koca geminin "ufak bir delik" yüzünden battığını, ve kaç uçağınsa "küçücük bir vida" yüzünden düştüğünü biliyor musunuz?.. Peki ya her yıl, (her duyana anlamsız gelen) basit bir sebep yüzünden kaç evliliğin bittiğini; ortaklıkların bozulduğunu, dostlukların silindiğini?.. {*} Halbuki, (aldığın cevabın seni çıldırtmayacağı) sakin bir gününde; gerçekten öğrenmek, anlamak ve uygulamak için; "neyi […]
“Neyi” yapmayayım? [24 Ağustos 2002 Cumartesi]
Dikkatli bakın; 40 yıllık yuvalarda bile 40 tane problem göremezsiniz. ….. Ama 40 yıllık yuvaların (neredeyse) tamamında 40 yıllık bir bezginlik vardır problemlere karşı… Bıkkınlık vardır… Çoktaan bırakılmıştır yelkenlerin ipleri; dümen ne yana dönerse dönsün, diye!.. Ve zaten dönüp durmaktadır dümen; Kahvehanelere, şu hanelere, bu hanelere, başka hanelere doğru!.. {*} Dikkatli bakın, dikkatli; 40 yıllık […]
Yıldırım! [23 Ağustos 2002 Cuma]
Geniiiş ve yeşil tarlalar gibi yayılmıştı içim… Her tarafımda, ayrı bir damakla sevişecek mahsuller yetişiyordu. {*} Ve bir gün kamaştı gözlerim… Kulaklarım uğuldadı; Çünkü sen, büyük bir tarrakayla göğsüme düştün!.. ….. Geniş ve yeşil tarlalar gibi yayılmış idi içim; Ufuktaan ufka!.. {*} Çatallaşmış alevden bir kılıç olup saplandığında tam ortama… Toplandım, sana doğru; bir tespihböceği […]
Kalemi değiştirmek!.. [21 Ağustos 2002 Çarşamba]
Eski kitabımı getirdi bir arkadaşım, sonra da cebindeki kalemlerden birini rastgele çekip üzerine koydu ve önüme doğru sürerek; “Şu kitabı, artık imzala!..” Dedi. Kelimeleri vurguluyor; sanki kendisini arkaya attığımı ve ona, herkese davrandığım gibi bile davranmadığımı ima ediyordu!.. {*} Aldım kitabı, bir iki sayfa çevirdim… Baktım ki iki sene evvel, hem de aynı ayda imzalamışım […]
Hançerin kabzası [18 Ağustos 2002 Pazar]
Kızkulesi, bir hançerin kabzasıdır aslında; İstanbul’un eteğine saplanmış!.. {*} Sanırım ki, ilk rüzgârda savrulurdu İstanbul; Eteğinde olmasaydı bu kule… Bu kule; Bir hançerin kabzasıdır aslında!.. {*} Tenim delinmeseydi, ve canım değilmeseydi; kalmazdı ki İstanbul!.. Şu ucundan saplanmasaydı kule; Savrulunca rüzgârda dökülürdü denizi… Dalgalar kovalaşamazdı yavru kediler gibi Salacak ile Sarayburnu arasındaki düzlükte… Kızkulesi saplanmasaydı eğer, […]
03.02 idi kırıldığında saatler [17 Ağustos 2002 Cumartesi]
(1999’un bugününe…) Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? {*} İncecik bir vazo düştü yere… Bir gül kırıldı orta yerinden! İki minik çerçeve sarsıldı duvarda ve son kez dokundular biribirlerine… 03.02 idi kırıldığında saat! {*} Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? ….. Bebek kokan bir biberon düştü yere… Sonra bir anne, süt kokan yavrusunun üstüne attı kendini… 03.02 […]
Aşka kılıf aranmaz!.. [16 Ağustos 2002 Cuma]
Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]
Sineklere af(!) [14 Ağustos 2002 Çarşamba]
Aynı asrın aynı dilimini paylaşıyor olmamız bizler için (yani benim için) ne büyük bir şans… Allah vergisi bir öğretme kaabiliyeti… (Bu ifadeyi yazarken suratım kızarmakta, çünkü bir öğrencinin kendi öğretmenine “aferin” demesine benzer bir durum olduğunu düşünüyorum, ama yine şunu hatırlayıp rahatlıyorum ki; bizim de, birilerine “bunun böyle olduğunu” izah etmemiz gerekiyor! Değil mi?.. Kimden […]
Yollar nasır tuttu!.. [11 Ağustos 2002 Pazar]
Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen; sıcağı?.. Ve dokunmadan dudaklarıma; Yumuşağı?.. {*} Yüreğimde; gözyaşların, gözyaşlarımla kucaklaşmış yatıyor!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle; "ne" diyerek atıyor?.. {*} Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen, sıcağı?.. Ve belli mi; Bir rulo gibi önümde yuvarladığın yolumun, nerede duracağı?.. {*} Üflesen, savrulacağım… Kuşunu yitirmiş bir tüy gibiyim!.. […]
Direkten direğe(!) [10 Ağustos 2002 Cumartesi]
Dedi ki dedem: Demek konuştuklarımızı anlattığında "aramızda rabıta olduğunu" söyledi baban… Bu; bağ-irtibat demek… Ben, sanki bir hayal gibiyim senin için, değil mi?.. Bana bakıyorsun ama başka şeyler görüyorsun… Peki bunun doğrusu ne, biliyor musun?.. Aynısı… Yani bana bakmalısın, ama başka şeyler görmelisin!.. {*} Uzuun yollar boyundaki her direk bir sonraki direğe elektrik akıtır; hepsinin […]
