Hayatı ayakta karşıla! [24 Eylül 2006 Pazar]

(Bazen hatırlamakta fayda var!) ….. ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? {*} Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit […]

1 min read

Akla ziyan [22 Eylül 2006 Cuma]

(On saat var yüreğini duymadım…) Ben, bir acı olurum; Gönlüne kiracı olsam… Düşsem içine; Sancı olurum! Düşsem, hayalsem, hatta vehimsem gecelerine, inan; Sükûnetine talancı olurum! {*} Jilet yuttuğum, zıpkın yediğim gün siyanürlü tabağından; Kendi avıma av olmak… Râmına tav olmak… Ve çılgın rüzgârına kapılmak delibaş bir çıtalı uçurtma gibi… Ve koptu-kopacak iplerle yüreğimden asılmak, yüreğindeki […]

1 min read

Şehriyârân [21 Eylül 2006 Perşembe]

Bu kelimeyi ilk defa okuyorsunuz. Bu kelime ilk defa yayınlanıyor çünkü… Bu kelime, çok sevilenler “sevgililer şehri” anlamındadır ve bu kelimenin bir isim olarak basılı olduğu kapakları taşıyan kitapların içinde yazılı binden ziyade evliyanın hayatları ve hatıraları hatırına ilham olmuş, bu harfler ilk defa bir araya gelmiştir… {*}  Şehriyârân… Sevgililer şehri… Okuduğunuz, bir kitap ismidir… […]

3 mins read

Başkasının çocuğuna saldırmayın [15 Eylül 2006 Cuma]

Birbirinin uzağındaki iki yol gibi, iki “tembih”, geldi, aynı noktada birleşti… Biri; bizlere aktarıla gelen gelenek, terbiye, saygı biçimi. Diğeri; bugüne kadar karşıma çıkan en profesyonel düşünce sisteminin süzerek, imbikten geçirerek sunduğu metot… Neydi bu?.. {*} “-Peki” de!.. -… “Peki” desen bile, gel de deli kanına anlat bunun mantığını!.. Büyüklerine, amirlerine hatta arkadaşlarına bile önce […]

2 mins read

Yuvalar boş kalmamalı [14 Eylül 2006 Perşembe]

Daha az önce; epey zamandır uğraştığım havuzun başından gelirken ceviz ağacındaki yuva geldi aklıma… Tam altındaydım ve demin birkaç karga uçmuş ve yuvanın sahibi olan iki “guguşçuk” kuşunun kendilerine has “uçma seslerini” duymuştum. Geçen hafta cevizi silkerken çıkmıştım bu derme çatma yuvanın yanına. İki tane yumurta vardı içinde. Aklıma, şu yuvanın çalı-çırpısını elden geçirmek ve […]

2 mins read

Koşmak istemiyorum [10 Eylül 2006 Pazar]

Hepimiz, ama hepimiz ipi göğüslemek istiyoruz… Ama hiçbirimiz koşmak istemiyoruz! Değil mi? {*} Peki neden hepimiz kürsülerde alkışlanmak istediğimiz halde, hiçbirimiz pistlerde ter dökmek istemiyoruz?.. Cevap: Çünkü birazcık “tonton”uz ya, o yüzden de “tembel”iz!.. {*} Ben bazen ne kadar “gıcık” olabildiğimin farkındayım… Ama sizden önce kendimi tırmalıyorum! İnanın, yarınki gazetede çok güzel bir yazı okumak […]

2 mins read

Onu hak etmek [08 Eylül 2006 Cuma]

Bu sabah iyi görünüyordun; gözlerinin derininde ışıklar parıldıyordu. Sevindim, çünkü o ışığı; “o ışığı bekleyenlere” götürecektin… Yolun açık olsun. {*} Hava bugün biraz kapalı mı ne… Ne fark eder?.. Çünkü farkı olanlar; hava kapalı, şansı kapalı, “insanlar” kapalıyken de… Özellikle de herkesin durmayı seçtiği zamanlarda “bir adım daha” atmayı tercih edenler… Değil mi?.. {*} Bir […]

3 mins read

Bugün “Anneler Günü”!.. [07 Eylül 2006 Perşembe]

Geç mi kaldım ne? Yoksa erken mi yazdım!.. Olsun, zaten son anneler gününde, konuyla ilgili yazı yazamamıştım… Hatırlıyor musunuz o günü, neler yapmıştınız? Annenizi nasıl hatırlamıştınız? İşte, canımı bu acıtıyor: Hatırlamak!.. {*} Anne-evlat ilişkisinin; yılda bir kez hatır sormak veya görüp “değişiklikleri” göstermek boyutunda kaldığı batı anlayışında “anneler günü” ne eşsiz bir nîmet… “Anne, bak […]

4 mins read

Su/suzluk [03 Eylül 2006 Pazar]

Öyle bir su akıyordu ki şehre giden ana borulardan; şeker gibi… İki su bir ekmeğin yerini tutar, derler ya… Bir içen zaten bir daha içiyordu ve diyordu ki her içen; bu su, bir ömre bedel!.. ….. Tam bir su bolluğu vardı memlekette; “su medeniyeti” dediklerinden. Kanallar, fıskiyeler, çeşmeler, şadırvanlar, hamamlar… İçini temizleyen, dışını; dışını pak […]

4 mins read

Sultan Melik (2) [01 Eylül 2006 Cuma]

Fırat yarıp geçmiş araziyi. Soldaki 50 m’lik duvarın tepesine kaleyi, ardına Kemah’ı kurmuşlar. Boğazın sağında kalan kayalığın önünde ise Selçuklu tarzı kümbetler var. Melik Menküçek’in diğer ismi Ahmet. 1071’den sonra Anadolu’yu fethe gönderilen Selçuklu komutanlarından… Merkezi Kemah olan beyliğini kurup 47 yıl sonra düşmanla bir cihatta nehre düşüyor. Bulunduğu yere türbe yapılıyor. Şehitler ölmez, bedenleri […]

4 mins read

Sultan Melik [31 Ağustos 2006 Perşembe]

Kemahlı veya Kemah’ta medfun pek çok yatır vardır: Horasan erenlerinden Kuruçay’ın Kirzi köyünde Seyyid Kirzi Baba… Yakub Halife… İskender Baba… Melik Gazi’nin kardeşi olduğu rivayet edilen Kelem Yakub… Yörenin meçhul velilerinden Ali Baba ve Hıdır Abdal… Midilli Baba, Nail Efendi bugün de sevilip ziyaret edilen mübarek zatlardandır… “Ziyaret eyledik Sultan Meliği Mevlam kabul etsin cümle […]

4 mins read

Kemah [24 Ağustos 2006 Perşembe]

Herkesin tanıdığı çok Kemahlı var, fakat Kemah’ın tanıdığı Kemahlı sayısı çok azdır… Farkında mısınız bilmem; şu an, epey insanın yüreğinin “cızz” etmesi gerekiyordu! {*} Peri bacaları da denen kayalar… Botlarla gezilip su sporları yapılabilecek nehirler… Her mevsim karlı dağlar… Serin mağaralar ve kaynak suları… Tarihin her devrine ait kalıntılar, kaleler, uçurumlar… Tuzlalar… Evliya kabirleri, mumyalar, […]

4 mins read

Kül yüklü kâğıt gemiler [20 Ağustos 2006 Pazar]

Bir gün, bütüüün yazdıklarım senin olacak. Fakat o zaman… ..ben olmayacağım! ….. Olmadığım zaman, elinde kalan her sayfa kâğıdım… Gerçek değerini anlayacak; ..senin yanında! {*} Kâğıttan gemi yapmayı unutmadın değil mi?.. {*} Kâğıt gemiler getirdi bana, seni hep… Ve ben; bir kâğıt gemiye binip gitmiştim, seni görmeye: Ufukta kara belirmişti; ufkum mu kararacak, bilememiştim! Sonra […]

2 mins read

Tepedeki yalnız ağaç [18 Ağustos 2006 Cuma]

Tepede bir ağaç hayal edin; yapayalnız… Bir tek ağaç olsun orada, ama bütün tepe kurumuş, renksiz, topraksız… ….. Öyle bir savaş ki; ya ağaç bu kuru tepeye benzeyecek, ya da kurumuş tepe orman olacak… Hangi ihtimal size daha yakın geliyor?.. {*} Olur ya; ormanda bazı ağaçlar yaşlanmış… Yıldırım düşmüş… Fırtınadan devrilmiş… Boş kalmış yerleri… Orman; […]

1 min read

Evinin efendisi :) [17 Ağustos 2006 Perşembe]

Çölün kumu üstünde sonsuza dek asil duruşlarıyla oturan devasa sfenksler gibi tıpkı, öylece boşluğa bakarlar, sükunet ve bilgelikle” demiş Charles Baudelaire… Aslında hiç sevmem böyle; bak şu adam bunu demiş, bak bu kadın şöyle söylemiş laflarını… Ya kardeş, varsa denecek bir söz; sık kravatını kendin söyle, öyle değil mi?.. Yok, ı ıh, öyle değil beabi… […]

3 mins read

Olmasan [13 Ağustos 2006 Pazar]

Dünyanın en lezzetli yemeği konmuş olsa masaya; ..fakat yiyen olmasa! Dünyanın en güzel elbisesi takılmış olsa askıya; ..fakat giyen olmasa! {*} Öyle serin bir şerbet getirilse ki, hem de kristal bardaklarda; ..fakat içen olmasa! Ya da bir tarla dolusu ekin olsa sapsarı. Hem de, ağırlaşmış başakları önlerine eğilmiş; ..fakat biçen olmasa! Bataklıklar kurutulup, vadilere köprüler […]

2 mins read

Türkisch’çe konuşan çocuklar :) [11 Ağustos 2006 Cuma]

Birinci kuşak; fakir ama gururluydu… Yük taşıdılar, çile çektiler, ezilip horlandılar ama inat edip, asla hiç bir şeylerinden taviz vermediler… Az çok dünyalık kazananlardan bir kısmı geri döndü köylerine. Hepsi dönmek için gitmişti aslında; çarığını saçağa asıp, sabanını saçak altına çekip, sanki kasaba pazarına gider gibi. Ama çoğu için kolay olmadı dönmek, mümkün olmadı… İhtiyaçlar […]

4 mins read

“Hayvanlar!..” [10 Ağustos 2006 Perşembe]

Sekiz-on sene önce… İstanbul’da büyük bir spor kompleksi. Bütün tribünler ve zemine yerleştirilmiş koltuklar dolu… Kocaman bir sahne; bayraklar, balonlar, iri iri yazılar, renkli afişler, posterler… Ses düzeni şahane… Müzik yüksek perdeden… Dış dünya ile bütün bağları kopartıp konsantrasyonu giriş kapılarının içerisine toplamak için azami gayret sarf edilmiş. Sahnenin üzerine ve her iki yana yerleştirilen […]

4 mins read

Tarih derslerinin kolay zamanı :) [06 Ağustos 2006 Pazar]

Masamın üzerinde hentbol topu büyüklüğünde bir dünya var, ekseni etrafında dönebilse de her ülke görülemiyor. Coğrafya dergilerinin dağıttığı ve her okul dönemi alınmış çok miktarda harita/atlaslar ise yayınlandıklarının ertesi sene eskiyor… Sayamadım birer birer yani ama iki yüzden fazla ülke olduğunu söylüyor uzmanlar. Öğretmenine sor bakalım iki ay sonra bilebilecek mi; Çekoslovakya kaça bölündü, Kongo […]

3 mins read

Meşgul [04 Ağustos 2006 Cuma]

(Uyumak da güzel uyanmak da; Yazmak da güzel, yazılmak da!) ………. Uyuyorsundur diye usulca yazıyorum… Ağustosun dördü bugün, ikibinaltı. Ben seni, bugün de yine çok seviyorum… {*} İçime kelebekler atardın eskiden; gıdıklanır gülerdim. Sabah göreceğim her köşeyi pembeye boyardın; sevinir gülerdim. Şeker kavanozum, derdin bana; şımarıp gülerdim… Gülerdim ben; ..hep gülerdim eskiden! {*} Bi’tane uçan […]

2 mins read