Suçlu kim? [18 Mayıs 1999 Salı]

  Herkes zemzemle yıkanmış!.. Herkes sütten çıkmış kaşık! Ama “nasıl oluyorsa” ormanlar dört nala kaçıyor bilinmeyen uzaklara… Yanıyor ormanlar; yanıyoruz. Kirleniyor denizler; kirleniyoruz. Yerlere basamıyoruz pislikten… Üstelik nefes alamıyoruz. Sanki rengi değişiyor çiçeklerin, huyu değişiyor mevsimlerin. “Suçlu”nun elbette biz olmadığını “bilerek” suçlu arıyoruz. Hayretler içinde sorup duruyoruz; “Suçlu kim?..” {*}{*}{*} Aslan, daldığı derin düşüncelerden kurtulmak […]

2 mins read

Seçimlerimize hoşgeldik [17 Mayıs 1999 Pazartesi]

  Hiçbirimiz “bu” olmayı seçmedik. Ama “burada” olmak hepimizin kendi seçimi… {*}{*}{*} Hiçbirimiz “bu ana-babadan” doğmayı seçmedik. Hiçbirimiz “burada” doğmayı da seçmedik… Ama burada çakılı kalmak hepimizin kendi seçimi! {*}{*}{*} Doğduk… Doğduğumuzda bu halde değildik elbette. “Bu halimizi” kendimiz seçtik! Aynen şimdikine benzer biçimde, “projektörlerin” kendi üzerimize her tutulduğunda olduğu gibi yine kendi seçimlerimizle geldik […]

3 mins read

Onu haketmek [15 Mayıs 1999 Cumartesi]

  Bu sabah iyi görünüyordun; gözlerinin derininde ışıklar parıldıyordu. Sevindim, çünkü o ışığı; “o ışığı bekleyenlere” götürecektin… Yolun açık olsun. {*}{*}{*} Hava bugün biraz kapalı mı ne… Ne farkeder?.. Çünkü farkı olanlar; hava kapalı, şansı kapalı, “insanlar” kapalıyken de… Özellikle de herkesin durmayı seçtiği zamanlarda “bir adım daha” atmayı tercih edenler… Değil mi?.. {*}{*}{*} Bir […]

3 mins read

Dili zaptetmek [14 Mayıs 1999 Cuma]

  Ve bir gün birileri “çenelerini tutmayı” akıl ediyor!.. Gelecek, işte o vakit onlara tebessüm etmeye başlıyor. {*}{*}{*} Kolay mı bu?.. Elbette değil. İnsanın dilini zaptetmesi; gemi azıya almış atları zaptetmesinden bile zor. Ama zarûrî… Çünkü insan, gemi azıya alan atların çektiği arabada “meçhul bir akıbete” doğru gidiyor!.. {*}{*}{*} Ve bir gün çenelerini tutmayı akıl […]

3 mins read

Babaşi Nene [13 Mayıs 1999 Perşembe]

  Doksandört sonuydu. Ajans işleriyle beraber kitap yayıncılığına da soyunmuştuk. Bastığımız kitaplardan birinin ilginç bir adı vardı: Lâz Nedir. Kitabın yazarı Bilâl Türker, akrabalık ilişkilerinin de kamçılamasıyla sıkı bir araştırma yapmıştı. Yıllar sonra bu kitabı karıştırırken “Lâzların Tarihi” isimli kitaptan alıntı yapılmış kısa bir bölüm buldum. Bu bölümün ismi Babaşi Nene, yani Baba Öğüdü idi […]

4 mins read

Tebessümü akıl etmek [12 Mayıs 1999 Çarşamba]

  Dr. Resul İzmirli’nin şehrinize geldiğini duyarsanız bir gün; ne yapın edin bulun onu, konuşun… En azından uzaktan görün. Çünkü o, gazetemizde yazmakta olduğu “İş Dünyamız” köşesindeki resminden daha sıcak, daha güler yüzlü… Ama resminden görülemeyecek kadar da tecrübeli, dopdolu ve hoşsohbet bir insandır. Ayrıca (kendi ifadesiyle) sizden biridir! Son görüştüğümüz gün, ceplerim çekmecesindeki özel […]

3 mins read

Çay bu, dile kolay! :) [06 Mart 2008 Perşembe]

(Her çay görüşünüzde anlatacağınız şahane bir hikâye olacak bundan sonra. Sıkın dişinizi yazının sonuna kadar…) Bilen bilir; Abdüllatif Uyan, dünya tatlısı abilerimden biridir. Hayatını evliya menkıbelerine vakfetmiştir. Bunları şiir veya nesir halinde gazetemizde yayınlar. Çoğu kitap olmuştur. Ayrıca her gün bir kısa menkıbeyi de abdullatif.uyan@tg.com.tr’ye kendi mail adresini yazdıranlara gönderir ki, arasında ben de varım… […]

2 mins read

Silâhını getir, kitabını götür! [02 Mart 2008 Pazar]

Bazı çiçekler vardır; köküne dökülen boyaların renginde açarlar… Demeye kalmadan, yazının sonunu tahmin ettiniz değil mi? Evet: Çocuklarınız, köklerine döktüğünüz boyanın renginde açacak!.. Maalesef ki, sinek avlar gibi insan vurulan diziler ve filmlerle yoğuruyoruz çocuklarımızın hamurunu… Ne desen, nasıl desen veya aynı manayı hangi kelimelerle tekrarlasan ki; uyansa millet. Bilemiyorsun… “Koğuuuş kalk” emriyle ayağa fırlayan […]

3 mins read

Büyüdüğün gün [02 Kasım 2007 Cuma]

Büyüyeceksin… Büyüdükçe, büyüklüğün ne demek olduğunu öğreneceksin! Büyüyeceksin; Çoğu çocuklar gibi, büyük olduğunu ispat gayretinden kurtulacaksın! Büyüceksin; büyük olmanın ne demek olduğunu; küçük olmanla hissedeceksin, hem de bütün zerrelerinde… Ve o zaman İbrahim, derken, İsmail derken, Yusuf derken, Yunus derken, Eyüp derken, Musa derken, İsa derken bile dilinde bir kor ateş bulacaksın! {*} Edebiyat; yellenmek […]

2 mins read

Direnme [01 Kasım 2007 Perşembe]

Hadi bin sırtıma gidelim… Olmaz! O zaman bırak bacağımı, gideyim… Olmaz! Peki ne olacak?.. Hiç! Sen şunu istiyorsun: Yolcular senin başında oturup gözyaşını silecek, başını okşayacak, tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar anlattığın aynı hikâyeyi dinleyecek… Ve bunları başkalarına anlatışlarında sana şahitlik edecek… Ve sonra tekrar; hadi beni de götür buradan, diyecek ve sonra […]

3 mins read

Hangi dert öldürür [28 Ekim 2007 Pazar]

Kibir iyi bir şey değildir… Gizli kibir aşikârından da kötüdür! ….. Adam tedbirsiz davranmış, kolu kesilmişti… Büyük bir feryat kopardı… Öyle bir çaresizlik ve acı duydu ki o an; içi tükendi, fenalık hissetti, oracığa yığıldı… Sesini duydu yakınları, hemen koştular… Baktılar ki, kan revan içinde; yardıma muhtaç ve kıpırdayacak halde değil… Biri su getirmeye koştu, […]

3 mins read

Sen İstanbul olsaydın [26 Ekim 2007 Cuma]

(Bu yazı, bu sütunda üçüncü defa yayınlanıyor. İlki 2000 senesinin 29 Mayıs Pazartesi günü çıkmıştı. İkinci defa olarak, iki sene sonra 3 Mart 2002 Pazar günü; “bu isimde bir kitap basıldı” haberini vermek içindi… Üçüncü defa ise, bu duyguları özlediğim için yayınlıyorum… M.E.) …………… Sen İstanbul olsaydın; Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi […]

1 min read

Hangisi büyük [25 Ekim 2007 Perşembe]

Burnunun tepesinde sivilce çıkmış; Kıpkırmızı, şişkin, gergin ve ağrı yapıyor… Uzaklara baksan sivilceni görüyorsun, yakınlara baksan sivilceni görüyorsun, bana baksan yine sivilceni görüyorsun!.. Öyle ki, rüyalarını bile sivilcen istila etmiş; gözünü kapatınca yine onu görüyorsun! {*} Dert, öyle bir şey ki; anlatmak kolay da, anlamak zor! Dert; sahibi olabildiğin sıkıntı! Dert; hissedebildiğin kaygı! Dert; yaşayabildiğin […]

2 mins read

Yolcuya 3’üncü tarif [21 Ekim 2007 Pazar]

Sora sora Bağdat bulunur. Bağdat ki, Mekke yönünde… Bağdat’a ulaşan; Kâbe’ye de kavuşur… {*} Sultan da olsa, köle de olsa; Hicaz’a giden yol; Üsküdar’da başlar… Bilmiyorsan, orada soracaksın: -Yol ne yanda? Sormazsan, sormamışsan, ya da başkalarının yaptığı türlü türlü tariflerin kiri bulaşmışsa kulağına… Gelir, yetişir üç kişi; önce ismini düzeltir, sonra işini düzeltir, ardından yönünü […]

1 min read

Yolcuya 2’nci tarif [19 Ekim 2007 Cuma]

Yolcusun!. Üç adam yol tarif etmiş sana… Elbette iyi insanlar, elbette seveceksin doğru sözü söyleyenleri, doğru adresi gösterenleri; ..parmaklarının hizasında “Sultan” ve işaret ettikleri istikamette “saray” olduğu için!.. {*} Sen şimdi uçaktasın; ama seni havalimanına getiren vasıtayı sayıklıyorsun! Kayık değil kıymetli olan… Kıymetli olan; o kayığın seni karşıya geçirmesi… Minibüs değil, otobüs değil, servis aracı […]

3 mins read

Yolcuya 1’inci tarif [18 Ekim 2007 Perşembe]

Yazık! Her adımda bin çile çekiyorsun, ayak diriyorsun; boynun kanayacak, çenen çıkacak… Daha kötüsü; ipin kopacak! {*} Mecnun; yâr diye, bir meçhulün eline vermişti ipini… İpiyse, bir köpek tasması gibi boynunu sıkıyordu… {*} Bir an unutsaydı Leyla’yı; Kendi ipini çekerdi ağzı köpürünceye, dili sarkıncaya kadar! İpin diğer ucunun şurada, yerde, kendi önünde duruyor olması önemli […]

1 min read

Bayram’a… [14 Ekim 2007 Pazar]

Bekliyorduk seni… Özlemiştik. Gözlemiştik… Geldin. Hoş geldin; hoşluk, hoşnutluk getirdin… {*} Bir gün, iki gün, üç gün yetmiyor aslında vuslata… Bütün varlığı ile vâsıl olmayı istiyor insan! Vâsılûn hürmetine! {*} Bekliyorduk seni… Meğer ne çok özlemişiz… Ve ne çok arttı özlemimiz; Mevcudiyeti kadar katlandı kendi üzerine! {*} Şimdi, sen, bizi böyle bırakıp gidecek misin? {*} […]

1 min read

Bayramlaşma [12 Ekim 2007 Cuma]

Şükürler olsun; bir bayrama daha kavuştuk… Sevindik. Sevdiklerimizle, bizi sevenlerle buluştuk. Şimdi kucaklaşmak zamanı; güzel söylemek ve söylenen güzel sözleri dinlemek zamanı… ….. Şükürler olsun; bir bayrama daha kavuştuk… Hepinizin, her birimizin, bayramımız şeker olsun, bal olsun… Afiyet olsun… {*} Afiyet olsun da, nedir afiyet? Bunun cevabı “Mektubat”taki en hoşuma giden mektuplarından birinde, Müceddid-i elf-i […]

1 min read

Bir bayram hediyesi [11 Ekim 2007 Perşembe]

Bir bayram hediyesi ister misiniz? Okuyun o zaman! ….. Televizyonun reklâm arasında iki kişi beraber oluyor… Dinlenirken dizinin devamını izliyorlar… Zaman geçiyor. Kadın, koltukta kaykılmış halde, iyice büyümüş göbeğinin üzerinden magazin programlarını izliyor. Akşamları gelen adamla beraber televizyon karşısında yemek yiyorlar. Sonra oturup çay içerken yine televizyon seyrediyorlar. Çoğu zaman da geç saatlere kadar koltuklarda […]

4 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi: Uçtu uçtu nehir uçtu! [07 Ekim 2007 Pazar]

Erzurum’dan çıktık… Kuzeye doğru 50 km. gidip; dağlar arasındaki sulak ve yeşil vadiye kurulmuş tarihi ilçe Tortum’a vardık… -Şelale nerde, diye sorduk heyecanla; serinlerken yoldan aldığımız kavunları yiyeceğiz ya… Dediler ki; -Geldiğiniz kadar daha gideceksiniz! Keskin dağlar arasındaki suyu takip ettik. Her bölgenin kaya yapısı farklı oluyor. Buradaki dağların tamamı yatay tabakalardan oluşmuş; sanki masa […]

3 mins read