Bilge Kağan ve kitabesi [15 Kasım 2007 Perşembe]

Bilge Kağan… 683 veya 684 yılında doğmuş ve 25 Kasım 734’te ölmüş Türk kağanı. Babası Göktürk Devleti’ni yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan, annesi İlbilge Hatun. 8 yaşında babasını yitiren Bilge Kağan, 24 yıl boyunca Göktürk Devleti kağanlığı yapan amcası Kapağan Kağan’ın elinde büyüdü. Amcası öldüğünde yerine geçen oğlu İnal’ı devirerek 32 yaşında 716 yılında Göktürk […]

4 mins read

“Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi” Terk edilmiş şehir: Eski Gördes [11 Kasım 2007 Pazar]

Balıkesir-Manisa arasındaki Akhisar’ın kuzeyinden, doğuya bir yol sapar. Bunu takip ederek dağa çıkar, çam ormanları arasından döne kıvrıla geçer, 50 km sonra Gördes’e varırsınız… Fakat bu gördüğünüz, sizin aradığınız yer değildir… Çünkü tarihlere geçmiş olan Gördes; üzerinde bu kasabanın kurulu bulunduğu Kepez (Tekke) Dağı’nın doğu yamaçlarında kalıntıları bulunan (Eskişeer) yani Eski Gördes’tir… {*} Gördes adının; […]

3 mins read

Tribünlerde âyin! [09 Kasım 2007 Cuma]

Bir iş ne kadar kötü ise insanların arasında yayılması da o kadar hızlı oluyor! (İşte bu lafın ardından size bir futbol hikâyesi anlatacağım ki, hem yazıda ve hem de zihinlerde kalsın diye…) ….. Milli maçları izlemekten hoşlanıyorum. Hele ki rakip bir İngiliz takımıysa, bu iş hoşlanmanın ötesine geçiyor ve kızıyor, seviniyorum! Tarih; 24 Ekim 2007 […]

4 mins read

Tembihler [08 Kasım 2007 Perşembe]

BİR Misal ki; mahallenizin insanları bir araya toplanmışlar. Ya senin bulunduğun yere gelmişler veya sen onların yanına gitmişsin… Sende ise, zaten eskiden beri senin olan hazineler var; sana has ve şu sesin kadar sana özel… Tamamen iyi niyetle ve kendi saflığınla; o hazineni getirsen ve insanların ortasına koyup açsan, yani herkese göstersen… Bunun nasıl bir […]

2 mins read

Kitaplar [04 Kasım 2007 Pazar]

Uzun zamandır bahsedemediğim için masamdaki kitaplar yükseldi… Sözü uzatmadan ve araya kendi yorumlarımı katmadan, bana ulaşan son kitaplar hakkında birkaç satır söz edeyim… KAYIP VATAN GİRİT: Toprak kaybetmeye başlayan Osmanlı’nın şefkatli ve merhametli ellerinde 250 yıl adaletle yönetilmiş olan bu vatan parçasının, Girit adasının elden çıkması… 144 sayfalık bu tarihi romanın yazarı Hüseyin Ünal… Nesil […]

3 mins read

Lütfen farkedin insanları [04 Haziran 1999 Cuma]

  Bir, birbuçuk ay kadar önce telefonla tanıştık onunla… Yüreği sevgi doluydu, yüreği öğrencileri için çarpıyordu. Bana okulunu ve öğrencilerini anlattı ve sevdirdi Ayşe Yüksel öğretmen… Hep tavsiye ederim ya; “İlgilenin insanlarla… Dinleyin onları, yüreğinizi açın, gözlerinin içine bakın, tebessüm edin… Bir telefon edin, faks çekin, mektup yazın bir tane… Biribirinize gökkuşağı fırlatın!.. Görün o […]

8 mins read

İlginç notlar… [03 Haziran 1999 Perşembe]

  İlginç notlar…   Daha Kardak’a bulaşan pis kokuları silinmeden, bir de Eşekadası kaşıntısı tuttu Yunanlılar’ı. Ve aynı günlerde de kahvehanelerle ceviz gölgelerinde “İnönü muhabbeti” alevleniverdi. Dikkat ediyorum; ne zaman şu Onikiada mevzuu açılsa İsmet Paşa’nın adı da zikrediliyor. {*}{*}{*} Merak ettim ve araştırdım paşayı… Çok ilginç notlar da buldum ve hayretler içinde kaldım. Türkiye […]

3 mins read

Muhabbete mahkum olmak! [02 Haziran 1999 Çarşamba]

  Muhabbete mahkum olmak!   Öcalan, burnundan halkalanmış gibi yargı önünde; “Müebbet” dilenmede!.. İnsanlar pür-dikkat, hiçbir kelimeyi kaçırmamaya çalışıyor… İtalya (sonunda ve inşaallah); “Gelip Roma’yı alın” yırtınmasında! Yunan, “yunan”lığını yapmada aynı dakikalarda… Beş para etmez Eşek Adası’na, bir sürü gazeteci, bir sürü savaş gemisi eşliğinde iki merkep getiriliyor!.. Anırsalar duyulacak kadar burnumuzun dibinde olan adacığa, […]

6 mins read

Kelebek öpücükleri [01 Haziran 1999 Salı]

  Kelebek öpücükleri   Benim güzel dostlarımdan biri internette dolaşırken; “tam bizlik” bir sayfayla karşılaşmış. Kendine konmuş bu “öpücüğün” bana konmamasına ve sizlere dokunmamasına gönlü razı olmamış… Telefonla da konuştuk, bu isimsiz internet sayfası hakkında; yazının nereden alındığını ve kimin tarafından yazıldığını da bilmiyoruz. Ama biliyorduk ki, sizler bayılacaktınız bu minik hikâyeciğe… Öyleyse vakit geçirmeden […]

6 mins read

Cöööö!… [31 Mayıs 1999 Pazartesi]

Cöööö!…   Aaa!.. A, aa!… Köşemize, Stop Köşesine bak, n’oolmuş! Hımm, değişik!… Güzel mi acaba?… Eski haline de alışmıştık aslında… Alışırız buna da. Önceki şekli güzeldi be. Güzeldi ama biraz durgunlaşmış mıydı acaba? Bunda “başka şeyler”de kullanma şansı var… İsimler, mektuplar yayınlama imkanı var. İyi olmuş be… Hareket var hiç olmazsa… {*}{*}{*} Ne var; siz […]

6 mins read

Fatih’in aşamadığı tahta kapı [29 Mayıs 1999 Cumartesi]

  Dergahta bir tuhaflık var. Etraf ne kadar sessiz. Sanki birşeyler olmuş gibi… – Selamünaleyküm Rûşen kardeş. – Ve aleyküm selâm. – Ne oldu? Bir sessizlik var. – Padişah efendimiz Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri dergaha geldiler… {*}{*}{*} – Öyle miii? Şimdi içerdeler mi? – Hayır. Ziyaret edemeden gittiler! – Gittiler mi? Sebep ne? – […]

4 mins read

Köprüleri sevmek [28 Mayıs 1999 Cuma]

  Beni seviyorsunuz… Hiç şüphem yok. Beni seviyorsunuz; “KÖPRÜ” olduğum için! {*}{*}{*} Bunu düşünmüş olan, farketmiş olan elbette vardır aranızda. Zaten gizli de değil bu. Açık açık yazıyorum; beni sevin. Beni seviyorsunuz; Çünkü sizin köprünüzüm. {*}{*}{*} Kendimi “köprü” bilmem; beni “rahatsız olmaktan” da kurtarıyor. Sevin öyleyse, diyorum sevebildiğiniz kadar… İstediğiniz kadar, dilediğiniz kadar, arzu ettiğiniz […]

4 mins read

Bağlantılar [27 Mayıs 1999 Perşembe]

  Her şey biribiriyle ne kadar bağlantılı… Sıcaktan kuruyup çatlamış tarlalar; aynı güneşin altındaki denizlerden buharlaşacak suyun gökyüzünde toplanmasını ve rüzgarın yardımıyla kendi üzerine gelmesini… Isı farkı da mevcut ise yağacak yağmur ile susuzluğunu gidermeyi bekliyor… Tarlaları kurutan güneş, yine tarlaların suya kanması için gerekli aslında. Değil mi?.. {*}{*}{*} Her konuda, her şey biribiriyle ne […]

3 mins read

İmtihan [26 Mayıs 1999 Çarşamba]

  (Üzerinden epey zaman geçtiği için, size yaşanmış bir hikâye anlatayım…) O gün akşam üzeri buluştuk, yemeği beraber yedik, evine gittik ve gecenin geç saatlerine kadar konuştuk. Bazen insanların canının acıdığını bilirsin, görürsün ama bir türlü sana söylemezler, anlayamazsın canlarını acıtan “esas” noktayı. Onlar anlatmak için kıvranırlar, sen kıvranırsın anlamak için… Konuşursunuz uzun uzun. Ama […]

5 mins read

Dangıltıları duymayın [25 Mayıs 1999 Salı]

  Sınava girecek olan sayın arkadaşlarım, n’aaber?.. Nasılsınız, mutlu musunuz? {*} Şimdi bazıları, “ssüperr” diye çığlık atıyor, bazıları ise; “nasıl iyi olabilirim ki, mutluluğum elimden çalınmışken” sızlanmasında… Ben sizin nasıl olduğunuzu biliyorum ama… Evet, herkes şu anda “olmayı tercih ettiği halde” değil mi?.. {*} Birileri diyor ki şimdi; “Bizimle dalga geçiyor…” Evet, dalga geçiyorum! Birileri […]

4 mins read

Bir ilginç mektup [24 Mayıs 1999 Pazartesi]

  Almanya’daki kalburüstü bir dosttan gelen elektronik mektup düşündürdü beni. Sonra sizin adınıza sevindirdi. {*}{*}{*} Sadece takdir edilme duygusunun hazzı değildi bu… Güzeli; ortaya konulmuş olan fikrin kaydetmiş olduğu isabetti… Yani size sunulmuş olanın rağbette olması, bir yerlerde daha belki bazı farklılıklarla uygulanıyor olmasının sağladığı güven duygusuydu. Şu an ne anlatmaya çalıştığımı da zaten anlıyorsunuz… […]

3 mins read

Sınav günü yaklaşırken [22 Mayıs 1999 Cumartesi]

  Sınava girecek olan sayın arkadaşlarım, naaber?.. Nasılsınız, mutlu musunuz? {*} Şimdi bazıları; “ssüperr” diye çığlık atıyor, bazıları ise, “nasıl iyi olabilirim ki, mutluluğum elimden çalınmışken” sızlanmasında… Ben sizin nasıl olduğunuzu biliyorum ama… Evet, herkes şu anda “olmayı tercih ettiği halde” değil mi?.. {*} Birileri diyor ki şimdi; “Bizimle dalga geçiyor…” Evet, dalga geçiyorum! Birileri […]

4 mins read

Ölüyorum, kurtarın [21 Mayıs 1999 Cuma]

  Geçenlerde hiçbirimiz cep telefonlarımızı açamamıştık korkudan. Tembih üstüne tembihler alıyorduk çünkü; “Sakın haa, yarın telefonunu açayım deme. Çünkü gelecek olan bir mesajla virüs bulaşacak ve sapıtacak telefonlar…” Hadi bakalım… Sıkıyorsa “alo” de! Kimse telefonunun komut kabul etmemesi, programının bozulması yahut faturaların mantık dışı şişmesi gibi riskleri göze alamadı ve koptu o gün irtibatlar… {*}{*}{*} […]

4 mins read

Elli bine bir yürek [20 Mayıs 1999 Perşembe]

  Tam yanından geçerken; “Alsanıza, dedi. Yüzbin lira.” Konuşarak yürüyorduk. Sesini duyuncaya kadar onu görmemiştim bile… Göz ucuyla bakıp, “Ne yapayım ki onu?” Dedim. Gerçekten de ne yapabilirdim ki onu… {*}{*}{*} Sekiz-dokuz yaşlarında bir erkek çocuktu bu. Kaldırımın kenarına yaslanmıştı ve ürkek-mahçup bakıyordu. Satmak istediği şey ise; bir büyük eşyanın ambalajından çıkan mukavva kutunun yarısıydı. […]

4 mins read

Erkek hakları [19 Mayıs 1999 Çarşamba]

  Elbette “kopelanın babası bulunmaz”mış!.. Elbette bazı şeyleri hiçbirimiz yapmayız!.. Ama bazı şeyler hep yapılır; Bu, nasıl böyle olur, anlamam! {*}{*}{*} Çocukluğumdan beri duyar, dinler, işitirim. Eminim ki sizler de duyar, dinler, işitirsiniz. Ve bu duyulan, dinlenilen, işitilenlerin daha çoook yıllar boyunca duyulacağından, dinlenileceğinden, işitileceğinden de emin olabilirsiniz… {*}{*}{*} Ağzında bir sakız haspanın; şakkada şukkada […]

4 mins read