Taşınmak(!) [22 Mayıs 2002 Çarşamba]

(Sen olmuyorsun gelen, bulunduğu yere; taşınıyorsun!..) Yiyeceğe bayılan obur bir güvercindim; öbek öbek yem vardı zor seçilen yerlerde… Gözümü ayırmadan ondan ona koşuyor, hatta dağıtıyordum toparlanmış yemleri yutmaya çalışırken… Onları da ardımdan gelenler topluyordu!..  {*} Arabanın içinde; birisi tarafından alınıp doğranmayı, yahut burda böylece çürüyerek gitmeyi bekleyen bir sebzeydim!.. Başka bir alternatif? Neredeyse yok kadar […]

2 mins read

Zor bir iş(!) [18 Mayıs 2002 Cumartesi]

En zor iş nedir biliyor musunuz?.. Yanılıyor olabileceğimiz ihtimalini MÜMKÜN görmek!..  {*} Bilerek böyle yazdım, yanlışlık olmadı… Yani, anlatmak istediğim; "yanılmak" değil, bunu "kabul etmek" filan da değil… Zor olan; böyle bir "ihtimal"i… "Yanılıyor olma ihtimali"ni yani, MÜMKÜN ve OLABİLİR görmek!.. Kim için bu?.. Elbette "BEN" için… Yoksa diğer insanlar, zaten cümbür cemaat "yanılgı" içinde(!); […]

1 min read

Sinyale bir saniye!.. [17 Mayıs 2002 Cuma]

Zaman; önceki binyıl. "Yirminci asır" denen, Milattan sonraki 1900’lü yılların son yarısı. İstanbul… Galata’daki kuleye çıksanız kendinizi şehrin "tepesinde" sanacağınız; ufka baksanız geniş arazilerle yeşil koruluklar göreceğiniz dönem… Ve biz… Ya adımlarımız çok küçük veya bu odalar, bu ev, bu bahçe çok büyük… Tuvalet dışarıda, yan duvara dayalı… Şimdiki yumuşacık kağıt rulolar yok ama kuyu […]

3 mins read

Yeşermektir yaşarmak! [15 Mayıs 2002 Çarşamba]

(Donmadan kırılmaz kıvrılan sular!..) Yaz mı geldi?.. ….. Neden titriyor peki böyle içim?.. Neden gökler karanlık? Bulutlar neden koşuyor birbirinin peşisıra, gözü dönmüş manda sürüleri gibi?.. Yaz mı geldi? Nereye?..  {*} Üç değil, beş değil, kırk tane cemre düşse ard arda; ısınamıyorum!.. ….. Adeta, dilenerek… Kırk dilime bölünmüş bir baklava tepsisi gibi koysam önüme umudumu, […]

1 min read

Uzakta mı sanıyorsun?.. [11 Mayıs 2002 Cumartesi]

Halbuki geldim!.. Ordayım, iyi bak; uzanıver içine, tut elimden al beni!.. ….. Uzakta mı sanıyorsun? Değilim… Uzakta mı sanıyordun? Değildim!  {*} Orda idim!.. Yüzün avucumdaydı, ve sarı kanatların savrulup sürtünüyordu parmaklarıma… Ve dünya yeşile kesmişti yıldızların altında!.. Şehir, ve şehrin göğü, ve bir nehr’olup akan zaman üstündeki şavkı bütün ışıkların; Yeşildi, ve yemyeşildi…  {*} İçim […]

1 min read

Çınarın gölgesi [10 Mayıs 2002 Cuma]

Biz bir an önce büyüyüp kendilerine benzemiş olmak için çok yemek yemiş, yine kendilerine benzemek için şööyle koltuk kabartmış, kendilerine benzemek için güreşmiş, koşmuş, yüzmüş olduğumuz… Bıyıkları bile inceden inceye çıkmaya başlamış olan abilerse sorduğumuz zaman ne derlerdi biliyor musunuz?.. "Ahh bi Osmanlı akıncısı olsaydık… Baksanıza her gün bi prenses götürüyolar!"  {*} Bakardık ellerindeki mecmualara […]

4 mins read

Konuşmak sanattır [08 Mayıs 2002 Çarşamba]

Bir insanın bildiği kelime ne kadar azsa kendisini ifade etmesi de, o kadar zor olur. Ne kadar kelime biliyorsa, o kadar rahat konuşur ve konuşulanları da, yazılanları da, ortaya konulanları da o nispette rahat anlar. Bunu çok iyi bilen batı dünyası ilk eğitim seferberliğinden geçirmiş olduğu çocuklarına çok zengin bir dil eğitimi veriyor. Meselâ ABD’de […]

3 mins read

Kelimeler ve boyalar [04 Mayıs 2002 Cumartesi]

Göztepe’ye kadar, yaklaşık 150 kilometrelik yolu, (hem de arabasız) tepmeme değdi. Çıkınca da Bağdat caddesine yürüdük. Biliyor musun, ben de çok özlüyorum oraları… Sonra Kadıköy’de oturup birer bardak çay içtik, üç kişi… Otobüsümü aradığım zaman; artık ona yetişmemin imkansız olduğunu ve geceyi burda geçirmem gerektiğini anlayıp, birkaç saat daha oyalandım… Bu defa da, ablamların yeni […]

4 mins read

Manyak olan Balzac’tı… [03 Mayıs 2002 Cuma]

Herkesin her lafı her yerde söyleyemeyeceğini bilen biriyiz… Söylenmesi yasak olanları söylemeye çalışarak üç gün efelik taslamanın da yiğitlik olmadığına inanırız!.. Ama merak ederiz; Bu ülkede Balzac acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Anton Çehov acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Andre Gide acaba acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Alphonse Daudet acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. "-Takdir edersiniz ki, bunca sadeleşmenin […]

3 mins read

Zaman vermek, sevmektir [01 Mayıs 2002 Çarşamba]

Durumunu anlatan tanıdığına inanırsan ve sende de varsa, çoğu zaman istediği şeyi verirsin. Özellikle Cuma günleri cami önlerinde oturanlar merhametini harekete geçirmeye çalışırlar… Genelde inanılmaz bunlara, ama yine de üçer-beşer kuruş veren çıkar… Pazarda gördüğün anne, oyuncak tezgahının önünden gitmeyen çocuğuna dil, çocuk ise gözyaşı dökmektedir… Çocuk paranın ne demek olduğunu bilmez, ama sen bilirsin… […]

3 mins read

Zavallılık nedir? [28 Nisan 2002 Pazar]

(Herkes olmasa da, bazıları biliyor; dünyanın en kolay işinin ne olduğunu!..) ….. Zavallılık;Girmek için pasaport gerekmeyen… Ve insanlarının kendi kendilerine "vize" verdiği öyle bir "cenabet" ülkedir ki… Ve "vatandaşları" öylesine "yok" ve "kaale alınmayacak" durumda olduklarından… Hatta hiç kimseye görünemedikleri gibi, kendileri bile kendilerini "aynalarda dahi" göremediklerinden… Oturdukları yerden bir dakika kalkmayı (denemeyi bile) akıl […]

3 mins read

Li-Li’nin zehiri [27 Nisan 2002 Cumartesi]

("AHH, ŞU KAYNANAMI BİR ZEHİRLEYEBİLSEYDİM" diye hesap yapan da olur mu, diye düşünmeyin… Demek ki oluyormuş!.. Bugün size Çin diyârından bir anonim hikâye AKTARACAĞIM, iyi dinleyin…) ….. Çin’de, Li-Li adlı bir kız evlenir… Ama kaynanasıyla birlikte yaşamak zorunda kaldığından, her ülkede olduğu gibi, kısa süre sonra aralarında gelin-kaynana kavgası başlar. Huzur kalmayan evdeki bitmez kavgalar […]

3 mins read

Savunma… [26 Nisan 2002 Cuma]

Herkesin kendisini güçlü hissettiği bir KONU, bir KONUM veya bir KONUT var. Ve bunca hır gürün çoğu da işte bunun için çıkmakta!.. ….. Dümen kaptanın elinde… Günün birinde biri geliyor ve diyor ki; “Ver şunu bana da, dümen nasıl tutulurmuş gör!..” Bu bir savaş sebebi mi?.. Evet… Elbette… Hem de nasıl!.. Çünkü kaptanın kendini güçlü […]

3 mins read

Merhem [24 Nisan 2002 Çarşamba]

Avuçlarımdı… Ve parmaklarımdı… Ve dudaklarımdı yanan… Aaahh; feryâdedip koştum deliler gibi, ama yoktu deniz!.. Deniz yoktu, ve çalmışlardı gölleri toprağın üzerinden!.. Emmişler derin kuyuların suyunu, ve toprak doldurmuşlardı… Bütün dereleri, çayları, ırmakları… Ve kıtalar boyunca serilmiş nehirleri; dürüp kaldırmışlardı!.. ….. Ahh, yanıyordum; Bir merhem arıyordum… Avuçlarımdı… Ve parmaklarımdı… Ve dudaklarımdı yanan… Boğazıma dayanan; Sanki tatlı […]

2 mins read

Birkaç “tık tık” yan yan [21 Nisan 2002 Pazar]

Bir saat nedir, biliyorsunuz değil mi?.. Bir saat; altmış tne dakikadır… Peki ya bir dakika?.. Altmış tane ‘tık tık’tır!..  {*} Altmış tane tık tık bir dakika ediyor, altmış tane dakika ise bir tane saat… Ya yirmidört tane saat? Bir gün!.. Yedi günü bağlarsan bir ince kurdeleyle; adı hafta oluyor…  {*} Haftanın elliikisine, bir sene diyorlar; […]

2 mins read

Bıyıklar ve kuyruklar [20 Nisan 2002 Cumartesi]

Bir kedi… Uykuya dalıp… Bıyıklarını kemirttiriyorsa farelere… Ne kıymeti var ki; Kendi kuyruğunu avlayabilmesinin?..  {*} Bir asker… Ona önce, patates soyması öğretilmiş olsa bile… Sıra göreve geldiğinde; Kılıcını çekmesi gerektiği zaman, çakısını çıkartarak; "Hey, bakın ben ne güzel patates soyabiliyorum!.." Dese, ve savaş meydanında bunu ispata kalksa… Ne işe yarar?..  {*} Bir baba… Henüz kendi […]

1 min read

Ölüm; gülümdür! [17 Nisan 2002 Çarşamba]

Bir insanın ölümü; bir kızıl goncanın içini açmasına, âlemi öpmesine benzer yaprak yaprak ve satır satır!.. Ve bir insanın ölümü; Bir goncanın açması kadar, beklenendir!..  {*} İnsan, tohumdur; her şey gibi!… Tohum; ayağını aşağı, elini yukarı uzatıp çeker kendini… Tohum, uzatıp elini tutar hayatı ama, hayatın “bir avuç boşluk” olduğunu düşünmeden!.. Hayat yoktur ki!.. Dünya […]

2 mins read

Aslan, yem olmaz! [14 Nisan 2002 Pazar]

Belki de epeydir kendisinden bahsetmediğim için; sabahın 06’sına doğru, çok uzun süredir ilk defa dedemi rüyamda görerek uyandım… Hayırdır inşallah, anlatmayayım… Ama sizden birileri onun diyeceklerini özlemiş, veya dedem bizleri özlemiş olabilir, değil mi?..  {*} Bir insan çok küçükken bir türkü veya marş duyar, onu iyice ezberler de. Ama, anlamını bilmez!.. İşte ben de aynen […]

3 mins read

Maça giden oldu mu?.. [13 Nisan 2002 Cumartesi]

İçerde de dışarda da kocaman birer meydan ve kalabalıklaar, kalabalıklar… Zor olan ise; kapıdan geçmek!.. Sırada beklemek ve birer birer, teker teker, sakin sakin içeri girebilmek. İşte bu, skordan bile önemli. Neden?.. Çünkü herkes "kendi maçını" seyretmekte, yayınlanan müsabaka geriden gelmekte aslında!.. Herkes kendi maçını seyredecek seyretmesine de, kapıda "kıl" olunan biri var… Hani sanki […]

3 mins read

Yer yüzüne öpücük… [12 Nisan 2002 Cuma]

Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz, İstanbul’dan geçeriz!.. Her rüzgâr, kendi kokusuyla geçer üstünden…  {*} Kendi ısısıyla geçer, kendi rengiyle, kendi tozu-dumanı ve kendi sür’atiyle geçer… Her rüzgâr, kendi gibi geçer İstanbul’un üstünden… ….. Biz dahi kendimiz gibi geçeriz; canımızdan geçmeden… Bilerek; şehrin canının biz olduğunu!..  {*} Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz geçeriz; vazgeçmeden […]

2 mins read