2000
Aşka dair [26 Şubat 2000 Cumartesi]
Aşka dair Zaman, çoook çok önce… Mekan; iyi huylarla kötü huyların, ne yapacaklarını bilmeden dolaştıkları mekanlar. {*} {*} {*} Yine bir gün bütün huylar her zamankinden daha da sıkkın halde otururken, Saflık birdenbire ortaya bir fikir atmış : “Heey, neden saklambaç oynamıyoruz ki?..” “Neden olmasın ki?..” demişler hep birden, bu teklifi beğenerek… Tam bu sırada […]
Birazcık şiir [25 Şubat 2000 Cuma]
Birazcık şiir Bu ülkenin insanları şiir yazmıyorsa (neredeyse) ayıptır!..” diye başlayarak birazcık şiirden açalım lafı. Evet, bu ülkenin bebekleri ağlayarak değil (neredeyse) şiir söyleyerek doğarlar!.. Hal böyle olunca da tahmin edersiniz ki bu köşeye de yüzlerce şiir yağar. Bu bir güzelliktir. İkinci güzellik ise şudur ki; biri, yazdığı mısraları bir başka kişiye gönderiyorsa… Ve bu […]
Bir kucak yağmur [24 Şubat 2000 Perşembe]
Bir kucak yağmur Açık bir havada bazen…Yolunu şaşıran tek bir bulut, geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani… Ve sanki sen kuvvetle üflersin de, geri kaçar herbir damla; ama bulutunu yakalayamaz! Gök içini çeker sanki derinden; ve havanın her bir zerresi, suyun her bir zerresini hapseder içine… Ne yağmur düşer yere, ne havada su kalır… […]
Şiirbaz hokkabaz Muammer bey [23 Şubat 2000 Çarşamba]
Stop Muammer Erkul 23 Şubat 2000 Çarşamba Kimden: Y. T. Tarih: 02 Aralık 1999 Perşembe 22:51 Konu: Şiirbaz Muammer Bey’e ….. Muammer Bey. 2 Aralık 1999 günkü köşenizde yayınlanmış olan Kış Gelmesin adlı şiir (acaibat) gerçekten manzum bir eser niteliği taşıyor mu? O satırları ve ondan önceki yüzlerce zırvayı nasıl yazabiliyorsunuz? Şiir ve yazı […]
Bomba [22 Şubat 2000 Salı]
Bomba Az sonra Mehmet’i kumanda kabinine çağıran kaptanpilot diyor ki;“O hanım uçakta bomba olduğunu söylüyor!.. Onun yanında otursanız da durumu kontrol altında tutsanız…” (Dünden devam) ….. İki güzel hostesin arasında getiriliyor doktor, bahsedilen kadının yanına… “Merhaba” diyor… Kadın, endişe dolu bakışlarla bakıyor kendisine. “Yanınıza oturabilir miyim” diye izin isteyip ilişiyor koltuğa. “Ben doktorum, diyor Mehmet. […]
Acur turşusu [21 Şubat 2000 Pazartesi]
Acur turşusu Pınar hanım saçlarını toplamış, bir içeri bir dışarı girip çıkmakta. Biz salonun pencere tarafında oturduğumuzdan, aslında bu evdeki hiç kimsenin çalamadığı, “gelen misafirlerin ellemesi için”miş gibi duran gitar ve orgun da bulunduğu arka kısımda neler olup bittiğinin pek de farkında değiliz. “Hadi buyurun” diyorlar. “Neye buyuralım?..” “Yemeğe… Bulgur pilavı var, buyurun.” ….. Biz […]
Yeşil alan [19 Şubat 2000 Cumartesi]
Yeşil alan İstanbul’da yaşayan herkesin hülyasıdır ev sahibi olmak… Hayallerini biraz palazlandırabilenlerin ise aradıklari özellikler belirginleşir; Evim gökyüzünü görsün… Evim denizi görsün… Evim yeşilliği görsün… Doktorum Muhammet Göğüş (Mehmet yani) bir İstanbul vatandaşının hayallerindeki bu üçlünün üçüne de sahip şanslı bir Anteplidir… Keyifli olduğunu; “Yirim seni!” deyişinden anlarım… Yani o keyifliyken ben korkarım, acaba beni […]
Sssüper benzin [18 Şubat 2000 Cuma]
Sssüper benzin Selma hanım da aynı radyoda çalışıyormuş. “Benim için yolunuzu değiştirmeyin sakın” diye tutturuyor, ama değiştirmiyoruz zaten. Diyorum ki; “Dünyanın en komik(!) doktoruyla randevumuz var. Koşuyolu’na gidiyoruz…” “İyi öyleyse” diyor ve bizimle Halyolu durağına kadar geliyor. Bu arada onun bir hikayesini de öğreniyoruz: ….. Bir varmıış bir yokmuş… Allah’ın (Selma gibi acayip kulları da) […]
Güne özel sayfa(!) [17 Şubat 2000 Perşembe]
(Bu sene en güzel sayfa bizimki olmalıydı, sevgi adına… Ve bir farklılık da olmalıydı. “Farklı” da oldu aslında, hem de çok farklı!..) ….. Kafamda evirip çevirmişim konuyu, düşünmüşüm üzerinde. Ama Cumartesi günü bir toplantım var, Pazar günü de arkadaşımın imza günü. Gazetede de yazmışım ki, orada olacağım. Problem değil… Ablamlarda kalacağıma göre, o güne özel, […]
Telefondaki yara bandı! [16 Şubat 2000 Çarşamba]
Telefondaki yara bandı! Üç yıldır telefon numarası ezberlemek ve yazmak gibi bir “angarya”m yoktu. Bütün numaralar telefonumda kayıtlıydı ve bu geniş ekranlı muhteşem makine benim bütün komünikasyonumu sağlamakla vazifeliydi. ….. Telefonum muhteşemdi… Öyle ki; özellikle benim gibi bir teknoloji kabızının ancak üç yıl sonra keşfedebileceği özellikleri bile vardı!.. ….. Telefonum inanılmaz sağlamdı… Öyle ki; ilk […]
Yetim ağlamasın [15 Şubat 2000 Salı]
Yetim ağlamasın Babasını yitiren çocuğu koru, üzüntüsünü paylaş, derdiyle hemdert ol.Öksüzün halini bilir misin? Köksüz bir ağaca benzer o. Ağaç kökünü kaybedince yeşerip, sümbüllenebilir mi? Başı eğik, boynu bükük ve çaresiz bir yetim görünce, kendi çocuğuna meyletme. Ağlayan bir yetimin nazını kim çeker? Öfkesini kim hoş görür? Ağlayınca göğün en yüksek tabakası titremez mi? Öksüze […]
“Çok mersi!..” [14 Şubat 2000 Pazartesi]
“Çok mersi!..” Fırtına günleri değil ama hava soğuk. {*} {*} {*} Sapağa yaklaştığımızda sola sinyal veriyor ve iyice sağa yanaşıyorum. Arkamızdan gelen araç selektör yapıp geçiyor yanımızdan. Karşı istikametten gelenlerden biri uzun farlarını yakmış, art arda geçiyorlar ve yol boşalıyor. Sapağa giriyorum. Demiryolu açık. Hemzemin geçitte iyice yavaşlıyorum. Hafiften sarsılarak rayları aşıyoruz. {*} {*} {*} […]
Sormayı, düşünmeyi ve el öpmeyi seçmek [12 Şubat 2000 Cumartesi]
Sormayı, düşünmeyi ve el öpmeyi seçmek * (Bir) Merhaba Muammer bey, sizi çok seviyorum e-mail bekliyorum.Yazılarınızı bazen anlamıyorum. Size o zaman çok kızıyorum. Ne diyor bu adam, diyorum. “Kuyruğumu Seviyorum” yazınızdan beri sizin yazılarınızı okuyorum. Lütfen bana e-mail yollayın. Yoksa durmadan e-mail yollarım. Güle güle. * (İki) Size gönderdiğim mesajlar gitmez sanıyordum. O yüzden birkaç […]
Anahtar delikleri [11 Şubat 2000 Cuma]
Anahtar delikleri Bütün anahtar deliklerinden bakmak ayıptır…Bazılarının içinde cinler bile görülür… Bazılarının arkasındaysa ellerinde iğne olan kötü cadılar vardır ve anahtar deliklerinden bakan güzel çocukların gözlerine bu iğneleri batırmak için beklerler… Ben gözü kör olmuş çocuklar gördüm ve büyük adamlar… Ama bir türlü soramadım; acaba hangi delikten bakarken gözlerine iğne batırdı kötü cadılar?.. Çünkü ayıp […]
Develer nasıl paylaşılır? [10 Şubat 2000 Perşembe]
Develer nasıl paylaşılır? Yaşlı baba ölüm döşeğindedir. Yatağının başına üç oğlunu çağırarak onlara vasiyette bulunur: “Oğullarım!.. Ben ölünce birbirinize düşmemeniz için, sahibi olduğum 17 deveyi sizlere paylaştırmak istiyorum… Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum…” {*} {*} {*} Babalarının ölümünden sonra, mirası vasiyete uygun olarak paylaşmak isteyen […]
Beni kandırmak isteyenlere [09 Şubat 2000 Çarşamba]
Beni kandırmak isteyenlere Size bir sır vereyim mi? Beni çok kolay kandırabilirsiniz… Ciddi söylüyorum. Çünkü, öyle bazılarında olduğu gibi kuvvetli bir şiir hafızam yoktur. Arka arkaya üç şiir okuyamam ezberden. Ayrıca öyle yüzlerce şiir kitabı koleksiyonum da yoktur. Bir şiirden şüphelensem anında araştırıp kaynağını bulabileceğim kaynağım da yoktur. Yani demem şu ki; herhangi biri bana, […]
Şiir bazen kahve içer [08 Şubat 2000 Salı]
Şiir bazen kahve içer Bütün hücrelerim şiirin karşısında oturmak ister… Ve şiirin bütün hücrelerinin de “karşısında oturmamı” istediğini bilirim. Ama şiir, bir türlü gelip almaz ve kendi omuz çantasıymışım gibi koymaz beni masanın karşı ucuna! Ben?.. Bense felçli gibi yürüyemem, Lâl gibi söyleyemem, Âmâ gibi bakamam… {*} {*} {*} Bakışları?.. Bana bakmadan… Saçımın bir tek […]
Üç soru [07 Şubat 2000 Pazartesi]
Üç soru Mum ışığındaki bilgisayar Kağıt ve kalemim her dakika cebimde olsa da, günlerdir klavyemde gezinmedi parmaklarım… Merak edenler olmuş, sağolsunlar. Bunca günün en farklı tecrübesini ise şair arkadaşım Hasan Doğrusoy ile birlikte yaşadım; sokak çocuklarının arasında… Carrefoure’un üst katında oturuyor ve kahve içiyorduk bir masada. Laf lafı açıyordu. Bir ara; “Beni, dedim… Bir ara […]
Mavi kurdele [05 Şubat 2000 Cumartesi]
Mavi kurdele New York’ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini “diğer insanlardan farklı olan özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti… California Del Mar’dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar farklı ve özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın […]
Seni almaya geldik… [04 Şubat 2000 Cuma]
Seni almaya geldik… Sizden gelenleri okuyor, biraz daha yayınlanabilir olanlarını ayırıyor…Onları tekrar okuyor ve yayınlamam lazım gelenleri bir ayrı dosyaya yerleştiriyor… Fakat bir bakıyorum ki, Aman Ya Rabbii… Ne çok ve ne güzelsiniz. Şükürler olsun, çoğalıyoruz ve çoğalıyor yazılar… {*} Bir gün gelecek; benim yazmama ihtiyaç kalmayacak… Bir gün gelecek; zaten benim söylememe lüzum kalmayacak… […]
