2003
İze bakmak! [23 Mayıs 2003 Cuma]
Vapurlara tek başıma binmeye başladığımda kaç yaşındaydım, hatırlamıyorum. Ama küçüktüm… Küçük olmak; boyu kısa olmak demek değil, biliyor muydunuz? Küçük olmak; kilosu hafif olmak da değil. Hatta küçük olmak; tükettiği yıl sayısının az olması bile değil… Basacağı yeri fark edememek küçük olmak. Küçük olmak; kendi önüne bakamamak, ileriyi görememek, geniş düşünememek, bilgiden nasip, tecrübeden ibret […]
Silik taşlar!.. [22 Mayıs 2003 Perşembe]
(BUGÜN) Babam, babasının sol omzuyla uzun meşe ağacı arasında kalan bir kişilik boşluğu göstererek; “Bizden, en evvel kim giderse, münasip olan yer burasıdır”, dedi… ….. Güneş, yüksek yapraklar arasında kıyıldığından; kırpılmış ışıklar dökülüyordu üzerimize, konfeti gibi… Nice gelinler vardı dünyalar güzeli; şimdi göğüslerinden öbeeek öbek çiçek emziren, ve nice damatlar vardı şu hâki setre altında… […]
Sükûtun nutku!.. [21 Mayıs 2003 Çarşamba]
Sebebini anlamam; bazıları mezarlıktan korkarmış!.. Hatırladığım zamanlarda içi dolmuş bütün kabirleri tanır, ve gösterilmiş olanların da tamamını bilirim neredeyse… ….. Hoşuma gider, oturup seyretmek; Yarı şeffaf boynuzlarını uzatmış halde mezar taşlarında kaymaya çalışan kabuklu salyangozları… Sert ve kuru taşlara serdikleri sıvı üstünde uğraşır dururlar; biraz daha kaydırmak için kendilerini, biraz daha… Halbuki iki karış ardında […]
Saksı ve çiçeği… [18 Mayıs 2003 Pazar]
Seni seviyorum… Seni seviyor oluşum kıpırdıyor içimde… Seni sevmek; bir pınar gibi kaynaması içimin… Ve yine bir göze gibi, dolu bir göz gibi taşması ılık ılık içime!.. Seni seviyorum… Seni sevdikçe doluyorum seninle, ve içimde çoğalıyorsun her geçen gün!.. {*} Ben,,, neredeyse "sen" olmak üzereyim!.. Süte bir kaşık maya; Bana bir buse sen!.. {*} Sen […]
Kum [16 Mayıs 2003 Cuma]
İçi biraz beyaz, puslu ve dışı daha mat ve biraz yeşilimsi gibiydi… Başı, bin yıldır dönüyordu sanki… Ve sanki bin yıldır eğikti hep bir tarafına doğru… Sanki bin yıldır; kendini kaybetmiş rüzgârlar bile onu bulmaktaydı, zamanı dahi sürükleyen akıntılar üstünde!.. {*} İçi biraz pusluydu sanki, ama dışı; hep ıslak!.. Halbuki gözüken her güneşin bütün ışıklarını […]
Rapunzeeel!.. [14 Mayıs 2003 Çarşamba]
Ben, seni gördüm… "Seni" gördüm… ….. Gördüm seni,,, bir bakışından gördüm hem de! O bakışından tutunup; Kuleden saldığı saçından Rapunzel’e tırmanan kahramanı gibi, kendi masallarımda tırmanıyorum şimdi yanına!.. {*} Bakıyorum; Elimde bir bakışın var sadece… Bir bakışından başka yol yoook, sana çıkan!.. {*} Ve bana başka bir yol kalmamışsa, bu; sana ulaşamayacağım mânâsına mı gelir?.. […]
Deli Dumrul [13 Mayıs 2003 Salı]
‘Opera deyince İtalya’ya gittiğinizde İtalyan operaları, Almanya’da Alman operaları, Rusya’da Rusların kendi operaları esastır. Önceliği kendi uluslarının eserlerine verirler. Kendi dilleri, kendi hikayeleri, kendi olayları. Neden Türkiye’nin Türk masallarından, müziklerinden, danslarından oluşan bir opera repertuarı olmasın? Başka ülkelere biz, Türk operası olarak Türkiye’nin renklerini, müziklerini sunalım. Bizim balımız bizim çiçeklerimizden olur. Biz sizi taklit ediyoruz, […]
Hikâyelerin hasreti [11 Mayıs 2003 Pazar]
Misketlerimiz nerde, bilmiyorum!.. Hatta, defterlerimiz nerde?.. Ya kitaplarımız?.. {*} Evet, eskiden misketlerimiz vardı; Oyunlar oynardık, kendimizi kaptırarak saatlerce… Hepimiz toplanırdık ve yuvarlanıp giderdik sanki, içine renk akıtılmış o cam küreciklerle birlikte… {*} Evet, eskiden defterlerimiz vardı; Duygularımızı yazardık, hatıralarımızı yazardık, hatta bize yazılanları yazardık kendi yazdıklarımızın aracığına, gizli gizli!.. Sayfalarını şöyle bir çeviriversek, gül bahçelerinin […]
Anahtar (2) [08 Mayıs 2003 Perşembe]
Hiçbir anahtar, hiçbir hazinenin kapısını açmaz; Ele alınıp, doğru deliğin içinde çevrilmedikçe!.. ….. Tamam da, şimdi ben bu özeti çıkarmak için, yani bu kadarcık bilgi için bunca bedel ödemişsem; acaba ben mi kârlıyım, yoksa bunu ücretsiz alan sen mi?.. Elbette ben!.. Çünkü, bedelini ödeyerek aldığının kıymetini, “biliyor” insan… ….. Onun uğruna, bakımsız otel odalarında veya […]
İğneci!.. (2) [04 Mayıs 2003 Pazar]
(ÖZET: Korkudan titreyerek; "yapacağı iğnenin çok acıtıp acıtmayacağını" soran çocuğa bakarak; "Yaptık ya, dedi adam… Aşı, ağzında eriyen tatlı şekerin içindeydi!" Bu iğneci, gördüğü en güzel insandı, çocuğun!..) ….. Herkes yazıyordu zaten, ve de herkes yazmayı deneyecek bu "münbit" topraklarda!.. Bizim satırlarımızın ise bazı şiir sitelerinde, şiir denen öcülerle aynı kulvara sokulduğuna, yazılarımızın büyük çoğunluğununsa […]
İğneci!.. [02 Mayıs 2003 Cuma]
BİRİSİ ekibiyle birlikte filler gibi koştukça, koridorlardaki çerçeveler bile zıngırdıyordu… Çocuklar korku içinde soruyor, ve biribirlerinden bunların "iğneci" olduklarını öğreniyorlardı. İğneciler "tutuuun" diye haykırdıkça, çocuklar "kaçııın" diye ötüşüyordu!.. ….. BİRİSİ oturmuştu koltuğuna,,, dimdik. Kaşının biri kalkıktı, ve kimsenin yüzüne bakmaya dahi tenezzül etmeden yardımcısına talimat verdi: "İletin çocuklara; her biri sırayla gelsinler, ve önceden açtıkları […]
Güneş batmaz, biz kalırız gölgede [01 Mayıs 2003 Perşembe]
Efendim, soruyorsunuz. "Şimdi hocam(!), siz ki İstanbul tutkunusunuz. Sizin İstanbul’u sevmenizdeki en önemli unsur nedir, ya da nelerdir" de diyorsunuz, mektubunuzun nihâyetinde… Lâkin… Sözümüzün bir ehemmiyeti olmalı ki; sual edildiğinde cevap verilsin!.. Sizler, tabii ki hatırlamazsınız,,, da biz genç iken, İstambôl’de bir tek motörlü vasıta dahî yoktu ki, satırlarınızda şehri "şehr" olmaktan çıkardığını imâ ettiğiniz […]
Kırmızı ibikli küçük tavuk [30 Nisan 2003 Çarşamba]
Bir hikâye aktaracağım bugün size. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” denen “güneşsiz” İngiltere’nin, belli ki UZMANLIK ALANI olduğu “sömürü düzeni”ni öğretmek için okuttuğu “The Little Red Hen” isimli okuma kitabından alınmış. Şimdilerde İnternet üzerinde adreslerden adreslere dolaşıp duruyor bu hikâye… ………….. Zamanında, güzel bir çiftlikte, kendi yiyeceğini kendi bulan kırmızı ibikli küçük bir tavuk, mutluluk içinde […]
Dedem diyor ki!.. [27 Nisan 2003 Pazar]
Şimdi hayal kuranlarınız çok var, biliyorum. Ama bu hayallerine gerçekten inananlarınız kaç kişi?.. İlginçtir ama, ben sanki doğduğum andan itibaren burda olacağımı biliyordum, sanki bu günü yaşıyordum… Bunu hem istiyor ve hem de böyle olacağını biliyordum gibi. Şuna benziyor; hani uzak bir şehre gidersin ziyaret için. Sonra vasıtana biner kendi evine dönersin ve oradan mesafe […]
İzmir’in “deli”leri, veya; Murad-ı Maraşî hazretleri -2- [25 Nisan 2003 Cuma]
Kanallarda İzmir’i bir haftada iki kere sallayan deprem tartışılırken; uyuyamayacak kadar uykusuzum, ve bir de omuzlarım, boynum, sırtım ağrıyor. Rahatlarım diye sıcak suyun altına atıyorum kendimi. Ve, gündüzki ses yankılanıyor kulağımda: “Sizin gitmenize gerek yok, kendi gelir Murad-ı Maraşi hazretleri!..” Sularım damlarken kontrol ediyorum; deprem başlayınca nereden kaçarım ve nereyi kilitleyeyim de giremesin şu hazret!.. […]
İzmir’in “deli”leri, veya; Murad-ı Maraşî hazretleri [24 Nisan 2003 Perşembe]
İyi ki gitmişim İzmir’deki kitap fuarına. Orda sadece iki gün geçirdim ama bu şehrin insanları renkli iplik misali (geçti içimden) takıldı bana da; şimdi sanki bir iğne gibi hangi kumaşı dikmeye çalışsam, ardımda onların (da) rengi kalacak!.. İzmir’in genç kızları kitap okuyorlar. Eğer iyi yazılar yazarsanız, koşup geliyorlar da imzanızı almaya… (Şu an yüz kişi […]
Nouma’nın hareketleri!.. [23 Nisan 2003 Çarşamba]
Yoldan gelmişim, günlerdir yorgun ve uykusuzum, üstelik de geç yatmışım,,, ki sabahın köründe “zarrr” zil… Neredeyse, cesedimi yorganın altında bırakıp, sanki uçuşarak açtım kapıyı ki karşımda kapıcı… “Hayırdır, bu saatte?..” “Diyecektim ki… Şey yani, ben futboldan iyi anlarım da…” {*} Siz hiç kapıcı öldürdünüz mü?. Ben de öldürmedim… Henüz!.. Suratına bakmaya çalışıyorum ama, gözümün birinin […]
Hani kucağın?.. [20 Nisan 2003 Pazar]
Bir gün… Annelerimizi kaybettik… Ve, uzaklaşan son yağmur bulutunu seyreder gibi, bakakaldık arkalarından… {*} Ağlayışlarımızı hatırladık sonra; nazlanışlarımızı, mızmızlanışlarımızı, ve onlara kızışlarımızı… Hatırladık, "bizi ağlattıklarını" sanışlarımızı!.. Gittiler; son yağmur bulutu gibi çekildiler göklerimizden, ve güneş vurunca yüzümüze, sevindik… Her ne kadar kalmış olsak da ham bir meyve gibi, güneş altında; "Olmaya" niyetlendik. {*} Onların kucaklarına […]
Lütfen, gülümser misiniz?.. [18 Nisan 2003 Cuma]
Diyor ki mektubunda: "Dün bir sümbül aldım kendime, bahar hediyesi olarak… Ara sıra kendime minik hediyeler alıyorum böyle. İçimi rahatlatıyor, ruhumu gevşetiyor sanki bu ufacık mutluluklar… {*} İnsanların neredeyse nefes almaya bile mecalinin kalmadığı şu günlerde; gülümsemek ve gülümsetmek adına bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum. Gülümsemek adına; artık, uyanır uyanmaz ilk gördüğüm şey olan […]
Yıldızları kokladım gelmediğin geceler [17 Nisan 2003 Perşembe]
Yıldızları kokladım, gelmediğin geceler …….. Sanki… Ve sanki koptu geceye bağlandığı ipinden, sabah. Çektii, çekti de kör saatler ardındaki şafağı; Tükenmedi karanlık!.. ….. Gün doğmadı… Söküldüğünden beri düğümü benden; umudunun!.. {*} Ben,,, yıldızları kokladım; gelmediğin geceler boyu!.. Halbuki, biliyordum; gece, sadece bir kara çarşaf gibiydi başımda, incecik… Biliyordum ki bin deliğinden de karanlığın, ümitti salan […]
