2006
Bana saçlarını uzat [09 Mart 2006 Perşembe]
-Rapunzeel, bana saçlarını uzat… -Hayır, olmaz, başımı aşağı eğmiş halde göremem kendimi. Tırmanacaksan kendi tırnaklarınla tırman… -Fakat kapılar kapalı ve surların dibindeki kanallar su dolu Rapunzel… İçine hapsolduğun burç ise çok yüksek… Ay ışığına tutuyorum, dikkatli bak; elimde bir sihirli anahtar var. Sanıyorum ki kapın açılır bununla ve hürriyetine kavuşursun. Ama önce yanına gelmem lazım, […]
Doğruların ne kadar doğru oldukları hakkında [05 Mart 2006 Pazar]
Biliyor musun; bu yazıyı… Tam da işte bu yazıyı senin için yaz-ma-dım! Çünkü nasıl olsa üstüne alınmayacaktın. Hem de, tam da “sen” üstüne alınmayacaktın. Diyecektin ki: “Bugün gene kendisi için bir şeyler yazmış, yine kendi çalmıış kendi oynamış!” Ve elbette haklı olacaktın; Dünyada haksız insan olmadığı için! {*} Senin doğrun benim doğrumdur veya benim doğrum […]
Bugünlerde bir tarih yazılıyor [03 Mart 2006 Cuma]
Bilmem hangi uyuşturucuya müptela olma, bilmem hangi belaya bulaşma, hangi afete tutulma talihsizliğinin hangi yaşa kadar indiğini açıklayan ve bu zavallıların yaklaşık sayılarını söyleyen raporlar kamuoyuna sunuldukça içim kasılıyor, canım darlanıyor!.. Yapmamak lazım! Benzeri raporları (büyüklerden önce) ergenliğe doğru yürüyen çocukların (da) okuduğunu düşünmek lazım… Belirtilen yaş sınırını aşmış olan pek çok çocuğun kendini “geç […]
Mecnun mu kör? [02 Mart 2006 Perşembe]
Bazen ağır ağır yürüyor, bazen kumları sıçratarak koşuyordu Mecnun. Sonra da düşüp dizlerinin üstüne hıçkırıyordu… Uzaklara bakıyordu, daha uzaklara. Çağırıyor, çağırıyordu… Gelmeyince çağırdığı, kendi düşüyordu tekrar yollara… Bazen günlerce unutuyordu gökyüzü bulutları. Güneş kavuracak ten, insanlar kendilerini koruyacak gölge arıyordu böyle zamanlarda. Yürüyecek olanlarsa başlarına gölgelikler alıyorlardı… Mecnun için böyle şeyler önemli değildi: Güneş her […]
06 Ankara [26 Şubat 2006 Pazar]
Bu başlığın altına bir yazı gerekmiyor aslında. Çünkü başlığın kendisi yazı… Hani bir top yuvarlanır, gelip durur insanın önünde. Duvarın ardındaki heyecanlı çocuklar da; “abi vursana şu topa” diye bağırır. Sen, ne rastgele patlatabilirsin bu topa ne de bırakıp gidebilirsin… Tarih veya talih böyle bir top gibi yuvarlanarak gelir ve durur bazen bazı ülkelerin önünde! […]
Karadelik nedir? [24 Şubat 2006 Cuma]
Karadelik” nedir, biliyor musunuz? Şimdi, kocaman bir anafor düşünün… Anafor, anafor; hani denizlerin, göllerin, nehirlerin içinde oluşan ve suyu, üzerinde taşıdığı her şeyle birlikte emip diplere çeken emme gücü… Hani, doldurduğunuz lavabonun; bütün köpük ve kırıntıları sürükleyerek döne döne boşalması gibi… Bir karadeliği anlamak için, belki de tıpasını çekmek gerekiyor dolu bir küvetin… Ama, uzay […]
Kuyudaki adam [23 Şubat 2006 Perşembe]
Bilmiyorsunuz, diye bağırdı… Bilmeye de gayret etmiyorsunuz!.. -Neyi bilmiyoruz, ve neyi bilmeye gayret etmiyoruz, dediler… -Bakmayı bilmiyorsunuz, dedi. Görmeye gayret etmiyorsunuz… Hepsi kuyunun içine bakıyordu adamların, adamlarla konuşan ise yukarı… Aşağı bakanlar, kuyunun dibindeki ıslak ve çaresiz adamı görüyorlardı… Bir de çalkantılı ve karanlık suyu görüyorlardı… Ayrıca karanlık suda parlayan kuyunun yuvarlak ağzını görüyorlardı… Ve […]
Turp suyu [19 Şubat 2006 Pazar]
İlk defa şimdi, bu cümleyi yazarken düşündüm her renk turp olduğunu… İnsan biliyor, ama çoğu zaman bir arada düşünmüyor çoğu şeyi. Aynı kutunun içinde dağınık duran yapboz parçaları gibi… Şu girişler de olmasa yazılarda, olmaz sanki! Hani sıcacık yatağından kalkınca illaki yüzünü yıkamaya benziyor… Yapacağın işle alakası yok, ama olmazsa olmaz, gibi… “Oğluum, kızııım, gözünün […]
K.K. Savaşı [17 Şubat 2006 Cuma]
Eminönü’nde başına kuşlar “kaka” yapınca, hemen koşar ve Nimet Abla gişesinin önünde kuyruğa geçerdi insanlar. Eskiden yani… Güvercinleri “talih kuşu” görmüyor artık çoğu kimse. Görmüyor ki, geçenlerde aynı “şey” birinin daha başına isabet edince; parmağı fişe sokulmuş gibi titremiş önce… Sonra kaskatı kesilmiş… Sonra öyle bir çığlık atmış ki; daha “taharetlenmeye” fırsat bulamamış olan kumrucuk […]
‘Yalan’cık [12 Şubat 2006 Pazar]
Küçük hikâyeler, bazen de küçük yalanlar, ‘yalan’cıklar insanlara büyük dersler verebiliyor. Aşağıda okuyacağınız C. S. Lewis’in hatırasını İbrahim Ünal beyin Nesil Yayınları’ndan çıkan Anne Babanın Çocuğa Yaklaşımı isimli kitabından aktarıyorum. Umarım kendine hedefler bulur! ….. İspanya’nın güneyinde Estopana isimli küçük bir kasabada büyüdüm. 16 yaşındayken bir sabah babam benden kendisini 30 km uzaktaki bir köye […]
Leyla’nın saç teli [10 Şubat 2006 Cuma]
Mecnun için; Boynundan, Leyla’nın kapısına bağlanmaktan daha güzel ne olabilir? {*} Hele onun arabasına koşulmuş beygirlerden biri olmak… Ve hatta lüzum ettikçe sırtında kamçı hissetmek, ne heyecandır… {*} Mecnun, korkmasa; Belki de araba yürürken dururdu, kamçılanmak için… Vuruldukça oturur, vuruldukça yatardı… Hatta ölürdü, aşk içinde; Leyla’nın kamçısı altında! {*} Leyla, zalim değildi; zulmetmiyordu… Leyla, bir […]
Sevgili için [09 Şubat 2006 Perşembe]
Hazret-i Muhammed, Müslümanların sevgilisidir; Allahü teala onu kendisi için de en sevgili olarak yaratmıştır… Dünyada yaşayan bütün Müslümanlar Sevgili Peygamberimizi çok severler; bizler, daha çok ve daha duru severiz… Her önceki kuşak daha çok severdi ve nihayet Eshab-ı Kiram ise en çok sevmişti… Ekvatordan kutuplara gider gibi, zaman da Asrısaadetten kıyamete doğru gider, sıcaklı ve […]
:-) ve :-( [05 Şubat 2006 Pazar]
Sene başıydı. Öğretmenlerinin değiştirildiğini öğrenen çocuklar üzgündü. Oğlanların kaşları çatıktı. Kızlar ise dudaklarını kıvırmış, burunlarını çeke çeke ağlaşıyorlardı… Hepsinin derdi aynıydı: Öğretmenlerini geri istiyor, gürültü yapıyorlardı… Okul müdürü; “yeni tayin edilenin disiplinli ama çok iyi bir öğretmen” olduğunu söyledi. Ama öğrenciler bu sözleri duymadılar bile. Bir taraftan kendi ana babalarına sızlanmaya devam ederken, diğer yandan […]
Sen tutmazsan [03 Şubat 2006 Cuma]
Büyük veya küçük, süslü ya da cilasız bir desti var elinde… Ve yolların üstünde sıraaa sıra çeşmeler… Her desti, bu çeşmelerden dolacak… İyi de; ..hangisinden dolacak… Ve, kim tutacak onları bir kurnanın önüne?.. ….. Çocuklardan bahsediyorum, çocuklardan! {*} Her kova, bir kuyuya salınacak… Belki çatlaktır kova, beki yamuktur, belki küçüktür, belki ipi kısadır ve belki, […]
Aşkın mekânı [02 Şubat 2006 Perşembe]
(A. D.’a…) Aşk… Akla sığmaz; Kalbe sığar! {*} Herkesin yürüdüğü kalabalık yollar değil; İnce ve gösterişsiz patikalar kavuşturur çoğu zaman cânı, cânâna… {*} Sevgili… Kalabalık meydanlarda haykırılmasını değil; Kimsesiz karanlıklarda… Ve yapayalnızlıklarda fısıldanmasını ister çoğu zaman, adının… {*} Aşkın ne demek olduğunu; Herkes bilmez… Âşıklar bilir! {*} Ve aya benzeyen sevgiliye; ..parsel parsel Ay’ı vermeye […]
Soğuk gibi [29 Ocak 2006 Pazar]
(Üşüyorum… Bana kendini hatırlat! Ya da ben, bir zamanlar sana yazmış olduğum mektubu okuyayım; koynumdan çıkararak…) ……. Soğuk; ..oğlak gibi diridir… El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!.. {*} Soğuk; ısrar üstüne, tutku üstüne, vazgeçmeyiştir ve soğuk; önünde durulmayıştır!.. Soğuk; teni deleer, cana değer ve candaki canana erer… {*} Ben?.. İçine […]
Kar altında ayva yemek [27 Ocak 2006 Cuma]
Çarşamba. Saat, öğlenin 1’i… Bu sabah uyandığımda, biraz alıştığımı düşündüm kara, fırtınaya. Veya karafırtına’ya… En azından sinirlerim törpülenmiyor artık cıyır cıyır, biraz daha gözlemleme gözümü açmaya karar verdim. Meteoroloji günler hatta haftalar öncesinden uyarmaya başlamıştı dehşetli bir kar dalgasının geldiğini. Sizin oralarda nasıldı bilmiyorum ama buralar görülmeye değerdi cesareti olanlar için!.. Gece bir minik pilli […]
“Ne” olmak? [26 Ocak 2006 Perşembe]
Sen… Bez isen, bir bezsin! Ama, ne bezisin? ….. Baksana, bez dolu ortalık; sıradan bezlerle dolu… Sen… Bez isen ve bez olarak kalacaksan; farklı ol! Kendini hisset ve kendinin farkını fark et; Yelken bezi ol! {*} Teneke misin? Üzülme; Her yer teneke dolu, baksana! ….. Sen, teneke olabilirsin; bari, tenekeler ile tenekeler arasında farklar olduğunu […]
Çuval ve çuvaldız [22 Ocak 2006 Pazar]
Mavi Kırlangıç’ta okuduğum bir resimli hikâyeyi, çocukluğumdan beri hatırlıyorum… Özetle şöyleydi: Bir sefer yolundaki molada, otağ-ı hümayun kuruluyor. Az sonra yaklaşan adam, niyetinin padişahı görmek, olduğunu söylüyor… İzin vermiyorlar haliyle; elini kolunu sallayarak gelen her kişi padişah huzuruna çıkabilir mi?.. Ama ısrar ediyor. “Görmeden gitmem. Hediyeler getirdim, illaki vereceğim”, diye tutturuyor… Bu sırada Fatih Sultan […]
Sevmenin korku dolu sorusu [20 Ocak 2006 Cuma]
Sana… Heyecandan, kalbini durduruverecek kelimeler yazabilirdim… Korkmasam! {*} Bu korku; elinde titreyen kâğıdını, az sonra masasına koyacağı… Ama aslında aşığı olduğu öğretmenine, bir tek pembe cümle bile kuramayan öğrencinin korkusuna benziyor!.. {*} Asıl imtihan; aşık olunan öğretmenin kendisi midir, yoksa onun sınav sorusu diyerek önümüze koyduğu mu?.. Bilinmez! {*} Aynı anda, karşındakine, hem bu aşkı […]
