Stop Köşesi
Cıva gibi bir öğrenci [01 Mart 2000 Çarşamba]
Cıva gibi bir öğrenci Sevgili Celal Ünver’i hakikaten çok takdir ediyorum. Sanki Stop Köşesi’nin araştırma görevlisi gibi kitapların ve internetteki dosyaların içinde gezinip, sizlerin istifadesine sunulabilecek sayfaları yolluyor bana… Profesyonel de bir çalışma anlayışı var. Hepiniz adına (bazen ismini bile koymadığım araştırmaları da dahil) bütün gönderdikleri için burdan kendisine teşekkür ediyorum. ….. Son gönderdiği yazısında […]
İntihar ne demek? [29 Şubat 2000 Salı]
İntihar ne demek? Daha dün yahu… Daha dün gibi Osmanlı’nın bu topraklardan silinip yok olması. Hanedan terk-i diyar eyledi de tebaa buhar olup uçmadı ya! Onlar bizleriz… {*} {*} {*} Osmanlı vatandaşları hâlâ aramızda yaşıyor. Geçen gün belediye otobüsünde bir amca ile konuşmaya başladık; Mustafa Kemal’in nutuklarını dinlerken yirmi yaşlarındaymış. Yanımda oturuyordu dimdik… Anlatıyor ve […]
Bana çare bul [28 Şubat 2000 Pazartesi]
Bana çare bul Mucizeler Son Peygamber ile son buldu…Kerametler ise Allahü tealanın evliya kullarına ihsan ettiği özel hallerdir. Acaba benden beklediği ne bazı insanların!.. “Kehanet” mi?.. İnsaaaf, nerelerdesin? {*} {*} {*} Sen hekimsin şimdi(!).. Öyle düşün. Ve ben seni bin-binbeşyüz kilometre uzaktan arıyorum. Diyorum ki; “Sen iyi bir doktormuşsun. Bunu, senin numaranı bana veren arkadaşım […]
Aşka dair [26 Şubat 2000 Cumartesi]
Aşka dair Zaman, çoook çok önce… Mekan; iyi huylarla kötü huyların, ne yapacaklarını bilmeden dolaştıkları mekanlar. {*} {*} {*} Yine bir gün bütün huylar her zamankinden daha da sıkkın halde otururken, Saflık birdenbire ortaya bir fikir atmış : “Heey, neden saklambaç oynamıyoruz ki?..” “Neden olmasın ki?..” demişler hep birden, bu teklifi beğenerek… Tam bu sırada […]
Birazcık şiir [25 Şubat 2000 Cuma]
Birazcık şiir Bu ülkenin insanları şiir yazmıyorsa (neredeyse) ayıptır!..” diye başlayarak birazcık şiirden açalım lafı. Evet, bu ülkenin bebekleri ağlayarak değil (neredeyse) şiir söyleyerek doğarlar!.. Hal böyle olunca da tahmin edersiniz ki bu köşeye de yüzlerce şiir yağar. Bu bir güzelliktir. İkinci güzellik ise şudur ki; biri, yazdığı mısraları bir başka kişiye gönderiyorsa… Ve bu […]
Bir kucak yağmur [24 Şubat 2000 Perşembe]
Bir kucak yağmur Açık bir havada bazen…Yolunu şaşıran tek bir bulut, geçerken bir kucak yağmur bırakır ya hani… Ve sanki sen kuvvetle üflersin de, geri kaçar herbir damla; ama bulutunu yakalayamaz! Gök içini çeker sanki derinden; ve havanın her bir zerresi, suyun her bir zerresini hapseder içine… Ne yağmur düşer yere, ne havada su kalır… […]
Şiirbaz hokkabaz Muammer bey [23 Şubat 2000 Çarşamba]
Stop Muammer Erkul 23 Şubat 2000 Çarşamba Kimden: Y. T. Tarih: 02 Aralık 1999 Perşembe 22:51 Konu: Şiirbaz Muammer Bey’e ….. Muammer Bey. 2 Aralık 1999 günkü köşenizde yayınlanmış olan Kış Gelmesin adlı şiir (acaibat) gerçekten manzum bir eser niteliği taşıyor mu? O satırları ve ondan önceki yüzlerce zırvayı nasıl yazabiliyorsunuz? Şiir ve yazı […]
Bomba [22 Şubat 2000 Salı]
Bomba Az sonra Mehmet’i kumanda kabinine çağıran kaptanpilot diyor ki;“O hanım uçakta bomba olduğunu söylüyor!.. Onun yanında otursanız da durumu kontrol altında tutsanız…” (Dünden devam) ….. İki güzel hostesin arasında getiriliyor doktor, bahsedilen kadının yanına… “Merhaba” diyor… Kadın, endişe dolu bakışlarla bakıyor kendisine. “Yanınıza oturabilir miyim” diye izin isteyip ilişiyor koltuğa. “Ben doktorum, diyor Mehmet. […]
Ayılar ve armutlar [26 Ağustos 2007 Pazar]
Acıkan ayılar ormanda dolaşır… Bir armut ağacı bulunca, tırmanabildikleri kadar yüksek dallara tırmanır… Ve önlerine gelen her meyveyi hapır hupur yutmaya başlarmış… Ne zamana kadar? Karınları şişinceye kadar! ….. Sonra? Sonra yine bir armut seçer, onu dalından kopartır… Şöyle yukarıya doğru, kendi gözleri ile gökte parlayan ay arasına, yani ışığa tutarak bir süre bakıp; “Bunun […]
Cerahat okşamakla çıkmaz [24 Ağustos 2007 Cuma]
Yiyeceğini önünde, yiyemeyeceğini ardında bulmaya alışık inekler okşanmaktan hoşlanır… Kendi tezeklerinin içinde yatıyor olsalar bile! Kediler de okşanmaktan hoşlanır… Az önce yemek masasını dağıtmış olsalar bile; şefkatli kucağında mırıldanmaya devam etmeyi ve tüylerini karıştırmanı isterler… Gözlerine bakıp konuşmanı ve yelelerini taramanı bekleyen atlar da hoşlanır okşanmaktan… Köpekler, bir hareketine hayatlarını verir bazen. Büyük düşmanların üzerine […]
Tavuğu görmek [23 Ağustos 2007 Perşembe]
Gözün her gördüğüne inanacak olsaydık; Güneşin pencereden küçük olduğuna hükmederdik… Ve gözlük camından küçük olduğuna… Ve, anahtar deliğinden!.. {*} Zaman, güçlü rüzgârlar gibi savurup bazen insanoğlunu, bir yana topluyor; sonra oradan alıp başka tarafa yığıyor… Kim kurtulacak başıboş savrulmaktan?.. Bir balon gibi başıboş savrulmaya hazır olan; başı, boş kalanlar… {*} Ekin, ne güzel; başını eğdiğinde! […]
Sanatalemi [19 Ağustos 2007 Pazar]
Ara sıra “www.sanatalemi.net” isimli sanat edebiyat sitesine da yazılar koyuyorum; internet dünyasıyla haşir neşir olanların malumudur… Bu site önceleri, çok eski arkadaşlarımdan Mehmet Nuri Yardım’ın şahsî adresiydi ve kendi çapında sanat edebiyat faaliyetleri yürütüyordu. Baktı ki böyle olmuyor; yetemiyor; genişleyelim, dedi… Birikimini, dostların birikimleriyle de birleştirip; daha büyük bir çemberin içinde ve daha çok kimseyle […]
Kaşık/çatal sendromu [17 Ağustos 2007 Cuma]
(Psikolojiye yeni bir teori…) Bir çocuğun, ağaçları; sanki bir kaşık şeklinde bütün veya çatal şeklinde dal dal çizdiği gibi çiziyor çoğu insan, kendi iç dünyalarının ağaçlarını… Bu büyük bir farktır insanlar arasında ve bazılarının kendilerini şiddetli bir baskı altında hissetmelerine sebep olur; bir baloncunun elindeki balonlar gibi… …dünden devam: ….. Halbuki kendi içimizde, kendimiz büyütüyoruz […]
Kaşık ormanı [16 Ağustos 2007 Perşembe]
(Psikoloji ile ilgilenenlere, yeni bir bakış açısı…) Var olan bütün cisimlerin, şu büyük boşlukta; ve şekillerinin ise gözümüzde bir yerleri olduğu gibi… İnsanoğlunun iç dünyasının büyük boşluğunda da, kendi hayallerinin şekillendirdiği yerleşimler var! Bu bir kanun değil tabii ki, kabulleniş… Ve fakat bu kabulleniş; sahip olduğu insanın dünyasında, sanki bir kanuna aykırı geliş şiddetinde acı […]
Acur turşusu [21 Şubat 2000 Pazartesi]
Acur turşusu Pınar hanım saçlarını toplamış, bir içeri bir dışarı girip çıkmakta. Biz salonun pencere tarafında oturduğumuzdan, aslında bu evdeki hiç kimsenin çalamadığı, “gelen misafirlerin ellemesi için”miş gibi duran gitar ve orgun da bulunduğu arka kısımda neler olup bittiğinin pek de farkında değiliz. “Hadi buyurun” diyorlar. “Neye buyuralım?..” “Yemeğe… Bulgur pilavı var, buyurun.” ….. Biz […]
Yeşil alan [19 Şubat 2000 Cumartesi]
Yeşil alan İstanbul’da yaşayan herkesin hülyasıdır ev sahibi olmak… Hayallerini biraz palazlandırabilenlerin ise aradıklari özellikler belirginleşir; Evim gökyüzünü görsün… Evim denizi görsün… Evim yeşilliği görsün… Doktorum Muhammet Göğüş (Mehmet yani) bir İstanbul vatandaşının hayallerindeki bu üçlünün üçüne de sahip şanslı bir Anteplidir… Keyifli olduğunu; “Yirim seni!” deyişinden anlarım… Yani o keyifliyken ben korkarım, acaba beni […]
Sssüper benzin [18 Şubat 2000 Cuma]
Sssüper benzin Selma hanım da aynı radyoda çalışıyormuş. “Benim için yolunuzu değiştirmeyin sakın” diye tutturuyor, ama değiştirmiyoruz zaten. Diyorum ki; “Dünyanın en komik(!) doktoruyla randevumuz var. Koşuyolu’na gidiyoruz…” “İyi öyleyse” diyor ve bizimle Halyolu durağına kadar geliyor. Bu arada onun bir hikayesini de öğreniyoruz: ….. Bir varmıış bir yokmuş… Allah’ın (Selma gibi acayip kulları da) […]
Güne özel sayfa(!) [17 Şubat 2000 Perşembe]
(Bu sene en güzel sayfa bizimki olmalıydı, sevgi adına… Ve bir farklılık da olmalıydı. “Farklı” da oldu aslında, hem de çok farklı!..) ….. Kafamda evirip çevirmişim konuyu, düşünmüşüm üzerinde. Ama Cumartesi günü bir toplantım var, Pazar günü de arkadaşımın imza günü. Gazetede de yazmışım ki, orada olacağım. Problem değil… Ablamlarda kalacağıma göre, o güne özel, […]
Telefondaki yara bandı! [16 Şubat 2000 Çarşamba]
Telefondaki yara bandı! Üç yıldır telefon numarası ezberlemek ve yazmak gibi bir “angarya”m yoktu. Bütün numaralar telefonumda kayıtlıydı ve bu geniş ekranlı muhteşem makine benim bütün komünikasyonumu sağlamakla vazifeliydi. ….. Telefonum muhteşemdi… Öyle ki; özellikle benim gibi bir teknoloji kabızının ancak üç yıl sonra keşfedebileceği özellikleri bile vardı!.. ….. Telefonum inanılmaz sağlamdı… Öyle ki; ilk […]
Yetim ağlamasın [15 Şubat 2000 Salı]
Yetim ağlamasın Babasını yitiren çocuğu koru, üzüntüsünü paylaş, derdiyle hemdert ol.Öksüzün halini bilir misin? Köksüz bir ağaca benzer o. Ağaç kökünü kaybedince yeşerip, sümbüllenebilir mi? Başı eğik, boynu bükük ve çaresiz bir yetim görünce, kendi çocuğuna meyletme. Ağlayan bir yetimin nazını kim çeker? Öfkesini kim hoş görür? Ağlayınca göğün en yüksek tabakası titremez mi? Öksüze […]
