Stop Köşesi
Şiirlerinizden alıntılar [02 Ağustos 1999 Pazartesi]
Şiirlerinizden alıntılar Bu memlekette “şiir” deyince akan sular durur. Gördünüz değil mi, ne kadar güzel şiirler okuduk burada… Sizler göndermeye ben yayınlamaya devam ederken bir konuda anlaşalım isterseniz… {*} Gönderdiğiniz şiirlerin bazılarını, bazı sebeplerden dolayı hiç yayınlayamıyorum… Bazıları okunamayacak kadar silik veya bozuk ulaşıyor bana çünkü… “Bazılarını” yayınlayabiliyorum ancak. Bazılarının da gördüğünüz gibi bir-iki mısraını […]
Hayalime ulaşmak [31 Temmuz 1999 Cumartesi]
Hayalime ulaşmak Aradığın bensem… Ve sen beni bulamıyorsan; Sebebi rüzgarlar, ve çaresi “yağmurlar” değil!.. {*} İstediğin bensem… Ve sen beni alamıyorsan; Sebebi uzakta, Ve çaresi “yakınmakta” değil!.. {*} Düşüncen “büyü” gibi; Sarmalar beni… Aynen düşüncemin seni sardığı gibi. Ama sen kendi yolunun engebeli noktasında çözüm üretmeyi seçmiyorsan; “şans” seni seçmeyecek!.. {*} Beni arıyorsan… Ve ben […]
Gerinmelisin içimde! [30 Temmuz 1999 Cuma]
Gerinmelisin içimde! Sarı saçlarını derin karanlığımın ortasında savuran bir mum gibi içimde yanışını, iki uzak kıta arasında çalkalanan turkuvaz rengi sular söndürür yine… Ve yine o sular söndürür ancak! {*} Çağırırsın; halbuki ben beklerim kayıp bir ada gibi yeşil sahillerimle seni. “Bul, derim… Bul beni!..” {*} Öyle bir fırtınadır ki umduğum; seni alıp bana veya […]
Hayatın hangi satırı? [29 Temmuz 1999 Perşembe]
Hayatın hangi satırı? Bir ay kadar önce gazetenin bir sayfası “boş” yayınlanmıştı. Ortasında iki satırlık reklam yazısıyla… O sayfa bir zarfın içinden çıktı; koskoca bir mektup olarak. Kıbrıs’tan geliyordu. Askerimden… Kardeşimden. Kardeşinizden. {*} Süleyman Eldeniz’i hepiniz tanırsınız, veya tanıyacaksınız… O, köşemiz henüz yok iken “aranızda” olanlardandı! {*} “Satırlarıma başlamadan önce Yüce Allah’ın selamının üzerinize olmasını […]
Onlar da çocuktu [27 Temmuz 1999 Salı]
Onlar da çocuktu Ayşe ana ve çocukları İşgal yıllarında Aydın yakınlarında karanlık bir sonbahar gecesi. Demirci Mehmet Efe, merak ve heyecan içindeydi. Düşman birliklerinin vadiden geçeceklerini öğrenmiş, kendi kuvvetlerinin hemen tamamını vadinin iki yanına yerleştirmişti. İşte, şimdi vakit gece yarısını geçtiği halde, ne tepelere yerleştirdiği zeybeklerinden dönen olmuş, ne de onlardan bir haber getiren… Demirci […]
Nasıl isen öyle gel! [26 Temmuz 1999 Pazartesi]
Nasıl isen öyle gel! Nasıl isen öyle gel; süslerinle oyalanma. Eğer örülü saçların çözüldüyse, eğer saçlarını ayıran çizgi düz değilse ve eğer yeleğinin ipek püsküllü kordelaları henüz bağlı değilse, aldırma. Nasıl isen öyle gel, süslerinle oyalanma. Çimenlerin üstünden, çabuk adımlarla gel. Eğer çiğden ayaklarının kınası giderse, ayak bileklerindeki çıngırak sesleri azalırsa ve eğer gerdanlığından inciler […]
Çocuk kalbi [24 Temmuz 1999 Cumartesi]
Çocuk kalbi Bu büyük şehre geleli, iki yıla yakın bir zaman geçmişti. Aldığım dördüncü sınıfları, bu öğretim yılının sonunda mezun ediyordum. Okul, evime bir hayli uzaktı. Her sabah binbir güçlükle minibüse binip, okula yetişmek beni bir hayli yoruyordu. Ayrıca kendi çocuklarımla da yeterince ilgilenemiyordum. Hazır beşinci sınıfları mezun edecekken, yeni bir sınıf almadan tayin istedim. […]
Akşam oldu… [04 Nisan 2010 Pazar]
Akşam oldu… Fincanların dibine çöken telveye benzer bi’şeyler var içimde; öksürsem, acı bir kahve tadı. {*}{*}{*} Akşam oldu… Zannediyorsun ki; bir sıradan gün daha bitti! Hâlbuki öyle değiiil, ben bir gün daha öldüm; sen bir gün daha eksildin benden!.. Yani biz, uzakta kaldık bi’gün daha, birbirimizden. {*}{*}{*} Akşam oldu… Olacak akşamlardan biri daha soldu […]
Korsanlar [23 Temmuz 1999 Cuma]
Korsanlar Televizyonda birkaç defadır rastlıyorum… İbrahim Tatlıses veryansın ediyor korsan kasetçilere;“Bunca sanatçının kaprisini ben çekeyim, teri ben dökeyim, vergiyi ben ödeyeyim, malı mülkü ben satayım… Sen kaseti al, çoğalt ve üçyüzbine sat. Bu, sahtekarlık… Devletin parasını çalmak… Seni soyuyorlar, ne zaman sıkı takip edilecek bunlar?.. Dünyanın hiçbir ülkesinde bulamazsın bir tek korsan kaset…” diye bağırıyor. […]
Ben bu yazarı okumam abi! [22 Temmuz 1999 Perşembe]
Ben bu yazarı okumam abi! Beni bugüne kadar en iyi anlatabilmiş olan resim, kitabın arka kapağındaki fotoğrafım… Emin olun bundan, samimiyim. {*} Keşke “tıpkısının aynısı”, fotoğrafı gibi dolaşabilen insanlardan olsaydım… Ama değilim işte, olmuyor. Şu son resmi çektiklerinde üzerimde bulunan kıyafeti henüz (yıkansın diye) çıkarmadan birileri diyordu ki; “Bu resimdeki sen değilsin, ne zaman çektirdin […]
Bilinmeyen Osmanlı [21 Temmuz 1999 Çarşamba]
Bilinmeyen Osmanlı Sayın Muammer Erkul Bilindiği gibi, 1999 yılı, 600 küsur sene Türk Devleti olarak üç kıtada hakimiyetini sürdüren Osmanlı Devleti’nin 700. kuruluş yıldönümüdür. Bu münasebetle, şu anda 35 küsur devletin eski mirası olan Osmanlı Devleti ile alakalı lehte ve aleyhte çeşitli etkinlikler düzenlendiğini görüyoruz. Amerikan bilim kuruluşları başta olmak üzere, dünya üniversitelerinin ilgili bölümleri […]
Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı? [20 Temmuz 1999 Salı]
Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı? Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı? {*} Öksürmeli miydi vapur dumanlarından, şarkılardan çıkmış martılar?.. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?.. {*} Köşe başındaki esmer kadın şaşkın; “bir çiçek alamayacak kadar” vakitsizliklere! Kırda salınan gelincikler şaşkın… Ve hatta kiraz çiçekleri de şaşkın. Sevdalar böyle mi yaşanmalıydı?.. {*} Çiçeği koparılmayan… Yare sunulmayan kiraz ağaçlarında artık “tek sapta […]
Yer gök altın olsaydı… [19 Temmuz 1999 Pazartesi]
Yer gök altın olsaydı… Ne kadar saçma olurdu; “Neden her taraf altın dolu değil ki?.. Neden dere yahut deniz kenarlarına yanaşıp, kürek kürek altın dolduramıyorum kamyonuma?.. Neden taşocaklarında olduğu gibi; dinamiti koyduğumda, altın parçaları savrulmuyor havaya?..” diye sızlansaydı biri!.. {*} Gülerdik ona değil mi?.. “Sızım sızım sızlanma, derdik… Eğer kum gibi doldursaydın kamyonunu altınla; bir […]
Acının vakti! [17 Temmuz 1999 Cumartesi]
Acının vakti! İnsan acı çekerken zaman geçmiyor!.. {*} “Bir uyuyabilsem” diyorsun veya; “Ah bir sabah olsa…” Terliyorsun, dönüp dururken yatağının içinde. Dişlerin birbirinin içine girer gibi oluyor; avucunun içinde bütün tırnaklarının sayısız defa izi kalıyor… Sonra titreme nöbeti başlıyor yine böyle bir derin ağrının basıncından; başını yastığa gömüyor ve çaresizlik içinde inliyorsun… Bütün dünya uyuyormuş […]
Deniz mevsimi [16 Temmuz 1999 Cuma]
Deniz mevsimi Dalgalar mı kıvır kıvırdı; Yoksa saçlarında mıydı dalgalar?.. {*}{*}{*} Sen miydin; esercesine bana doğru akan ve kıpır kıpır-kıkır kıkır dizlerimi yalayan? {*}{*}{*} Sen miydin bütün kızgın göklerimin altına yayılan serinlik?.. {*}{*}{*} Ter mi bu bendeki saçımdan tırnağıma kadar; yoksa bir gurub vakti, kızıl bir rüzgara binip, kendini mi savurdun üstüme?.. Neden sen damlıyorum; […]
Şiirdeki melodi [15 Temmuz 1999 Perşembe]
Şiirdeki melodi Dostlar… Köşemiz son şeklini aldığından beri, görüyorsunuz sizden gelenlere yer vermeye çalışıyoruz. Bu, hem Stop’un rengine renk katıyor ve hem de “köşenizi” zenginleştiriyor. {*}{*}{*} Adını “Sevgi Köşesi” koymuş olduğunuz bu köşeye böylesine sahip çıkıyor oluşunuzdan dolayı sizlere bir kere daha hayranım… Yine, kendinize yakıştırmış olduğunuz; “Sevgi Ailesi” üyeliği çerçevesinde bana tanımış olduğunuzu bildiğim […]
Reçeteyi kullanmak [14 Temmuz 1999 Çarşamba]
Reçeteyi kullanmak Gene size; “tek okuyuşta anlamadığınızdan” şikâyet edeceğiniz bir yazı yazacağım… İnadına!.. {*} Epey önce; “doktorumun hastasıyım” dediğimi okumuştunuz… Onu seviyordum ve hâlâ da seviyorum. Kozyatağı’nda özel bir polikliniği vardı. Oraya gelen hastalarla diyaloğu harikaydı. Biz onunla nöbetçi kaldığı gece yarılarında harala gürele resim yaparken dost olduk. Muayene odalarından birine kutularca plastik boya ve […]
Son kurbağa [13 Temmuz 1999 Salı]
Son kurbağa Dönün şimdi geriye ne olur ve soru kitapçıkları çalınıp sınavlar ertelendikten sonra yazdıklarımı okuyun… Ve önünde mikrofon bulan koco koca teyzelerle koca koca amcaların kocaman yerlerini koskoca koltuklara yerleştire yerleştire yumurtladıkları “cevher”leri aklınıza getirin bir de; “Eyvah mahvoldu çocuklar!.. Bir nesil ziyan oldu!.. Şimdi hepsi kaybedecek!.. Hiçbirinin şansı kalmadı!.. Bu, çocukların katillerini yağlı […]
Uzaktan hoş gelir! [12 Temmuz 1999 Pazartesi]
Uzaktan hoş gelir! İstatistikler gösteriyor ki; çizgi romanları en fazla “gönlü küçükler” takip ediyor… Bizim Çekirge Çetin de bunlardan biri. {*} Çetin altı ay kadar Türkiye Çocuk Dergisi’nde yayınlanarak açmıştı “dünyaya” gözlerini… Ardından üç sene günlük olarak Türkiye Gazetesi’nde çıktı. Sonra başka bir gazetedeki “haftalık köşesinde” boy gösterdikten sonra burada başladık gördüğünüz gibi. Stop Köşesi […]
Bir destandır Kırkpınar [10 Temmuz 1999 Cumartesi]
Bir destandır Kırkpınar Farkına vardım ki; bazısı için “Kırkpınar” hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta Kırkpınar’ın ne olduğunu bile bilmeyenler yaşıyor aramızda… Bunun mümkün olabileceğine inanın ihtimal bile vermezdim. {*} Ben, gazetelerde neşrolunan “pehlivan tefrikaları”nın sonlarına yetiştim. Her gün soluk soluğa “güleş atan” yiğitleri soluk soluğa okudum. Birinin kıspet elde çayır çayır dolaşabilmesi için, diğerinin baba […]
