Stop Köşesi
Ben ne kadar meşhurdum!.. [30 Kasım 2002 Cumartesi]
Onüç veya ondört yaşlarında bir çocuktum… Birkaç şiirimi, şimdi yayınlanmayan bir gazeteye götürmüştüm… Çünkü "Millet Kürsüsü" isimli bir köşede, haftanın bazı günleri, okuyuculardan gelen kısa yazı ve şiirleri yayınlıyorlardı… İşte bu küçücük gazetenin küçücük köşesinin bir kıyısında, küçücük bir cevap yazmışlardı bana; "Şiirlerin değerlendirmeye alındı" filan diyen, bir iki satırlık bir cevap… Ama… Ama, ADIMMM […]
Mühim olan yâr olmak… [29 Kasım 2002 Cuma]
Var olmak mühim değil; Mühim olan yâr olmak!.. {*} Kaç “var” var şu yer yüzünde… Var mı bilen?.. ….. Peki ya, kaç “yâr” var? {*} Gönül; “Varlar yâr olsa”, derken… Bir de; “Yârlar var olsa”, diyor!.. {*} Söz, uzaar gider; Yel olur!.. ….. Sel basar içimin sensizliğini, ufuktaan ufka; Kesilir sesler!.. ….. Nefesler kalır sadece, […]
Jeloğlan!.. [27 Kasım 2002 Çarşamba]
Alışveriş yapmak üzere çarşıya çıktı Jeloğlan. Hava pırıl pırıl, insanlar kıpır kıpırdı… Yolun sağında, renkli şemsiyenin altındaki dondurma dolabını görünce iştahı kabardı. Bir an duraksadı, dondurmacıyla göz göze geldi… Sonra yürüdü ve köşedeki ekmek fırınına girip; sıcağın karşısında çalışmaktan terlemiş, beyaz önlüklü ve kolları unlu kürekçiye dedi ki; “Bir külah dondurma verir misiniz?..” {*} Jeloğlan, […]
Adı ne; olmadığın mevsimin? [24 Kasım 2002 Pazar]
Üşüdükçe, uzuyor gece… Sis çöküyor içime!.. Uzadıkça, üzüyor gece!.. {*} Mevsimleer, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı!.. {*} Topraktan kök… Ve çeneden diş sökülür gibi koptu elin avucumdan; bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında!.. Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi boomboş avuçlarım… Korkuyorum; İçime bakmaktan! ….. Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını?.. {*} Üşüdükçe, uzuyor […]
Monoto!.. [23 Kasım 2002 Cumartesi]
– Bu da ne?.. – Manto ile monotonluk kelimelerini hatırlatan bir uyduruk kelime!.. – Peki nerden icap etti?.. – E, onu anlatmışız ya zaten aşağıda!.. {*} Monotonluk; Bir manto gibidir, kendimizi örttüğümüz!.. {*} Yani, her şey olmasa da; çok şey bizim elimizde… ….. Anladığını biliyorum; uzaktan baktığın zaman, ben de oturuyorum burda bir saksı gibi… […]
Lastik!.. (2) [22 Kasım 2002 Cuma]
Psikolojiyle başlamıştık ya yazıya; tam da "şaşkınlıkla gözlerimizi açacağımıza, ibretle bakmayı öğrenmemiz gerektiğinde" kalmıştık… "Seçilme" hakkı elinden alınmış bir kişiye, seçme hakkı bulunanlar tarafından; meclise giren her üç kişiden ikisini seçme hakkı verilmiş oldu… Bazılarını seçmenlerinin dahi tanımadığı, ama şu an meclisteki bu isimleri böyle "vagonlar" gibi dizip, sonra da "büyük gara" kadar çeken lokomotife […]
Lastik!.. [20 Kasım 2002 Çarşamba]
Psikoloji gerçek bir silahtır!.. Onunla, dürbünlü tüfek gibi “nokta” vurmak da mümkündür… TNT kalıbı gibi bir binayı uçurmak da mümkündür… Biyolojik silahlar gibi sirayet ederek yayılan bir toplumsal yok ediş sağlamak da mümkündür… Veya Hiroşima’yı “patlatmadan imha etmek” de mümkündür!.. Psikoloji, deriin ve geniş bir konu. {*} Psikolojik taarruzların panzehiri, zırhı ise nedir biliyor musunuz?.. […]
Biber… [17 Kasım 2002 Pazar]
Savrulan bir efkâr dolandığında boynuna… Ve boğacak gibi olduğunda seni; bir avuç fesleğen kokusunu al, yüzünü "yıka…" Fesleğen; anne kokar… Anneler, toprak… Ve gözyaşıyla ıslanan topraksa; fesleğen kokar!.. {*} Fesleğenim, bir avuç kaldı tam… Küçücük saksısının içinde "tütüyor"; küçücük yüreğim gibi!.. Anneler, işte bunun için anneye kokar; her annenin göğsünde bir yürek olduğu için… Yürek; […]
Beyaz, ve adam!.. [16 Kasım 2002 Cumartesi]
Beyaz ve boş bir defter vardı öğretmenin masasında; Sahibi belli olmayan… ….. Çocuklardan biri şöyle diyordu içinden: "Alıştırma defterim bitmek üzere… Babama, yeni bir deftere ihtiyacım olduğunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum ben de!.." Başka bir çocuk şöyle diyordu: "Böyle bir defterden; sayfalarını yırtınca tam yirmidört tane, teli sökünce oniki tane büyük boy uçak çıkıyor!.." Bir diğeri […]
Bulut!.. [15 Kasım 2002 Cuma]
Ha, başımda dolaşan bir bulut… Ha sen!.. {*} Sen, beyaz bulut; Gözyaşından başka, nesin ki?.. {*} Güneş, nerene vurursa vursun, güzel; gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın… İnip sarılsan bana; sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye… Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir sen olursun sanki cihanda, bir de kalbimin sesi!.. {*} Ha başımda […]
Helezon!.. [13 Kasım 2002 Çarşamba]
Başım dönüyor, savruluyorum,, bir helezon gibi,,, saçlarında… Başım dönüyor… Kavruluyorum; her nereme dokunsan!.. {*} Senden bukle bukle sarkan helezonlar içindeyim; nefesim bile, saçların gibi kıvrılıyor dudağımda… ….. Kıvranıyorum, ahh; Yanıyorum!.. {*} Başımm dönüyor, savruluyorum… Savruluyorum helezon gibi saçlarında… ….. Her buklen, yılankavi bir kılıç gibi kesiyor bedenimi, boylu boyumca… Yoo!… Boylu boyumca kesilmekle bitmiyorum; çünkü, […]
Çiviler 2 [10 Kasım 2002 Pazar]
Bir de şu açıdan bakmak lazım sanırım: Her birimiz bir diğerimiz için köprüyüz… Ve her birimizin "takılınabilecek" çivileri var!.. Ama hemen hemen her birimiz eteğimizi-şalvarımızı savurarak geçiyoruz köprülerimizden… Bu, doğru değil!.. {*} Büyüklerden birinin hikâyesini dinlemiştim, ki çoğunuz bilirsiniz… Hani hocasının sigara içmesine ve gözünün çapaklı olmasına takılıp kalmıştı da feyz alamıyordu… Çivi yolcuyu durdurur; […]
Köprü ve çiviler!.. [09 Kasım 2002 Cumartesi]
Herkes birilerinden geçer… Ben; köprüyüm sana!.. {*} Takılıp kaldığın çivilerimden bir an evvel kurtar kendini, elbisen bir kaç yerinden yırtılsa bile… Kurtul ve yürü; yeni köprülere ve yeşil bahçelerdeki meyvelere doğru… Bir an evvel geç kurtul benden, ki başkalarına yer açılsın!.. Ben köprüyüm, dedim ya… Bir gün kurtulacaksın benden; istesen de, ve istesem de üzerimde […]
“Tıppp, tıp!..” [08 Kasım 2002 Cuma]
Ben… Çoğu zaman… Bir kedi olduğumu düşlerim; sahildeki yuvarlak havuz bulunan parkta… Uyuyan bir devin derinlerden gelen soluğu önünde bir gidip bir gelen kuş tüyü gibidir İncirköy’ün dalgaları; derinlerin, serin serin kokan nefesiyle yuvarlanıp dururlar, ağlardan kopmuş mantarları kucaklayarak… Yosun koyusu iskelenin zeminine, henüz sarı bir tahta çakılmıştır; çocuklar düşmesin, ya da acemiler topuğunu kaçırmasınlar […]
Söylenemeyen… [06 Kasım 2002 Çarşamba]
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?.. {*} Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen!.. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?.. {*} Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden!.. Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana… Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her […]
Büyük olmak!.. [3 Kasım 2002 Pazar]
Büyük olmak; Hangi dağın üzerinde olduğunu bilmektir!.. {*} Dağ ne kadar yüceyse; o kadar temizdir, başına sarılan kar… Ve o kadar beyazdır, ve o kadar faydalı, ve o kadar ömürlü, ve o kadar korunmuş, o kadar bozulmamış ve o kadar….. ….. Büyük olmak; En büyüğün üstüne tutunmaktır!.. {*} Büyük olmak; Hangi dağın üzerinde durduğunu bilmektir!.. […]
Anlamanın nasılı… [02 Kasım 2002 Cumartesi]
İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Hatta bazen öyle geliyor ki bana; ne kadar önemsediğinizi hissettirerek çok şeyler yaptırabilirsiniz insanlara!.. Bunu başaranlar çok olmuş… Mikrofon ardındaki avcılar hoparlörlere dayanmış kulaklarından yakalamıyorlar mı çoğu zaman, yumuşak tüylü tavşanları!.. {*} İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Önümüze konanın da çoğu zaman farkına varamıyoruz; bu yemeğin ne kadarı bizimdir?.. Etin […]
Ninni!.. [01 Kasım 2002 Cuma]
-1 Sevgimi, yüreğine yatırmışım; Uyusun da, büyüsün diye!.. {*} Boncuk taksam omzuna; nazar değmesin diye, "boncuklum" olmaz mısın?.. Sırma koysam saçına; tel tel örülsün diye, "sırmalım" olmaz mısın?.. ….. "Sevdalım" olmaz mısın; ayağımdan fırlayıp, seni ufku bilerek gönlüne saplansa yol?.. Ve kalbinin ritmini bir ninni belleyerek, mışıııl mışıl uyusa; bir gün büyümek için… Bir gün […]
Şeref koltuğu [30 Ekim 2002 Çarşamba]
En az bilmem kaç yıllık tecrübesi olan kır bıyıklı şoförler kullanırdı bizim hattaki kırmızı Leyland’ları… Biz de (sınıflardaki karatahtanın üzerine asılmış hece fişlerinin küçüklerine benzeyen) otobüs duvarlarına vidalanmış metal plakalardaki yazıları hecelerdik. Zaman boldu nasılsa; Üsküdar ile İncirköy arası 50 dakika!.. “Serbest kart ve pasolarınızı istenmeden gösteriniz!” Yazardı arka kapıdan binince hemen sağda oturan biletçinin […]
Ali A.T.’a bak!.. [27 Ekim 2002 Pazar]
(Yazı bitti aslında… Yazı, sadece başlıktaydı, başladı ve bitti. Ama bu köşenin de yazı ile dolması lazım ki, maaşı hakedelim!.. E öyleyse sıkın dişinizi birazcık!..) ….. Son günlerde; “Herkes siyasi yazı yazıyor, sen hariç” diyenler çoğalınca şunu hatırladım: Bizim kapının önünde kavga olmuştu bir gün. Herkes neler olduğunu görmek için oraya, ben ise yukarıya koşmuştum!.. […]
