Stop Köşesi
Hadi, rahat ol [20 Ekim 2000 Cuma]
Hadi, rahat ol Benim için yazarken en büyük rahatlık nedir, bilmek ister misiniz?.. O günkü yazıyı kimlerin okuyacağını DÜŞÜNMEMEK… ….. Keşke bu sırrımı vermeseydim, diye geçirdim şu anda aklımdan… Çünkü (belki de uzun zamandan beri ilk defa) bu yazının da kimbilir kimler tarafından okunacağı geldi aklıma. {*} {*} {*} İşte böyle düşündüğünde tedirgin oluyor insan, […]
Çünkü sen umuda kokuyordun… [19 Ekim 2000 Perşembe]
Çünkü sen umuda kokuyordun… Belki de sen hiç farketmedin; Katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı… ….. Ve hiç farketmedin belki; Umuda koktuğunu!.. {*} {*} {*} Yoo, bilmen gerekmiyordu aslında… Belki güzelliği de işte buydu geçen zamanın!.. ….. Belki bilseydin veya ben söyleseydim; bozulacaktı bişeyler… Eğer bilinseydi; […]
Zannedişlerin pişmanlık rengi! [18 Ekim 2000 Çarşamba]
Zannedişlerin pişmanlık rengi! İşte tam karşınızda duran “bu” ben, daha “dün”e kadar; insanları “GÖRÜNENLERİYLE” değerlendiren biriydi… “Hiii, onun gözlerine bak, keşke ben de onun kadar YAKIŞIKLI olabilseydim!.. Hiii, ne kadar GÜZEL bir hatun, keşke ilgisini çekebilseydim!..” ….. Galiba biraz büyüdüm de; güzelliğin, yakışıklılığın ve hünerin ne olduğunu idrak ettim… ….. Bu cümle “şimdilik” sizi pek […]
Leyla’nın saç teli [10 Şubat 2006 Cuma]
Mecnun için; Boynundan, Leyla’nın kapısına bağlanmaktan daha güzel ne olabilir? {*} Hele onun arabasına koşulmuş beygirlerden biri olmak… Ve hatta lüzum ettikçe sırtında kamçı hissetmek, ne heyecandır… {*} Mecnun, korkmasa; Belki de araba yürürken dururdu, kamçılanmak için… Vuruldukça oturur, vuruldukça yatardı… Hatta ölürdü, aşk içinde; Leyla’nın kamçısı altında! {*} Leyla, zalim değildi; zulmetmiyordu… Leyla, bir […]
Zor hedef [17 Ekim 2000 Salı]
Yazılacak bunca çok konu varken, gerçekten en zor hedef ne biliyor musunuz? En iyi zamanlanmış, en isabetli konuyu seçmek… Hedef bu… “Zor hedef” bu. ….. Hıı, şimdi sen döndürüp dolaştırıp, lafı televizyona ve “Zor Hedef” isimli diziye getiriyorsun… E, noolmuş yani!?.. {*} {*} {*} Memoli Memoli’nin birkaç bölümünü ucundan kenarından izlediğimde kesinlikle karar vermiştim bu […]
Sevgili için [09 Şubat 2006 Perşembe]
Hazret-i Muhammed, Müslümanların sevgilisidir; Allahü teala onu kendisi için de en sevgili olarak yaratmıştır… Dünyada yaşayan bütün Müslümanlar Sevgili Peygamberimizi çok severler; bizler, daha çok ve daha duru severiz… Her önceki kuşak daha çok severdi ve nihayet Eshab-ı Kiram ise en çok sevmişti… Ekvatordan kutuplara gider gibi, zaman da Asrısaadetten kıyamete doğru gider, sıcaklı ve […]
Deniz fenerim [16 Ekim 2000 Pazartesi]
Deniz fenerim Orda… Çok uzakta… Karanlığın ötesinde veya sislerin ardında; Bir deniz feneri vardı ve hâlâ var… {*} {*} {*} Deniz feneri yıllardan beridir “sadece kendi varlığından” haberdardı, düşünebiliyor musun?.. Deniz feneri hiçbir zaman; sislerin arasında kalmış bir gemi için ne anlama geldiğini bilmezdi… ….. Çok uzakta… Karanlığın ötesinde veya sislerin ardında bir deniz feneri […]
:-) ve :-( [05 Şubat 2006 Pazar]
Sene başıydı. Öğretmenlerinin değiştirildiğini öğrenen çocuklar üzgündü. Oğlanların kaşları çatıktı. Kızlar ise dudaklarını kıvırmış, burunlarını çeke çeke ağlaşıyorlardı… Hepsinin derdi aynıydı: Öğretmenlerini geri istiyor, gürültü yapıyorlardı… Okul müdürü; “yeni tayin edilenin disiplinli ama çok iyi bir öğretmen” olduğunu söyledi. Ama öğrenciler bu sözleri duymadılar bile. Bir taraftan kendi ana babalarına sızlanmaya devam ederken, diğer yandan […]
Sen tutmazsan [03 Şubat 2006 Cuma]
Büyük veya küçük, süslü ya da cilasız bir desti var elinde… Ve yolların üstünde sıraaa sıra çeşmeler… Her desti, bu çeşmelerden dolacak… İyi de; ..hangisinden dolacak… Ve, kim tutacak onları bir kurnanın önüne?.. ….. Çocuklardan bahsediyorum, çocuklardan! {*} Her kova, bir kuyuya salınacak… Belki çatlaktır kova, beki yamuktur, belki küçüktür, belki ipi kısadır ve belki, […]
Aşkın mekânı [02 Şubat 2006 Perşembe]
(A. D.’a…) Aşk… Akla sığmaz; Kalbe sığar! {*} Herkesin yürüdüğü kalabalık yollar değil; İnce ve gösterişsiz patikalar kavuşturur çoğu zaman cânı, cânâna… {*} Sevgili… Kalabalık meydanlarda haykırılmasını değil; Kimsesiz karanlıklarda… Ve yapayalnızlıklarda fısıldanmasını ister çoğu zaman, adının… {*} Aşkın ne demek olduğunu; Herkes bilmez… Âşıklar bilir! {*} Ve aya benzeyen sevgiliye; ..parsel parsel Ay’ı vermeye […]
Parça-buçuk yazılar [13 Ekim 2000 Cuma]
Parça-buçuk yazılar Aslında benim yazdıklarım; Senin, bu kağıdın üstünde gördüklerin… Harfler ve kelimeler olarak çözdüklerin… Heceleyerek yahut bir solukta okudukların değil. ….. Benim yazdıklarım; Benim yazdıklarımı okurken senin HİSSETTİKLERİNDİR aslında… {*} Bugünün insanları olarak ne kadar zavallı ne kadar yalnızız; ne kadar değerlerinden kopartılmış ve ne kadar zayıflatılmışız… Bir tatlı söze muhtacız hepimiz ve “ordular […]
Kimsesizliğime düştün [12 Ekim 2000 Perşembe]
Kimsesizliğime düştün Yeşildi dünyam, Maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler… {*} {*} {*} Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının… Sen; Durgunluğuma düştün… Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi. {*} {*} {*} Yeşildi dünyam, Maviydi… Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde!.. {*} {*} […]
Soğuk gibi [29 Ocak 2006 Pazar]
(Üşüyorum… Bana kendini hatırlat! Ya da ben, bir zamanlar sana yazmış olduğum mektubu okuyayım; koynumdan çıkararak…) ……. Soğuk; ..oğlak gibi diridir… El değmemiş, dil değmemiş filizlerle beslenen bir beyaz oğlak gibi, dipdiri!.. {*} Soğuk; ısrar üstüne, tutku üstüne, vazgeçmeyiştir ve soğuk; önünde durulmayıştır!.. Soğuk; teni deleer, cana değer ve candaki canana erer… {*} Ben?.. İçine […]
Hey gidi günler -2- [11 Ekim 2000 Çarşamba]
(Biraz zorlanarak şarabın mantarını içeri ittikten sonra şişeyi az evvel içinden çıktığı (gazete kağıdından yapılma) kese kağıdının üzerine koyuyorum… Ama aynı anda bunun; trendeki kusmuklarımın üzerine serdiğimle aynı gazete olduğunu görüyorum… ….. O zaman iki adam geliyor yine gözlerimin önüne. Biri; “Ayıp ayıp… Bari şu gazeteden utan!..” Derken, diğeri diyor ki: “Kandilin mübarek olsun oğlum… […]
Hey gidi günler… [10 Ekim 2000 Salı]
Geçen gün, bir e-mail aldım; “Hey gidi günler” diye bir başlıkla gelmişti bana… Bu, bende daha önceden var olan çok uzun başka bir mektubu hatırlattı… Bunun başlığı yoktu ama, galiba ona da “Hey gidi günler” başlığı çok yakışırdı… Önce geçen gün geleni aynen, ve ardından da bende bekleyen hatırayı oldukça kısaltarak yayınlıyorum… {*} {*} {*} […]
Üç ihtiyar misafir [09 Ekim 2000 Pazartesi]
Üç ihtiyar misafir Bu sabah size muhteşem bir hediyem var… Bana geçen gün Washington’dan geldi. Benden de sizlere gidecek. Sizler ise bu güzel ülkenin her ilinde, her köyündesiniz… Dünyanın her kıtasında ve pek çok şehrindesiniz… Yani bu “anonim” güzellik, bizim de “üflememizle” sevgiye muhtaç bu yeryüzünde birkaç tur daha atacak galiba fazladan… Evet, atacak… Ve […]
Yazmak ve okutmak(!) [06 Ekim 2000 Cuma]
Yazmak ve okutmak(!) (Artık biliyorsunuz, değil mi; o benim “öğretmen”im…) Elif Sabah, SADECE YAZMAYI biliyor!..Yazdıklarını getiriyor, ve: “Oku!..” Diyor. ….. Cesaretin varsa onun YAZMIŞ olduklarını okuma!.. {*} Diyorum ki; “Önce sen okusan da ben DOĞRUSUNU öğrenmiş olsam…” “Ben okumayı bilmiyorum kiii, diye uzatıyor… Sadece yazmayı biliyorum!..” Hadi bakalım! O sadece yazmayı bildiği için, yazdıklarını DİĞER […]
Rüya (!) [05 Ekim 2000 Perşembe]
Rüya (!) Düşlerimin bile uyuduğu kucağın ne kadar uzak! ….. Dizlerin ne kadar uzak; Hani başımı koyduğum, sen bir yandan saçlarımı karıştırasın diye… Bana masallar anlatırken. {*} {*} {*} Senin kucağında okşanırken; Hani sana boynunu kaşıtırken, hani sana türküler mırıldanırken, kısıp gözlerini, hafiiif hafif kuyruğunu sallayan kedini… Şimdi nasıl kıskanmayayım?.. {*} {*} {*} Ve şimdi […]
Ardımda kalan [04 Ekim 2000 Çarşamba]
Ardımda kalan Hani bütün sesler ayyuka çıkar bazen; Hani hepsi birden, Hani hepsi en yüksek perdeden, Ve hani hepsi kendini paralarcasına… ….. Kulak zarlarım paralanıyordu sanki! {*} Kulak zarlarını paralarcasına çığlıklaşan azabın bir adım sonrası, sessizlik… Bütün seslerin duyulmaz oluşu… Veya sessizliğin gürültüsü! ….. İçim parçalanıyordu sanki! Ardından, güneş de iniyordu şehrin tepesine, kor halinde […]
Küsmek öyle kolay mı? [03 Ekim 2000 Salı]
Yazışıyoruz Bilal’le; …..“Ne oldu senin net işleri?..” Diye sormuş, ben de ona; “Ben sana küsüm, demişim… Sen buralara gel de, bana görünmeden git…” ….. Bu sabah bilgisayarımı açtığımda önüme düşen cevaba bakar mısınız şimdi: ….. “Küs??? Küsmek öyle kolay değil. Bir insanın küsmek için mazeret bulması kolay değil ki… Hele bir Muammer Abi’nin hiç kolay […]
