2002
Manyak olan Balzac’tı… [03 Mayıs 2002 Cuma]
Herkesin her lafı her yerde söyleyemeyeceğini bilen biriyiz… Söylenmesi yasak olanları söylemeye çalışarak üç gün efelik taslamanın da yiğitlik olmadığına inanırız!.. Ama merak ederiz; Bu ülkede Balzac acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Anton Çehov acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Andre Gide acaba acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. Alphonse Daudet acaba kaç defa SADELEŞTİ?.. "-Takdir edersiniz ki, bunca sadeleşmenin […]
Zaman vermek, sevmektir [01 Mayıs 2002 Çarşamba]
Durumunu anlatan tanıdığına inanırsan ve sende de varsa, çoğu zaman istediği şeyi verirsin. Özellikle Cuma günleri cami önlerinde oturanlar merhametini harekete geçirmeye çalışırlar… Genelde inanılmaz bunlara, ama yine de üçer-beşer kuruş veren çıkar… Pazarda gördüğün anne, oyuncak tezgahının önünden gitmeyen çocuğuna dil, çocuk ise gözyaşı dökmektedir… Çocuk paranın ne demek olduğunu bilmez, ama sen bilirsin… […]
Zavallılık nedir? [28 Nisan 2002 Pazar]
(Herkes olmasa da, bazıları biliyor; dünyanın en kolay işinin ne olduğunu!..) ….. Zavallılık;Girmek için pasaport gerekmeyen… Ve insanlarının kendi kendilerine "vize" verdiği öyle bir "cenabet" ülkedir ki… Ve "vatandaşları" öylesine "yok" ve "kaale alınmayacak" durumda olduklarından… Hatta hiç kimseye görünemedikleri gibi, kendileri bile kendilerini "aynalarda dahi" göremediklerinden… Oturdukları yerden bir dakika kalkmayı (denemeyi bile) akıl […]
Li-Li’nin zehiri [27 Nisan 2002 Cumartesi]
("AHH, ŞU KAYNANAMI BİR ZEHİRLEYEBİLSEYDİM" diye hesap yapan da olur mu, diye düşünmeyin… Demek ki oluyormuş!.. Bugün size Çin diyârından bir anonim hikâye AKTARACAĞIM, iyi dinleyin…) ….. Çin’de, Li-Li adlı bir kız evlenir… Ama kaynanasıyla birlikte yaşamak zorunda kaldığından, her ülkede olduğu gibi, kısa süre sonra aralarında gelin-kaynana kavgası başlar. Huzur kalmayan evdeki bitmez kavgalar […]
Savunma… [26 Nisan 2002 Cuma]
Herkesin kendisini güçlü hissettiği bir KONU, bir KONUM veya bir KONUT var. Ve bunca hır gürün çoğu da işte bunun için çıkmakta!.. ….. Dümen kaptanın elinde… Günün birinde biri geliyor ve diyor ki; “Ver şunu bana da, dümen nasıl tutulurmuş gör!..” Bu bir savaş sebebi mi?.. Evet… Elbette… Hem de nasıl!.. Çünkü kaptanın kendini güçlü […]
Merhem [24 Nisan 2002 Çarşamba]
Avuçlarımdı… Ve parmaklarımdı… Ve dudaklarımdı yanan… Aaahh; feryâdedip koştum deliler gibi, ama yoktu deniz!.. Deniz yoktu, ve çalmışlardı gölleri toprağın üzerinden!.. Emmişler derin kuyuların suyunu, ve toprak doldurmuşlardı… Bütün dereleri, çayları, ırmakları… Ve kıtalar boyunca serilmiş nehirleri; dürüp kaldırmışlardı!.. ….. Ahh, yanıyordum; Bir merhem arıyordum… Avuçlarımdı… Ve parmaklarımdı… Ve dudaklarımdı yanan… Boğazıma dayanan; Sanki tatlı […]
Birkaç “tık tık” yan yan [21 Nisan 2002 Pazar]
Bir saat nedir, biliyorsunuz değil mi?.. Bir saat; altmış tne dakikadır… Peki ya bir dakika?.. Altmış tane ‘tık tık’tır!.. {*} Altmış tane tık tık bir dakika ediyor, altmış tane dakika ise bir tane saat… Ya yirmidört tane saat? Bir gün!.. Yedi günü bağlarsan bir ince kurdeleyle; adı hafta oluyor… {*} Haftanın elliikisine, bir sene diyorlar; […]
Bıyıklar ve kuyruklar [20 Nisan 2002 Cumartesi]
Bir kedi… Uykuya dalıp… Bıyıklarını kemirttiriyorsa farelere… Ne kıymeti var ki; Kendi kuyruğunu avlayabilmesinin?.. {*} Bir asker… Ona önce, patates soyması öğretilmiş olsa bile… Sıra göreve geldiğinde; Kılıcını çekmesi gerektiği zaman, çakısını çıkartarak; "Hey, bakın ben ne güzel patates soyabiliyorum!.." Dese, ve savaş meydanında bunu ispata kalksa… Ne işe yarar?.. {*} Bir baba… Henüz kendi […]
Ölüm; gülümdür! [17 Nisan 2002 Çarşamba]
Bir insanın ölümü; bir kızıl goncanın içini açmasına, âlemi öpmesine benzer yaprak yaprak ve satır satır!.. Ve bir insanın ölümü; Bir goncanın açması kadar, beklenendir!.. {*} İnsan, tohumdur; her şey gibi!… Tohum; ayağını aşağı, elini yukarı uzatıp çeker kendini… Tohum, uzatıp elini tutar hayatı ama, hayatın “bir avuç boşluk” olduğunu düşünmeden!.. Hayat yoktur ki!.. Dünya […]
Aslan, yem olmaz! [14 Nisan 2002 Pazar]
Belki de epeydir kendisinden bahsetmediğim için; sabahın 06’sına doğru, çok uzun süredir ilk defa dedemi rüyamda görerek uyandım… Hayırdır inşallah, anlatmayayım… Ama sizden birileri onun diyeceklerini özlemiş, veya dedem bizleri özlemiş olabilir, değil mi?.. {*} Bir insan çok küçükken bir türkü veya marş duyar, onu iyice ezberler de. Ama, anlamını bilmez!.. İşte ben de aynen […]
Maça giden oldu mu?.. [13 Nisan 2002 Cumartesi]
İçerde de dışarda da kocaman birer meydan ve kalabalıklaar, kalabalıklar… Zor olan ise; kapıdan geçmek!.. Sırada beklemek ve birer birer, teker teker, sakin sakin içeri girebilmek. İşte bu, skordan bile önemli. Neden?.. Çünkü herkes "kendi maçını" seyretmekte, yayınlanan müsabaka geriden gelmekte aslında!.. Herkes kendi maçını seyredecek seyretmesine de, kapıda "kıl" olunan biri var… Hani sanki […]
Yer yüzüne öpücük… [12 Nisan 2002 Cuma]
Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz, İstanbul’dan geçeriz!.. Her rüzgâr, kendi kokusuyla geçer üstünden… {*} Kendi ısısıyla geçer, kendi rengiyle, kendi tozu-dumanı ve kendi sür’atiyle geçer… Her rüzgâr, kendi gibi geçer İstanbul’un üstünden… ….. Biz dahi kendimiz gibi geçeriz; canımızdan geçmeden… Bilerek; şehrin canının biz olduğunu!.. {*} Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz geçeriz; vazgeçmeden […]
Bir ceviz gibi! [10 Nisan 2002 Çarşamba]
İçimde bir sıcacık ses… Der ki; “Bilmese bile herkes, içinden hasret süzülür!..” {*} Bakarım ki içime; haklıdır bu kordan nefes!.. Yolda kalmış palto gibi dışım rüzgârdan kurumuş, ama içim yağmur suyu!.. İçimde ter, kan revan… İçimde şimşek ve tarrakalar,,, dışımda titreyen papatyalar; gözleri ışıldayan, gün ışığı altında… Ya ben?.. Ben; Tayfunlara kabuğum!.. {*} Bir ceviz […]
Suyun üstünde kalmak [07 Nisan 2002 Pazar]
(Devam) Bazen, moralini yukarda tutmak; Kendini, kabarmış dalgaların üzerinde tutabilmek gibi zordur… Ama moralini yukarda tutmak; Kendini, kabarmış dalgaların üzerinde tutmak kadar lüzumludur… Ancak; eli nabzında, pür dikkat beklemediği zaman kalbinin atmayacağını vehmeden adam gibi kaskatı kesilmeye de gerek yok değil mi, moralini yukarıda tutmak için!.. {*} Morali yukarıda tutmak; MORALİ YUKARI ÇEKMEYE ÇALIŞMAKTAN daha […]
Suyun üstünde durmak… [06 Nisan 2002 Cumartesi]
Bir çukurda yakalanıyorsun aniden bastıran yağmura… Her yönden bulunduğun bölgeye hücum eden çamurlu sular dizlerine, beline, göğsüne kadar yükseliyor… Veya teknen deliniverince ansızın, denize gömülüyorsun. İşte karar vermenin şimdi tam zamanıdır; Ölmeyi mi seçeceksiin, Yoksa, suyun üzerinde durmayı mı?.. {*} Konuştuğumuz, aynen; "kendini, suyun üzerinde tutmaya çabalamak" gibidir… Nedir bu "kendimizi suyun üzerinde tutmaya çalışmak" […]
Bahçenden bir su geçer… [05 Nisan 2002 Cuma]
Bahçenden bir su geçer; Kendini "sahibi" sandığın!.. {*} Bahçenden bir su geçer; hani sen kendini onun sahibi sanırsın, o yukardan aşağı doğru inerken… Sonra, belki aşağıdan yukarı doğru çıkarken… Sonra da, belki aşağı doğru yağarken… Bahçenden bir su geçer; Kendini ona "sahip" sandığın!.. {*} Suyun sahibi olmaz halbuki gözün gördüğü yerlerde; senin de sahibin olmadığı […]
Papatya’m… [03 Nisan 2002 Çarşamba]
Israrla emdiği sigarasının dumanı henüz içindeyken öksürük tutan, kara kuru illetli bir adam gibi; her tarafından sesler ve dumanlar çıkartarak gelir kara trenler… Bembeyaz papatya tarlalarının arasından geçerek… Yahut ekşi suratlı kara kuru adamlar “kara trenler gibi” gelirler insanlar arasından; Sevdalarıma doğru!.. {*} Sevdalarım nedir mi benim?.. Benim sevdalarım; el değmemiş ve üzerine ayak basılmamış […]
Benim tonton teyzem… [31 Mart 2002 Pazar]
Bir de benim her yanımı dolduran kağıtçıklarımı beğenmezsiniz!.. Canı eğlenmek isteyenlere bayramda yazdığım şu notu anlatayım, ama samimi olarak söylüyorum, ayniyle vakidir… ………. Bu bayram baktım ki teyzem bi üzgün, bi dertli, sormayın. Aman, dedim n’oluyor? Anlatmaya başladı; küçücük gelirini uç uca ekleyip sonunda aldırmış kurbanını ve kestirmiş, Allahü teala her birini mübarek etsin. Ama […]
Kör müsün, değil misin?!. [30 Mart 2002 Cumartesi]
Şu dünyada eleştirilebilecek kaç kişi var sizce?.. Sorumu yanlış anlamayın; şu dünyada eleştirilmiş kaç kişi var, veya şimdiye kadar eleştirdiğiniz kaç kişi var, demiyorum… Diyorum ki: Şu dünyada eleştirilebilecek kaç kişi var?.. {*} Köyde doğmadım ama çok köy gördüm… Hatta İncirköy’de bile köy havası vardı ben çocukken. Yerleşim alanlarının belki elli yerde biribirinden koptuğu Üsküdar-Beykoz […]
Mektubu çalınmış cam şişe… [29 Mart 2002 Cuma]
(Kimseye söylemezsen sana bir şey anlatayım…) …………… Bir gün, denizin kenarına oturursun… Biliyorsun; ya iri kayalar, yahut denizin dalgalarını süzdüğü kumlar olur sahilde. Bir gün denizin kenarına oturursun… Ya iri bir kaya vardır altında, veya hışırdayan kumlar… Dalgalar; eteğinin kıvrımlarına pençe atmaya çalışan tekir bir kedi yavrusu gibidir; sıçrar, yakalayamaz… Saldırır, denk getiremez… Sen ayağını […]
