Her yanın hata!.. [03 Temmuz 2002 Çarşamba]

Eski bir Hint masalındaki, öyle bir ressam ki; "renklerin ustası" diye anılıyormuş ve kral bile kendisine onur madalyası vermiş… Çok çalışan, özel bir yorum ve renk anlayışına sahip olan bu büyük usta günün birinde bir okul açıp sanatının inceliklerini öğretmeye başlamış.  {*} Sen Olg Nes, Allah vergisi bir kaabiliyete sahipmiş ve çoğu arkadaşından hızlı başarı […]

3 mins read

Muhtar çakmağı [29 Haziran 2002 Cumartesi]

Bir muhtar çakmağının pamuğu neyse içinde; Sen de içimde osun!.. {*} Belki ben bir muhtar çakmağı kadar eski değilim; Ama sen benim içimde bir muhtar çakmağı pamuğu kadar eskisin… {*} Belki benim de modam yok bir muhtar çakmağı gibi… Ama bir muhtar çakmağı için bir muhtar çakmağı pamuğu ne demekse, sen de o demeksin benim […]

1 min read

Bu şiirler kimindir?.. [19 Haziran 2002 Çarşamba]

Bir avuçsun, ve kıpır kıpır minicik yaprakların… Bir avuçsun… Hani okşadığımda seni, bir avuç koku bırakan, iki elimde… Hani sonra, onunla yüzümü yıkadığım!.. {*} Bir avuçsun, ve kıpır kıpır minicik yaprakların… Gıdıklıyor gibisin dağ çileğinden kızarmış dudaklarımı; serinliğini emerken içinden!.. Ve esintide savrulan; açık yeşil, ipek bir şal gibisin içimde… Özleyensin belki, ama; sen özlenen […]

1 min read

Mıknatıs [12 Haziran 2002 Çarşamba]

Pembe Panter, Alf filan vardı bilirsiniz; arabaların veya dükkanların camlarına yapıştırılırlardı… İşte biz de bir zamanlar aynen öyle Pembe Panter veya Alf’ler gibi; (önümüzde olmayan camlara) yapışıp kalırdık sanki, evleneceğimiz kızı gördüğümüzde… Bazen ağzımız açık kalırdık boşluğa yapışmış olarak; bazen kafamız yamuk kalırdık boşluğa yapışmış olarak; bazen kolumuz bacağımız kıvrık kalırdık öylece, boşluğa yapışmış olarak!.. […]

3 mins read

Gönlümün yüküsün!.. [08 Haziran 2002 Cumartesi]

Sen "gönlümün" yüküsün, omzumun değil!.. Sen canıma yarasın tenime değil!.. ….. Yürekte taşınan sırta ağır gelir mi?..  {*} Sen; çeşmibülbül duruşlum, ışık yüzlüm… Sen; nefesimin rüzgarı… Sen; akarsuyum, durugölüm!.. Sen; Ceylan kaçışlım…  {*} Harman sıcaklarımda, terlemiş bir cam bardak gibi gülsene bana… Saklandığın fidanların ardından çıkıp, yine gelsene bana… Ve yapışıp en susuz yerime, susuzluğunu […]

2 mins read

Mırcan öldü!.. [07 Haziran 2002 Cuma]

Bu sabah öğrendim; Mırcan ölmüş… İştahını kabartan bir kuşu yakalamak için yola fırlamış!.. ….. Hatırlarsınız, bahsetmiştim size. Birer avuç üç kardeştiler, doğdukları fabrika bahçesinde… Adı kondu, eve geldi, yıkanıp temizlendi Mırcan… Önce kendisine çok saçma gelse de tabaktan yemeğe, çişini-kakasını hep aynı kabın içindeki kuma yapmaya alıştı… Oynamaktan bıkınca gelip önce kucağıma sonra da omuzuma […]

4 mins read

Su, kokarsa içilmez! [05 Haziran 2002 Çarşamba]

Çiçekler, “hortumları” neden sever bilir misin, diye sordu dedem… Ama cevabını da hemen yine kendi verdi: Barajlar “çiçekleri” sevdiği için!..  {*} Daha önce hiç düşünmemiş olmalıydım ki bunu, derinlerimde bir şeyler titredi sanki, sevinir gibi… Barajlar ve onlarda biriken sular olmasaydı, aklına mı gelirdi çiçeklerin; kendilerine su akıtan hortumları sevmek?..  {*} Sevgi; önce, muhtaç olana […]

1 min read

Dil yarası… [01 Haziran 2002 Cumartesi]

Bunun gibi hayal ürünü, akıl ve mantığın anlayamadığı hikâyelere "kurgubilim" diyorlar, demişti Lâle hoca… Ortaokula devam ediyordum ve ilk defa duyuyordum bu kelimeyi. Sonraları kurgubilim’i de "bilim kurgu"ya çevirdi; "Türkçe" denen dili umumhâne malına döndüren Agop’un aslanları!.. Kitaplarımızda hâlâ inceltme işaretleri olduğundan "hala" ve "hâlâ" kelimeleri aynı yazılmıyor; "babamızın kızkardeşi" anlamında hala yazdığımızda, başka biri […]

3 mins read

Baldaki sinek(!) [31 Mayıs 2002 Cuma]

(Beni az daha tanıyamayacaktı. Halbuki birkaç sene evvel bir sözüyle hayatımın seyrini neredeyse tamamen değiştirmişti.) ….. Bala düşmüş bir böcek gördünüz mü? Her taraf yiyecek ama, yaşayabilirsen!.. Bir sinek gibi kanatların yapışık öleceksen, farkeder mi; karnının da, gözünün de balla dolmuş olması?..  {*} Haftanın 6 günü birbirimizin peşinden koşup, alacakları vereceklere denk getirmeye çabalıyorduk, adı […]

3 mins read

Bize bir şeyler mi oluyor?.. [29 Mayıs 2002 Çarşamba]

Çocukluğunuz elinizde koca bir limon olsa… Ve siz de bu limondan bir bardak limonata yapmaya kalksanız, bu limonatanın tadı; hediyelerdir!.. En sevdiği bebeğin geldiği günü hatırlamayan kaç kişi var, veya ilk pilli arabayı kimin getirdiğini?.. Dedeniz bayramlarda ne verirdi; veya sene sonunda, kimden hangi hatıra kalmıştı?.. Sonra hani azıcık büyüdüğünüzde “gizlice” aldıklarınız; o içinizi hâlâ […]

4 mins read

Yemek yapmak cesaret ister [25 Mayıs 2002 Cumartesi]

(Bir ay önce yayınladığımız "Zavallılık Nedir" isimli yazımızın devamı) Hiçbir göz, kendi kendini göremez… Ve dahi bir gözün, kendini aynada görmesi için de ışığa, yani "aydınlatılmaya" ihtiyacı vardır… "Görünmeyi" beceremeyenlerin unuttuğu şudur ki; İyiniyet ve insanî davranışlar "içten dışa yansıyan" öyle bir ışıktır ki; bunlar o bedenin, her göz tarafından seçilmesini sağlar… En azından denemeye […]

2 mins read

Yol mu, sana çıkmayan!.. [24 Mayıs 2002 Cuma]

Bazı duyguları ifade edebilmek; Seni sevmek gibi güzel!.. Yani ben, kanatları zamklanmış bir kelebek gibiyim; parmaklarım bulamadığında seni, kağıdın-klavyenin üstünde… Ve zihnim soyulmadığında sana!.. Zihnim, soyunmuş bir elma gibi; Dişlediğin!..  {*} Esiri, "eseri"dir efendinin! ….. Efendim, merhamet edin!.. Niyetim, denizlerinizi çalmak değil; yakamozları seyretmek,,, ve kapattığınızda gözkapaklarınızı, kirpiklerinizi düzeltmekti… Niyetim; nefesinizin serinliğinde yıldızlarla dertleşmekti. ….. […]

1 min read

Taşınmak(!) [22 Mayıs 2002 Çarşamba]

(Sen olmuyorsun gelen, bulunduğu yere; taşınıyorsun!..) Yiyeceğe bayılan obur bir güvercindim; öbek öbek yem vardı zor seçilen yerlerde… Gözümü ayırmadan ondan ona koşuyor, hatta dağıtıyordum toparlanmış yemleri yutmaya çalışırken… Onları da ardımdan gelenler topluyordu!..  {*} Arabanın içinde; birisi tarafından alınıp doğranmayı, yahut burda böylece çürüyerek gitmeyi bekleyen bir sebzeydim!.. Başka bir alternatif? Neredeyse yok kadar […]

2 mins read

Zor bir iş(!) [18 Mayıs 2002 Cumartesi]

En zor iş nedir biliyor musunuz?.. Yanılıyor olabileceğimiz ihtimalini MÜMKÜN görmek!..  {*} Bilerek böyle yazdım, yanlışlık olmadı… Yani, anlatmak istediğim; "yanılmak" değil, bunu "kabul etmek" filan da değil… Zor olan; böyle bir "ihtimal"i… "Yanılıyor olma ihtimali"ni yani, MÜMKÜN ve OLABİLİR görmek!.. Kim için bu?.. Elbette "BEN" için… Yoksa diğer insanlar, zaten cümbür cemaat "yanılgı" içinde(!); […]

1 min read

Sinyale bir saniye!.. [17 Mayıs 2002 Cuma]

Zaman; önceki binyıl. "Yirminci asır" denen, Milattan sonraki 1900’lü yılların son yarısı. İstanbul… Galata’daki kuleye çıksanız kendinizi şehrin "tepesinde" sanacağınız; ufka baksanız geniş arazilerle yeşil koruluklar göreceğiniz dönem… Ve biz… Ya adımlarımız çok küçük veya bu odalar, bu ev, bu bahçe çok büyük… Tuvalet dışarıda, yan duvara dayalı… Şimdiki yumuşacık kağıt rulolar yok ama kuyu […]

3 mins read

Yeşermektir yaşarmak! [15 Mayıs 2002 Çarşamba]

(Donmadan kırılmaz kıvrılan sular!..) Yaz mı geldi?.. ….. Neden titriyor peki böyle içim?.. Neden gökler karanlık? Bulutlar neden koşuyor birbirinin peşisıra, gözü dönmüş manda sürüleri gibi?.. Yaz mı geldi? Nereye?..  {*} Üç değil, beş değil, kırk tane cemre düşse ard arda; ısınamıyorum!.. ….. Adeta, dilenerek… Kırk dilime bölünmüş bir baklava tepsisi gibi koysam önüme umudumu, […]

1 min read

Uzakta mı sanıyorsun?.. [11 Mayıs 2002 Cumartesi]

Halbuki geldim!.. Ordayım, iyi bak; uzanıver içine, tut elimden al beni!.. ….. Uzakta mı sanıyorsun? Değilim… Uzakta mı sanıyordun? Değildim!  {*} Orda idim!.. Yüzün avucumdaydı, ve sarı kanatların savrulup sürtünüyordu parmaklarıma… Ve dünya yeşile kesmişti yıldızların altında!.. Şehir, ve şehrin göğü, ve bir nehr’olup akan zaman üstündeki şavkı bütün ışıkların; Yeşildi, ve yemyeşildi…  {*} İçim […]

1 min read

Çınarın gölgesi [10 Mayıs 2002 Cuma]

Biz bir an önce büyüyüp kendilerine benzemiş olmak için çok yemek yemiş, yine kendilerine benzemek için şööyle koltuk kabartmış, kendilerine benzemek için güreşmiş, koşmuş, yüzmüş olduğumuz… Bıyıkları bile inceden inceye çıkmaya başlamış olan abilerse sorduğumuz zaman ne derlerdi biliyor musunuz?.. "Ahh bi Osmanlı akıncısı olsaydık… Baksanıza her gün bi prenses götürüyolar!"  {*} Bakardık ellerindeki mecmualara […]

4 mins read

Konuşmak sanattır [08 Mayıs 2002 Çarşamba]

Bir insanın bildiği kelime ne kadar azsa kendisini ifade etmesi de, o kadar zor olur. Ne kadar kelime biliyorsa, o kadar rahat konuşur ve konuşulanları da, yazılanları da, ortaya konulanları da o nispette rahat anlar. Bunu çok iyi bilen batı dünyası ilk eğitim seferberliğinden geçirmiş olduğu çocuklarına çok zengin bir dil eğitimi veriyor. Meselâ ABD’de […]

3 mins read

Kelimeler ve boyalar [04 Mayıs 2002 Cumartesi]

Göztepe’ye kadar, yaklaşık 150 kilometrelik yolu, (hem de arabasız) tepmeme değdi. Çıkınca da Bağdat caddesine yürüdük. Biliyor musun, ben de çok özlüyorum oraları… Sonra Kadıköy’de oturup birer bardak çay içtik, üç kişi… Otobüsümü aradığım zaman; artık ona yetişmemin imkansız olduğunu ve geceyi burda geçirmem gerektiğini anlayıp, birkaç saat daha oyalandım… Bu defa da, ablamların yeni […]

4 mins read