Lacivert (okyanusun daveti) [21 Mart 2008 Cuma]

(O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…) O gece, ıslak bir lacivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle… ….. Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi; Kilidi açılmış bir şiir defterinin! Lacivert davetiydi, kapkara gece altında; …şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!.. Lacivert bir davetliydi, gözlerinin; …siyaha kesmek için!.. {*}{*}{*} Veya, […]

2 mins read

Jeton düştü! [20 Mart 2008 Perşembe]

Kendi tarihimizi ben de merak ettim küçük yaşlarımdan beri, okudum: “Malazgirt zaferi… Bize katılan beylikler… Bursa’dan sonraki başkentimiz Edirne’den çıkıp İstanbul’a yürüyüşümüz… Afrika’nın doğusundaki Atlas Okyanusu’yla Karadeniz, Hazar, Hint Okyanusu arasına sahip oluşumuz ve bir o kadar daha alanı kontrol edişimiz… Avrupa içlerine dalıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri oluşumuz… Vahdettin’in ülkemizi İngilizlere satıp, İngiliz […]

2 mins read

Kamyon! [22 Eylül 2002 Pazar]

Görmek için, "bakmak" gerekiyor elbette… Önce kendimize; sonra da etrafımıza!.. Körler var ya, körler en kötüsü… Bunlar; göz sinirleri, karşılarındaki görüntüyü beyinlerindeki görme merkezine aktaramayan âmâlardan çok farklıdır! Çünkü körler kireç kuyusuna düşmüş çingene tuğlasına benzer, ki en küçük bir ot bile bitemez üzerlerinde!.. Etraflarında olanlara baksalar bile; sinir uçları, duyargaları, filizleri, kökleri yanmış, kurumuş […]

3 mins read

Sevgili balık [21 Eylül 2002 Cumartesi]

(-Çok hoşuma gitti bu yazdıkların.. Ama ben o kitapları kimin derlediğini ve tercüme ettiğini bilmiyordum. Bilmeden ilgimi çekti ve okudum. Çok açtım o zamanlar. Yine acıksam keşke!..)   Bir balık… Dinmeyen açlığıyla gelir, denize salınmış oltayı yutarmış. Ve tutulduğunu anlarmış… Bu işin uzmanı olan balıkçı da, bu balığın yakalandığını bilirmiş; Kalbinden!..  {*} İşte o zaman, […]

2 mins read

Şarjına bak! [20 Eylül 2002 Cuma]

(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Gördüm; duvarda asılı bir fener, çantanın içinde bir telefon ve kapının ardında bir araba vardı… Hangisi çalışır bilmem… Hiç birinin, bilmiyorum; işe yarayıp yaramadıklarını!..  {*} Sağında bir insan var, solunda bir insan… Ardında […]

1 min read

Yön göster! [18 Eylül 2002 Çarşamba]

(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da biribirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]

2 mins read

Bir küçük çakıl taşı [15 Eylül 2002 Pazar]

Her yaratılmışın kabiliyeti ayrıdır, öyle değil mi?.. Mesela, bir kedi eğer derse: "Karanlığın içinde tuhaf şeyler oluyor!.." Veya bir çoban köpeği; "şu istikametten filan kimse geliyor. Kokusunu duyuyorum, yarım saat sonra burada olur" diye mırıldansa… Yahut bir kör yarasa, elinden tutmuş ve seni büyük bir hızla havada uçururken, aniden dönüp; "Ohhh, diye solusa… Dönmesek çarpacaktık!.." […]

2 mins read

Yüzebilmek!.. [14 Eylül 2002 Cumartesi]

Harmantepe’nin tepesinde; bahçesinden de, penceresinden de deniz görünen bir evde oturuyorduk… Zaman zaman "yüzmeye gideceğimiz" konuşulunca beni bir telaş alıyor… Böyle zamanlarda; bazen yerdeki mavi muşambanın deniz olduğunu hayal edip üzerine yatıyor, bazen de sandalyenin minder kısmına göbeğimi koyup hababam debabam kulaç atıyordum!.. "Heey, bakın bakın; ne kadar güzel yüzüyorum!.." E, iyi, güzel, hoş bir […]

3 mins read

Yanmak [13 Eylül 2002 Cuma]

Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… "Senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım!  {*} Yanmayan, nasıl yakar?..  {*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!..  {*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben "senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]

1 min read

Cebi olmayan fistan… [11 Eylül 2002 Çarşamba]

Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; Bu hasret nereme sığacak?..  {*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!..  {*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür, ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]

1 min read

Yuvarla kendini sevgiye doğru [07 Eylül 2002 Cumartesi]

Bir sünger olsa… Ve dünde kalan bütün öfkeleri silse bu sünger… Hatırlamasak artık, kime kızmıştık beş gün önce. Hatırlamasak altı ay evvel kime küsmüş, kiminle kavga etmiştik… Altı yıl evvel kimden kazık yemiştik. Ve silinse tamamen, çocukluğumuzdan beri yaşayıp hazmedemediğimiz başarısızlıklar…  {*} Yenilgileri hazmedemeyiz… Başarısızlıklarımız, mahcubiyetlerimiz bizim en özel yerimizde saklıdır… Üstelik bu mahcubiyetler ve […]

2 mins read

Saygıda kusur edilmez [06 Eylül 2002 Cuma]

Hayırlı Cumalar, dedi az evvel biri telefonu kapatırken… Günlerden Cuma olduğunu, önümdeki yazıyı gelecek Cuma günü için yazdığımı… Ardından da, belki bunlarla bağlantılı olarak başka bir hadiseyi hatırladım… Komik mi bilmiyorum. Ama bence ilginç!..  {*} Günün biriydi… Şu an söylemek istemediğim bir yerdeydim. Adamlardan biri masanın arkasında, diğeri önünde oturuyordu… İş konuşuyorlar, bir alışveriş için […]

3 mins read

Şehri kuşlar ısıtır [04 Eylül 2002 Çarşamba]

Sorular, cevapları sevmez… Çünkü cevaplar “eceli”dir soruların! Sorular cevapları sevmez… Çünkü karın güneşi sevmediği gibi; cevaplar ısıttığında, sorular erir!.. …………… Soğuklar çıkacağı, ve fırtınalar geleceği için mi göç eder kuşlar; Yoksa kuşlar gittiği için mi soğur hava,,, ve öfkeden kudurmuş bir manda boğasının soluması gibi “mışş”lar rüzgar?.. Kuşlar gider, ve,, ardından,,, yuvaları dağılır!..  {*} Hayyret […]

2 mins read

Hayaletler var kalsın [01 Eylül 2002 Pazar]

Gitme, dedim. Her kim isen!.. Yabancı bir şehrin seni tanamayan sokaklarında; kılavuzsuz, ve telefonsuz, ve hatta adressiz kaybolduğunu sanıp… Yönünü bulmak için güneşten de başka işaret kalmadığında saldırmışken bulutlar, ve gürüldeyerek kara bir kepenk gibi girmişlerken araya… Senin dilini ve hatta aynen senin şiveni konuşan birine rastlarsın ya aniden, bu gurbet elde… "-Heyy!.. Dur, gitme!.." […]

2 mins read

Işıkta durmak [31 Ağustos 2002 Cumartesi]

Verdiğin; aldığın ışıktır… Kârın ise; aydınlık kalmak!.. ….. Temiz bir ayna da aydınlık kalabilir ışıkta durduğu müddetçe, kara bir keçe de… Biri aydınlıkta kalır, diğeri kendine bakanları da aydın kılar! Sen, kendin karar vereceksin; "ne" olduğuna…  {*} Senden yansıyan; aldığın ışıktır!.. Güneşin kim?.. Işığı kesilmiş kütleler halinde dolaşıyor insanların çoğu; karanlıktaki uydular gibi!.. Almazsan veremezsin, […]

2 mins read

Yangına boncuk takılmaz! [30 Ağustos 2002 Cuma]

Bazen’ler ile başlar bazı cümleler; Belirsizliğin, bir sis gibi çöktüğü… Ve zamanın, ritmi bozuk bir nabız gibi attığı vakitlerde… Bazen’lerle başlarsın sen de, kara kedilerin dolaştırdığı yumağını sarmaya! Bazen dolaşık gelir ip, bazen açık… Bazen de çekilip incelmiştir ortasından, umutlar!  {*} Hangi "bazen" hangi insanda olursa olsun!.. Ve hangi insan nasıl anlatırsa anlatsın yalnızlığı, o; […]

1 min read

Hak edilmemiş yalnızlıklar [28 Ağustos 2002 Çarşamba]

Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?..  {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]

2 mins read

“Neyi” yapmayayım? [25 Ağustos 2002 Pazar]

(Dünden devam) Kaç koca geminin "ufak bir delik" yüzünden battığını, ve kaç uçağınsa "küçücük bir vida" yüzünden düştüğünü biliyor musunuz?.. Peki ya her yıl, (her duyana anlamsız gelen) basit bir sebep yüzünden kaç evliliğin bittiğini; ortaklıkların bozulduğunu, dostlukların silindiğini?..  {*} Halbuki, (aldığın cevabın seni çıldırtmayacağı) sakin bir gününde; gerçekten öğrenmek, anlamak ve uygulamak için; "neyi […]

3 mins read

“Neyi” yapmayayım? [24 Ağustos 2002 Cumartesi]

Dikkatli bakın; 40 yıllık yuvalarda bile 40 tane problem göremezsiniz. ….. Ama 40 yıllık yuvaların (neredeyse) tamamında 40 yıllık bir bezginlik vardır problemlere karşı… Bıkkınlık vardır… Çoktaan bırakılmıştır yelkenlerin ipleri; dümen ne yana dönerse dönsün, diye!.. Ve zaten dönüp durmaktadır dümen; Kahvehanelere, şu hanelere, bu hanelere, başka hanelere doğru!..  {*} Dikkatli bakın, dikkatli; 40 yıllık […]

3 mins read

Yıldırım! [23 Ağustos 2002 Cuma]

Geniiiş ve yeşil tarlalar gibi yayılmıştı içim… Her tarafımda, ayrı bir damakla sevişecek mahsuller yetişiyordu.  {*} Ve bir gün kamaştı gözlerim… Kulaklarım uğuldadı; Çünkü sen, büyük bir tarrakayla göğsüme düştün!.. ….. Geniş ve yeşil tarlalar gibi yayılmış idi içim; Ufuktaan ufka!..  {*} Çatallaşmış alevden bir kılıç olup saplandığında tam ortama… Toplandım, sana doğru; bir tespihböceği […]

1 min read