Çünkü bugün çok sevinçliyim… [07 Eylül 2000 Perşembe]
Çünkü bugün çok sevinçliyim… Çünkü bugün çok sevinçliyim… Çünkü bugün, uzuun… Hatta bazılarınız doğmadan önce başlamış olan bir kopukluğun ardından… İki öğretmenimin birden seslerini duymuşum… Bilirsiniz, sizden gizleyemem… Yakında anlatırım sizlere de Lale ve Şahin Köktürk hocalarımla buluşmamın hikayesini… Ama bu sabah, bahsettiğim telefon konuşmasının hemen ardından iki “e-mail” düştü önüme… Ve baktım ki; okuduklarım […]
Gördüm seni (!) [06 Eylül 2000 Çarşamba]
Gördüm seni (!) Medyatik olmak; hayatın sırrı mı?.. Başarının anahtarı mı?.. Hatta mutluluğun menbaı mı?.. ….. Çoook tartışılır, değil mi? {*} {*} {*} Lakin… Bunun… Şeksiz ve şüphesiz… Ayynen böyle olduğunun “ısrarla ve inatla” pompalanmaya başlanmasının ardından… Hadi ardından değil de, “bu münasebetle” diyeyim… Bir “hikaye” anlatacağım size… Kimse alınmasın, olur mu?.. {*} {*} {*} […]
“Aşk” mı buyurdunuz?.. [05 Eylül 2000 Salı]
“Aşk” mı buyurdunuz?.. “Aşk” mı buyurdunuz?.. Aşk ise buyurduğunuz, hangisinden buyurdunuz; Dile kolay olanından mıı, bele kolay olanından mıı… Yoksa “el”e kolay olanından mı? ….. Der ya meşhur laf; “Eldeki yara; duvardaki delik!..” ….. Aşk… Nasıl anlaşılır… Nasıl anlatılır?.. Ve aşık nasıl anlatır kendini?.. ….. “Aşık kendini nasıl anlatır” mı? Tamam da, aşık niye anlatsın […]
Alnındaki levhada; “Hayallerim” yazan iskele… [04 Eylül 2000 Pazartesi]
Alnındaki levhada; “Hayallerim” yazan iskele… (BÖLÜM İKİ) ….. Ben, “Köprü vapuru”nun kaptanını seviyordum… Çünkü o, sabahın erken saatinde, mahallemizin iskelesine yaklaşırken uzuun bir düdük çalıyor… Bununla, henüz uyanmamış olanları uyandırıyor, insanları vakitten haberdar ediyor, vapura yetişecek olanları hızlanmaları konusunda uyarıyor ve herkese bugünün hareketliliğinin de başladığını söylüyordu. ….. Bütün bunlarla birlikte, bu düdüğün bende derinlemesine […]
Asskeeeeer!.. Şafak kaç? [01 Eylül 2000 Cuma]
Asskeeeeer!.. Şafak kaç? Bir şafak daha sökecek az sonra. Ve ben; “Hoşgeldin!” diyeceğim güne, senin adına. Sevgiyle… {*} {*} {*} Bir şafak daha sökecek az sonra… Bir şafak daha sökecek… Bir şafak daha… Bir şafak, bir şafak daha… Ben, bütün şafakları bekler gibi; yahut siyah bir yün çilesini sarar gibi tutacağım ucundan karanlıkların, büyütmeye çalışacağım […]
Sanat ve sanat ve sanat (!..) [31 Ağustos 2000 Perşembe]
Sanat ve sanat ve sanat (!..) Biraz düşünmek gerek ….. Banu hanım, kendisi için yapılan üçüncü şarkıyı ezberleyebilmiş, şimdi söylemeye hazırlanıyormuş… Bir şarkıyı bir defada söylemeye elbette nefesi yetmez, ama; montajlarla yamayacaklar gene nefes alışlarını ardarda… Ve klip mlip diye havuzbaşı görüntülerini dayayacaklar gene milletin önüne, besbelli… Şarkının adı mı?.. Duymayan benden duymuş olmasın. ….. […]
Hayal, “gerçek”tir… [30 Ağustos 2000 Çarşamba]
Küçük sahanın içinde altı yedi kişiler. İyice göremiyorum ama, tamamına yakını kız ve yaşları da 12 ile 15 arasında olmalı. Sarı penye giyenin “rakibi” değişti şimdi. Tenis kortunda, tenis raketi ve tenis topuyla sanki “voleybol” oynuyorlar!.. Her defasında, sarkmış filenin üzerinden bacaklarını aşırtmaya çalışan bir tanesi de onların top toplayıcısı… Beş altı kişilik seyirci grubundan […]
Kırmızılı, lacivertli, sarılı, yeşilli; kalpli, … ve pofuduk ayılı pantolon [29 Ağustos 2000 Salı]
Kırmızılı, lacivertli, sarılı, yeşilli; kalpli, harfli, çiçekli ve pofuduk ayılı pantolon -Ppsst!.. – Ne? – Şu nasıl sence? – Vvaaah hharika bu… – Sss… Sussana! – Ben de istiyorum… – Yavaş konuşsana biraz sen… – Bana da almazsan bağırırım! – Alayım mı, ne dersin, yakışır mı?.. – Al, al ama bana da al, noolur… – […]
Beni seviyon mu?.. [28 Ağustos 2000 Pazartesi]
Beni seviyon mu?.. -Hiiiii!.. Gerçek mi bu? Be, beni, beni seviyor musun?.. Şeyy, yani beni seviyorsun değil mi?.. Beni mi seviyorsun, inanamıyorum; beni seviyor musun?.. – … {*} {*} {*} – Huuu!.. Ne deyyoon? Beni mi seviyon?.. Essah mıı?.. – Heee… {*} {*} {*} Aşağıdaki satırların yakında, internet vasıtasıyla girmediği ev ve işyeri kalmayacak. Biz […]
İstanbul avuçlarımdan akmadan [25 Ağustos 2000 Cuma]
İstanbul avuçlarımdan akmadan Hani İstanbul’u ben gezdirecektim sana?.. ….. “Orası Sultanahmet, şurası Yerebatan… Gel bak, burası da Caferağa Medresesi, diyecektim. Hemen aşağısıysa Gülhâne…” {*} {*} {*} Hani İstanbul’u ben gezdirecektim… Hani, beyaz tenli martılar ve mavi gözlü kızlar kadar güzel Kızkulesi’ni gösterecektim sana?.. Ve sonra… Ve sonra Boğaz’a götürecektim seni, doğduğum yeri gösterecektim… Beyaz bir […]
Bir mektup, bir hatıra, bir şiir [24 Ağustos 2000 Perşembe]
Bir mektup, bir hatıra, bir şiir “Şiir İşçisi”, çok hoşuma giden bir ifade… İçinde, şiirle ilgili bilinmesi, bulunması, ulaşılması, aşılması, yakalanması, araştırılması; duyulması, dinlenmesi, hissedilmesi gereken ne varsa hatırlatıyor sanki… ….. Evet, ortaya çıkan eserin bir “şiir” kısmı var, bir de “işçilik” kısmı… Yani şiir, hem Allah vergisi kabiliyet arıyor, hem de yorulmalarla tanışmamış çabaları… […]
Pahalı mı ucuz mu?.. [23 Ağustos 2000 Çarşamba]
Pahalı mı ucuz mu?.. Geçen gün, fındığa verilecek olan ücret açıklandı, bir milyon yüzbin lira olarak… Ardından tartışmalar başladı… Pahalı mıydı, ucuz muydu bu fiyat?.. ….. Ben, bu tartışmalara katılmayacağım. Ama, geçen seneki fındık için birkaç satır sözüm olacak… Hatırlayacak belki bazılarınız, ama o acı dolu günlerde ve özellikle bahsedilen bölgelerde, bu yazımızı görememiş olan […]
Yorumsuz bir karikatür(!) [22 Ağustos 2000 Salı]
Yorumsuz bir karikatür(!) GÖLcük!.. ADApazarı!.. DÜZce!.. GÖLyaka!.. yalOVA!.. ….. Başka söz yazılmasa bile olur bu satırların altına, değil mi?.. Bu isimler… Bu yerleşim merkezlerinin, bu şehirlerinin isimleri bile ard arda geldiğinde, “yorumsuz bir karikatüre, bir kara mizaha” dönüşüyor… Öyle, değil mi?.. {*} {*} {*} Bu birkaç satırın verdiği “mesaj”ı alacaksın… ve “BÜTÜN İNSANLARIN” kafasına […]
Büyük kırılma(!) [21 Ağustos 2000 Pazartesi]
Büyük kırılma(!) Derin bir hayalkırıklığı duydum; Gölcük’te başlayıp Kaynaşlı’da biten “Büyük kırılma”da hayatını kaybedenler adına… Yakınlarını kaybedenler adına… Ve “ortasından kırılan bu ülkede” umudunu kaybedenler adına… Deriiin bir hayalkırıklığı duydum… {*} {*} {*} Düşündüm; Diyanet, acaba nasıl akıl edememişti böyle bir “vazife”yi?.. Yılmaz Başkan, depremin yıldönümü haftasında, başına basın ordusunu toplayıp (elbette çok düşünüp çok […]
Sınav üstüne sınav [18 Ağustos 2000 Cuma]
Sınav üstüne sınav Geçen yıl bugünlerde de aynı konuyu yazmıştım… Ama herhalde kelimenin tam manasıyla başımıza gelen bu: Sınav üstüne sınav… Büyük olmanın bedeli kolay ödenmiyor. Kolayca “devlet” olunamadığı gibi, “büyük devlet” de kolayca olunmuyor! Sınav üstüne sınav… Başımıza gelen işte bu. {*} {*} {*} Şükürler olsun ki ne büyük imtihanlardan geçtik yüzümüzün akıyla. Ve […]
03.02 idi kırıldığında saatler [17 Ağustos 2000 Perşembe]
03.02 idi kırıldığında saatler Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? {*} {*} {*} İncecik bir vazo düştü yere… Bir gül kırıldı orta yerinden! İki minik çerçeve sarsıldı duvarda ve son kez dokundular biribirlerine… 03.02 idi kırıldığında saat! {*} {*} {*} Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? ….. Bebek kokan bir biberon düştü yere… Sonra bir anne, […]
Yüreklerde sevdaya bile yer kalmamıştı [16 Ağustos 2000 Çarşamba]
Geçen sene, dün…Pırıl pırıl doğmuştu güneş… Hava güzeldi. İnsanlar vardı evlerde. İnsanlar vardı caddelerde. Ve yüreklerde sevdalar vardı. ….. Gün uzadı, gün dayandı, gün direndi; olmadı… Güneş sonunda denizle, sonunda tepelerle, sonunda çayırlarla buluştu… Gün sona erdi. Güneş battı. ….. İnsanlar vardı evlerde. İnsanlar vardı caddelerde. Ve yüreklerde sevdalar vardı. {*} {*} {*} Geçen sene, […]
Üşüdüğüm zaman [15 Ağustos 2000 Salı]
Üşüdüğüm zaman Üşüdüğüm zaman… Üşüdüğüm zaman kimin hayaline sokuluyorum zannediyorsun? Kimin… kimin parmaklarını hissediyorum arasında saçlarımın?.. {*} {*} {*} Üşüdüğüm zaman… Üşüdüğüm zaman, katı bir mum gibiyken yani; tam ortamdan geçen ipin ucunda kim yanıyor titreyerek? Kim eriyor içimde, kimm taşıyor benden ve kiimm sıcak gözyaşı damlaları halinde süzülüyor bedenimden?.. {*} {*} {*} Üşüdüğüm zaman… […]
Neye güldüysen ben de gülücem! [14 Ağustos 2000 Pazartesi]
Neye güldüysen ben de gülücem! – Niye güldünnniye güldün?.. – Buna… Okuduğum yer komikti… – Ne yazıyor ki? Bana da oku, ben de gülücem… – “Cep telefonum kesilmiş” diyor kadın. Kocası cevap veriyor; “İyi. Evden ararım.” – ….. – ….. – Ama baba, sen buna mı güldün yani?.. – Evet. – Peki şimdi de buna […]
Breh, brrreh!.. Kiriş çekecek kuvvet var mı? [11 Ağustos 2000 Cuma]
Breh, brrreh!.. Kiriş çekecek kuvvet var mı? Kanuni Sultan Süleyman devri. Namlı kemankeş Ahmed Ağa 80 yaşlarında… Bir gün çarşıda, ok satın aldığı okçuların çıraklarından biri diyor ki; “Baba, sende kiriş gerecek kuvvet var mı ki?..” Atının üzerindeki ihtiyar, çarşı kapısının zincirlerine yapışıp, bacaklarını hayvanın karnına sarıp kollarını şöyle bir kasınca; altındaki atın ayakları yerden […]
