Stop Köşesi
Başaran; şüphe etmeyendir! [20 Temmuz 2002 Cumartesi]
Zaman zaman “başarı”dan söz ediyoruz ya… Ama zaten bir şeyleri başarmak istiyorsak; bundan, birbirimize ve çok sık da “kendimize” söylememiz gerekiyor… Değil mi? {*} Ben sana; “ELBETTE BAŞARABİLECEĞİNİ” söylüyorum… Sen, karşımda heyecandan zıplayarak; “BAŞARACAĞINI” haykırıyorsun yumruğun havada… Gören; NİHAYET TETİĞİN DÜŞTÜĞÜNÜ sanıyor!.. Ama sen birazdan kendinle başbaşa kaldığında diyorsun ki; “Acaba?..” {*} Terazi, iki kefelidir, […]
Kira (!) [16 Temmuz 2006 Pazar]
Halep… Şehrin can damarı olan ve içinde bütün meslek kollarını barındıran… Kahveden bisiklete, meyveden elbiseye kadar her ihtiyacın karşılanabileceği… İnsanın bir girişte tamamını gezemeyeceği, hatta İstanbul’daki Kapalı Çarşı’dan da büyük Sultan Abdülhamid Çarşısı… Adından da anlaşılacağı üzere, Abdülhamid Han yaptırmış… {*} Yakın arkadaşlarımdan Burak Göz, Suriye dönüşü anlatıyor: Sadece Türkçe bilerek işini görebiliyorsun burada. İnsanlar […]
Başarmak umut taşımaktır [19 Temmuz 2002 Cuma]
Hastalar der ki hekimlere; “Bana bu hapı verdin, midemi ekşittin!..” Doktor da der ki, hastasına: “Mideni ekşitmeseydim, komaya girecektin!..” {*} Bu, şununla da bağlantılı: Başarıyla kol kola girmiş insanların hayatını “iyice” inceleyeceksin… Her birinin NELER YAPTIĞINI VE NELER YAPMADIĞINI öğrenecek… Tavırlarını kopyalayacak… Ve de kendi istikametini seçtikten sonra yürümeye karar verip; başarmış olanlardan öğrendiklerinin ışığında […]
M.N. Sepetçioğlu [14 Temmuz 2006 Cuma]
Cağaloğlu’ndaki İnan Han’dayız. Az evvel yanımızdan çıkan adamlardan birini kastederek; -Tanıyor musun onu? Diye sordu Gürbüz Azak. -Hayır, dedim… Tane tane söyleyerek, har harf çaktı kafama: -Mustafa Necati Sepetçioğlu… Büyük romancı… Mutlaka okumalısın! ….. Bu ismi hatırlıyordum galiba; ama Gürbüz abinin bahsettiği “Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı” romanlarını duymamıştım… {*} Sonradan fark ettim ki, üç-beş […]
Urfa bir mıknatıstır [13 Temmuz 2006 Perşembe]
Bu şehrin adı bile mıknatıslamaya yeter insanı… Şimdiki ifadeyle altıncı sınıfı bitirdiğim yazdı Şanlıurfa’ya ilk gidişim. Sorardım; “yüzbin nüfusu var” derlerdi. “Bu yanından diğer başına bir saatte yürürsün” derlerdi de, dinler şaşardım… Martıdan başka kuş, Çamlıca Tepesi’nden başka dağ bilmeyen bir çocuğun Fırat’ın ardını görmesini hayal edin. Fırat’ın öte yanı, berisine benzemez… Nedendir bilmem ama […]
Başarının şablonu başaranlardır [17 Temmuz 2002 Çarşamba]
İyi bakın… Başarmış insanlarda, ve özellikle de “başarılarını sürdürebilmiş” insanlarda; kazanmanın sırlarını da, artık kazanamamanın sebeplerini de bulabilirsiniz. İyi bakın; Bunu görebilirsiniz!.. {*} Bizler, mühim başarıların şahidi olduğumuzdan, şanslıyız… Öncemizde, bir iki “kara kuşak” yaşadı!.. İnsan sayılmak, ve hatta sadece hayatta bırakılmaktan daha özel bir taltif, daha büyük bir ödül beklemeyi aklından bile geçiremeyen öyle […]
Şakaya gelmez!.. [14 Temmuz 2002 Pazar]
Ha bir FIRININ içine girmek, ha bir İNSANIN içine girmek… Erbabı değilsen; Yanarsın!.. {*} Erzurum’dan haberin vardı, değil mi?.. Söylenenleri duymuş, yazılanları okumuş, ve resimlerini incelemiştin… Bindiğin vasıtada; Erzurum’a kimlerin ve ne için gittiklerine de şahit olmuştun… Sonra uzaktan gördün Erzurum’u, ve şööyle bir baktın… Sonra biraz daha yaklaşıp koyun ve keçi sürülerini gördün; kepenekli […]
Kurtçuk… [13 Temmuz 2002 Cumartesi]
Sevim’in kaplumbağaları vardı ya birer kibrit kutusu kadar… Hani geçen sene de emanet bırakmış ve sonra iki üç ay yarı aç tutmuştu hayvanları; fazla beslendiklerinden kabukları çatlamaya başladığı için!.. Gene bir Akdeniz turuna katılacakmış… On gün önce bir baktım ki; o ne?.. Eşşek kadar olmuş bunlar, sadece kulakları eksik!.. Küçüğü bile bir sigara paketinden büyük. […]
Fındık ağaçlarını KURTARIN!.. [12 Temmuz 2002 Cuma]
(Bugün gerçekten çok ciddi bir problemden bahsetmek istiyorum ki, eğer bunu söylemezsek vebali olacağına inanıyorum…) ….. İnsanoğlunun ve hayvanların en temel besini, elbette buğday. Fakat ülkemizde yıllardan beri, insanların “anlayamıyoruz” dedikleri bazı şeyler olmakta… Nedir bu anlaşılamayanlar?.. Amerika’da üretilen her yeni ürün, teknik, veya teknoloji en kısa zamanda ülkeye sokulduğu halde, buğday üretimi ABD’de dekarda […]
Sonuca süzülmek… [10 Temmuz 2002 Çarşamba]
Farkında mısınız bilmiyorum; insanların pek çoğu “sahnede görülmeyi” başarı sanıyor… Ama başarı sahne, şeref kürsüsü, alkış değil ki!.. Gözüken; başarının ödülü!.. {*} Gerçekten de biz, başarının “mükâfat”ını görüyoruz… Davet edilen birileri heyecan içinde merdivenleri tırmanıp diploma, madalya veya kupasını alıyor, kendisini hayranlıkla, imrenerek alkışlayanlara doğru kaldırıyor… Gözler ışıltılı… {*} İşte şu an soru zamanı: Başarı […]
Hikâyesini dinle! [07 Temmuz 2002 Pazar]
Bu kadar kaset, kitap ve seminer bana hep ne dedi, biliyor musunuz?.. Şunu dedi: Kim olursa olsun… Konusu ne olursa olsun… Eğer yakınına "başarmış biri" gelirse, sakın kaçırma… Git, ve onun başarı hikayesini dinle!.. ….. Çünkü başarının sırları biribirine çok benzer… Eğitim alarak, pratik yaparak, veya hissederek bu sırrı çözememiş olanlar, başarılı kalamazlar!.. Neyi başarmış […]
Kimdi haklı çıkacak? [06 Temmuz 2002 Cumartesi]
Dünyanın hemen hemen her ülkesinden (birer “başarı örneği” olarak) gelen, sayısını hatırlamadığım kadar çok kişinin konuşmasını dinledim yıllar içinde. Sonradan çoğuna bakamayacağım kadar not tuttum bu seminerlerde… Sayamadığım kadar çok kaset alıp dinledim, kitap okudum… Bir gün, sulu kar yağarken, otobanda kaza yaptığımda arabadan kasetler fışkırmıştı!.. Halbuki teybi bile yoktu o zamanki arabamın. Teybi olmayan […]
Tesadüfen susulmaz!… [05 Temmuz 2002 Cuma]
“Yanılmış olamayız, bu adamın başarması mümkün değildir… Bir ince nokta, bir sır, bir anormallik var da bizden saklıyorlar… Belki de Şenol Güneş, Çernobil faciası zamanında radyasyonlu fındık yedi de o yüzden böyle acaip, normal dışı, tahminlerimize aykırı sonuçlar elde ediyor (!) mantıksızlığına kadar varacak olan lafları bırakalım artık… ….. Bırakalım, yoksa bu gidişle bir “EKİP”, […]
Her yanın hata!.. [03 Temmuz 2002 Çarşamba]
Eski bir Hint masalındaki, öyle bir ressam ki; "renklerin ustası" diye anılıyormuş ve kral bile kendisine onur madalyası vermiş… Çok çalışan, özel bir yorum ve renk anlayışına sahip olan bu büyük usta günün birinde bir okul açıp sanatının inceliklerini öğretmeye başlamış. {*} Sen Olg Nes, Allah vergisi bir kaabiliyete sahipmiş ve çoğu arkadaşından hızlı başarı […]
Muhtar çakmağı [29 Haziran 2002 Cumartesi]
Bir muhtar çakmağının pamuğu neyse içinde; Sen de içimde osun!.. {*} Belki ben bir muhtar çakmağı kadar eski değilim; Ama sen benim içimde bir muhtar çakmağı pamuğu kadar eskisin… {*} Belki benim de modam yok bir muhtar çakmağı gibi… Ama bir muhtar çakmağı için bir muhtar çakmağı pamuğu ne demekse, sen de o demeksin benim […]
Bu şiirler kimindir?.. [19 Haziran 2002 Çarşamba]
Bir avuçsun, ve kıpır kıpır minicik yaprakların… Bir avuçsun… Hani okşadığımda seni, bir avuç koku bırakan, iki elimde… Hani sonra, onunla yüzümü yıkadığım!.. {*} Bir avuçsun, ve kıpır kıpır minicik yaprakların… Gıdıklıyor gibisin dağ çileğinden kızarmış dudaklarımı; serinliğini emerken içinden!.. Ve esintide savrulan; açık yeşil, ipek bir şal gibisin içimde… Özleyensin belki, ama; sen özlenen […]
Mıknatıs [12 Haziran 2002 Çarşamba]
Pembe Panter, Alf filan vardı bilirsiniz; arabaların veya dükkanların camlarına yapıştırılırlardı… İşte biz de bir zamanlar aynen öyle Pembe Panter veya Alf’ler gibi; (önümüzde olmayan camlara) yapışıp kalırdık sanki, evleneceğimiz kızı gördüğümüzde… Bazen ağzımız açık kalırdık boşluğa yapışmış olarak; bazen kafamız yamuk kalırdık boşluğa yapışmış olarak; bazen kolumuz bacağımız kıvrık kalırdık öylece, boşluğa yapışmış olarak!.. […]
Gönlümün yüküsün!.. [08 Haziran 2002 Cumartesi]
Sen "gönlümün" yüküsün, omzumun değil!.. Sen canıma yarasın tenime değil!.. ….. Yürekte taşınan sırta ağır gelir mi?.. {*} Sen; çeşmibülbül duruşlum, ışık yüzlüm… Sen; nefesimin rüzgarı… Sen; akarsuyum, durugölüm!.. Sen; Ceylan kaçışlım… {*} Harman sıcaklarımda, terlemiş bir cam bardak gibi gülsene bana… Saklandığın fidanların ardından çıkıp, yine gelsene bana… Ve yapışıp en susuz yerime, susuzluğunu […]
Mırcan öldü!.. [07 Haziran 2002 Cuma]
Bu sabah öğrendim; Mırcan ölmüş… İştahını kabartan bir kuşu yakalamak için yola fırlamış!.. ….. Hatırlarsınız, bahsetmiştim size. Birer avuç üç kardeştiler, doğdukları fabrika bahçesinde… Adı kondu, eve geldi, yıkanıp temizlendi Mırcan… Önce kendisine çok saçma gelse de tabaktan yemeğe, çişini-kakasını hep aynı kabın içindeki kuma yapmaya alıştı… Oynamaktan bıkınca gelip önce kucağıma sonra da omuzuma […]
Su, kokarsa içilmez! [05 Haziran 2002 Çarşamba]
Çiçekler, “hortumları” neden sever bilir misin, diye sordu dedem… Ama cevabını da hemen yine kendi verdi: Barajlar “çiçekleri” sevdiği için!.. {*} Daha önce hiç düşünmemiş olmalıydım ki bunu, derinlerimde bir şeyler titredi sanki, sevinir gibi… Barajlar ve onlarda biriken sular olmasaydı, aklına mı gelirdi çiçeklerin; kendilerine su akıtan hortumları sevmek?.. {*} Sevgi; önce, muhtaç olana […]
