Mektuplar / Hayırlısı demek lazım…
ONDAN GELEN: —————– Geçen gün Ziyaretçi Defteri’nde Kezban öğretmenin öğrencilerinden Firdevs’e cevap verirken: "Kalbinden çağırırsan buluşuruz, inan ki!.." demiştin. Belki bunu sadece onun için söylemiştin ama, bu her halükarda böyle mi? Yani her "sevdiğini kalbinden çağıran" buluşabilir mi mutlaka? Veya buluşamayanlar mutlaka kalbinden çağırmadığı için mi buluşamaz? Bunu Ziyaretçi Defteri’nde soracaktım ama bazı niyeti […]
Delileri akıllılardan ayıran düşünememek değil, aynı düşüncelere saplanıp kalmaktır!
İlgili yazı: Düşünmek, nereye kadar… [28 Mart 2010 Pazar] Resim
Duygu Bahçemiz (SEVMEK – Rânâ Altay)
Sevmek… Çaresiz kalmaktır. Çarenin kendisi de olsa sevgi ve sevgili; elini kolunu bağlar yüreğinin… Tutsak olmak çok mu zor, yoksa en kolay mı; bağlanıp kalmak? Özgürlük mü daha kolay; metrekarelerce bahçelerde koşturması duyguların, yoksa tutsaklık mı; bir avuç kalbe sığması mı bir diğer kalbin… Sevmek özgürlüğü mü yoksa tutsaklığı mı kalbin? Rânâ Altay
Düşünmek, nereye kadar… [28 Mart 2010 Pazar]
Bu adam ne düşünüyor böyle, yıllardır?.. Havuzun başında. Eğilmiş. Bir eli çenesinde… Dünya giysilerini çıkarıp düşüncelerini giymiş gibi! Ayağı altında su şırıltıları… Hastane bahçesindeki “düşünen adam”ın en bariz özelliği; düşüncelerinin sanki görünerek bütün bedenini kapatıyor olması… Hem çıplak hem de edebe mugayir algılanmayan (belki de tek) eserdir bu heykel. {*}{*}{*} Düşünceyi zorlayacak şeyler yazmak istemedim […]
O & Ben (Koynunda Simit uyutmak :)
Ben: Notumu gördün mü? 🙂 O: Gördüm abiciğim. Ben: İşleri benim başıma atmaya çalışma öyle 🙂 O: 🙂 Ben: İyi misin? O: Teşekkür ederim, iyiyim. Ben: İyisin demek ki, maşallah sana. O: Eh işte diyeyim de dua et… Ben: Yabancı yerlerden gelen yazıları iyi okumak lazım. Herkes incelikleri bilmez ya onun için. Bir de çok […]
O & Ben (Senin ruhun yok mu!..)
O: "Karahisarlı"nın dayısı kim? Ben: EVLİ 🙂 O: Yaaa… 🙂 Öyle değil. Özel biri diye düşündüm de… Ben: Bir tanesi de ben, dayılarından yani, manevi olanı… O: Yaa? Çok şanslı… Ben: Aslında dayılarının sayısını kendi de bilmez 🙂 O: 🙂 Ben: Burda bahsi geçen Ali Rıza Kılıçarslan ki çocuk dergisinde beraberdik, şimdi de yazı işlerinde […]
Mektuplar / Eser çalınması, kitap okumak vs.
Ben: Soracağın, söyleyeceğin bir şey var mı?.. O: Yazıyordum ben de 🙂 Ben: Mektup mu yazıyordun? O: Evet. Az kalmıştı. Ben: Uzun mu yazacaktın? O: Yoo çok değil… Ben: Edebî bir şey mi, hemen sorulacak bir şey mi? O: Soru yok aslında da… O takma isimle hak iddia edememe konusu… Ben: Ne hakkı istiyorsun?.. O: […]
Mektuplar / Gâyemiz hedefi vurmak değil miydi?..
ONDAN GELEN: —————– ………. Abiciğim üstteki şiirime şu şekilde bir yorum geldi: "Bir çok insanın bu şiiri okurken elinde sözlük olması gerekir. Her insanın anlayabilmesi için sözleri biraz sadeleştirmenizin daha uygun olacağını düşünüyorum." Bu konuyu dikkate almalı mıyım? Bana kalsa, evet, sözlük alsın da okusun derim ama bu düşüncem doğru mu? Sevgiler… {*}{*}{*} CEVAP: —————————- Kim […]
Mektuplar / Rica :)
ONDAN GELEN: —————– Abicim, birkaç tane de bana resmini gönderir misin?.. Ama özellikle bir tane uzun saçlı olanlardan istiyorum… 🙂 Molla Gürâni hazretlerinin, Fatih Sultan Mehmet han hazretlerine hoca olarak geldiği zaman, saçlarının sarığının altından sarktığını okumuştum da çoookkk hoşuma gitmişti… 🙂 Naapalım, resim istemeyi de sen hatırlattın… 🙂 Sevgilerle… {*}{*}{*} CEVAP: —————————- Efendi Hazretleri […]
Leylekler sevinç getirir [26 Mart 2010 Cuma]
İşitmiştim; “Kıbrıs adasında, leylekler Türklerin çatılarına yuva yapıyor” diye. Sonra da; bu hayvanların Türk ile Rum’u birbirinden nasıl ayırdığını düşünmüştüm… Bu mümkün olabilir mi; leylekler acaba insanları milliyetlerine göre ayırabilir mi? {*}{*}{*} Bir leylek gördüğünde sevinmeyen, heyecanlanmayan acaba kaç kişi vardır? Göç zamanı takvimlerde yazılıdır. O günlerde “leyleği havada görmek” ve böylece o sene bol […]
Seyir Defteri – 25 Mart 2010 (İsmail Güneş’i unutmadık!)
Unutmadık 25 Mart 2010 Perşembe İsmail Güneş’i ben de bu memleketin bütün insanları da unutmadık… Geçen sene bugün meydana helikopter kazasının oluşunayakınbirmerakla kurtulma çabaları dikatle izlendi, ve nihayetinde donmuş bedeniyle karşılaşıldı… Bugüntü Türkiye Gazetesi’nde geniş olarak işlenmişti İsmail’in hatırası. Ve altında da İHA’daki arkadaşlarının kaleme aldığı aşağıdaki yazı metni vardı: {*}{*}{*} Umutla beklerken acı haberle kanımız […]
Fidan Ana’nın at üstünde cirit oynayan koçunun ecel dağı, artık ‘Muhsin Dağı‘dır!
İlgili yazı : Muhsin Dağı’na… [25 Mart 2010 Perşembe]
Muhsin Dağı’na… [25 Mart 2010 Perşembe]
Geçen sene bugün meydana gelen helikopter kazasında, Yazıcıoğlu’nun vefat haberi duyulduktan sonra yazdığım ilk yazımda şu cümleler vardı: “Fidan Ana’nın at üstünde cirit oynayan koçu, aşılmaz ‘ecel dağına’ tosladı! O dağın adı artık ‘Muhsin Dağı‘dır!..” Sonraki gün “Nizam-ı Âlem’e mektup”ta; ismi “Muhsin Dağı”, “Beyaz ölüm” veya “Üşüyorum” olabilecek ciddi bir film yapılması, biletlerininse peşinen […]
Duygu Bahçemiz (KÖRDÜĞÜM – Hicran Seçkin)
Dünya denen sahnede, önümde bir bilmece, Bu rüyâ sona erse, kâbus olsa gördüğüm… Zehir olup günlerim demeden gündüz, gece, Bahtıma düşen çile ilmek ilmek ördüğüm… Unutturmaz gerçeği haykırır durur bir ses, Şu feleğin sillesi aldırmıyor tek nefes… Ne lokmamda tat kaldı, ne gönlümde bir heves, Ömrümün baharında her iş oldu kördüğüm!.. Hicran Seçkin / 2007
Duygu Bahçemiz (BAHAR GELİYOR – Hicran Seçkin)
Mevsimler içinde kraliçe, ece, Onunla şenlenir şiirde hece, Perde perde kalkıp, karanlık gece; Güneşin şuâsı ufku deliyor, Delişinden belli; bahar geliyor… Uyanan âlemde mahmur nazarlar, Körpe yapraklarda şebnemler parlar, Çimenler üstünden kalkmış da karlar; Yeşeren yamaçlar gönül çeliyor, Çelişinden belli; bahar geliyor… Yağmurlar toprağa hayat verirken, Dağda ığıl ığıl karlar erirken, Güneş yavaş yavaş yüz […]
Duygu Bahçemiz (MUTLULUK KUŞLARI – Hicran Seçkin)
Mutluluk kuşlarının kanadı neden kırık? En şuh kahkahamızı bölüyor bir hıçkırık… Güneşin pürziyâsı soluyorken gün be gün, Baht kuyusundan hüzün, keder çekiyor çıkrık… Hakikat güllesiyle yerle yeksan ütopya, Yaralı muhayyile; düş yorgun, ümit buruk… Gam çarkında dilinmiş şerha şerha sîneler, Her yara ayrı kanar, ayrı sızlar her yarık… Zaman olur zorlanır tahammülün sınırı, Gün çarığı […]
Mektuplar / “Sana” uyandıran kâbus…
ONDAN GELEN: —————— Gece uyuyalı bir-iki saat olmuştu. 01.00’den sonra korkunç bir kâbusla uyandım!.. Etkisinden bir süre kurtulamadım, lavaboya gitmeye çekindim… Birşeyin gölgesini görsem, yüreğime inecek gibi oldu! Müsebbibi sendin, farkındaydım… Kâbusu da, seni de, sebebin "sen" olduğunu da unutmaya çalıştım, olmadı… Sana birkaç mesaj yazdım… Sonra, başka çarem olmadığını görerek, "Sen yalansın, yoksun!" […]
Mektuplar / San’dığım…
ONDAN GELEN: —————— Elimi tutan el sandığım… Başımda karar kılmış yel sandığım… Kor yüreğime düşen kar, Vuslata ereceğim yâr sandığım… Sığındığım limandın; Ya kovdun beni, ya çektin kendini… Sıcağını sevdiğim, yuvam sandığım… Kanadının altına sokulup, anam sandığım… Hani nerde altına sokulduğum kanadın? Yokluğunu ispat ettin sanki… {*}{*}{*} CEVAP: —————————- ?.. :))) {*}{*}{*} ONDAN GELEN: —————– Sandığımı […]
Aşık, aşkını yazmak ister. Sevgilinin yazdığını görmesi umurunda bile değil…
İlgili Yazı : Ağaç kabuğundaki isim [21 Mart 2010 Pazar] Resim
Ağaç kabuğundaki isim [21 Mart 2010 Pazar]
🙂 Günaydııın… …nıııdyanüG (: Bir pazar sabahı, gülümseyen bir yazı ile başlayın istedim güne… Aslında bunu, yani yukarıdaki “günaydın’ı ve yansımasını, aksisedasını” birkaç gün önce twitter’a koymuştum ki onlar zaten bizim sitede yayınlanıyor… Yani bizim sitenin “Şu Anda“ kısmı, aslında twitter… Sonraki mesaj ise sanki onun devamı gibiydi. Şöyle yazmıştım: İnsanlara gülümsemek; aynaya gülümsemeye […]
