Dedemin sırtından düşmek(!) [29 Ağustos 2001 Çarşamba]

Onun hazırlandığını görür görmez, aklıma yeni bir “deneme” yapmak gelmişti… Az sonra boyum hizasındaki yüklüğün üstüne tırmanıp oturdum. Padişah gibi odaya hakimdim şimdi!.. ….. Dudaklarında mırıl mırıl bir dua ile odaya giren ve elindeki peşkiri kapının ardındaki çiviye asan dedem; aslında, az evvel koşarak buraya daldığımı da görmüştü galiba… O yüzden şimdi ben de, suratının […]

5 mins read

Çok şanslısınız, çook… [28 Ağustos 2001 Salı]

Çok şanslısınız, çook… Bazılarının; “…halbuki sen ne kadar şanslısın, çünkü hep güzel insanlar, gülen yüzler, sevgi dolu kalpler var etrafında…” sözünü diğerlerinden biraz daha fazla duyabileceğini tahmin edebiliyorsunuz, değil mi?.. Konu hazır kalpten malpten açılmışken, bakın size ne anlatacağım…  {*} Bir gün, bir kalp doktoruna; “Ne kadar şanslı olduğunu… Çünkü, kendisinin yakınında bulunmayı bile büyük […]

3 mins read

Ben çok şanslıyım, çook… [27 Ağustos 2001 Pazartesi]

BURDA”yız, çünkü yolumuzun çatallarında “O” tercihleri yapmıştık… Yolumuzdaki çatallarda “ŞU” tercihleri yapıyor olduğumuz içinse “ORDA” olacağımızı umuyoruz!..  {*} Okulun ilk yıllarından itibaren o kadar çok duydum ki; “Senin gibi resim yapsam… (veya) Senin gibi yazı yazsam başka hiçbir şey istemem”, yalanını… Söyleyenler inanıyor muydu bilmiyorum, ama ben hiçbir zaman inanmadım… Şimdi ise, şu “yanlış”ları duymaktayım: […]

3 mins read

Yumurta, patates ve iki uçak… [24 Ağustos 2001 Cuma]

Yumurta, mizahın içinde çok kullanılır ya, sorun bana şimdi; “Sarı yumurta mıı, beyaz yumurta mı?..” Gene sorun haydi; “Kara mizahın içinde mii, ak mizahın içinde mi?..” ….. Bugünlerde “AK” demenin, üstelik “ak” ile “mizah” kelimelerini yanana kullanmanın vahametini de idrak edersiniz, değil mi mîrim!.. (Çark)  {*} -Yumurta, tarih sahnesindeki belki de en “KOMİK” vazifesini, patates […]

4 mins read

Sizin evde sinek var mı? [23 Ağustos 2001 Perşembe]

Karar veremedim ki uzun süre, bu yazının ismi; “Sinek” mi olsun… “Camlar ve sinekler” mi olsun… “Sineğin altındaki cam” mı olsun… Yoksa “Kırmızı leke” mi olsun?.. Alın işte, hepsi birden galiba şöyle toparlandı. Sineğin yapıştığı camdaki kırmızı leke!..  {*} Dünyanın en “sinir” sorusu işte şöyle sorulur: “Hiç sinek gördünüz mü?..” ….. Ne demek şimdi; “nasıl […]

4 mins read

Sevmek, “biz”e dönüşmek!.. [22 Ağustos 2001 Çarşamba]

Sen, baktığında “beni” rengârenk ve pırıl pırıl görüyorsun… Ben bakıyorum, “seni” rengârenk ve pırıl pırıl görüyorum… Aramızdaysa şimşekler çakıyor!..  {*} Hayranın olduğum halde; “Hayranınım” diyorsun bana!.. Benden de, senden de aynı sözleri duyuyor, aramızdaki kara bulutlar: “Senden güzelini görmedim!..” Aramızdaki kara bulutlar delirdikçe gözüm gözünü bulamaz oluyor… Aramıza yıldırımlar düşüyor!..  {*} Biliyorum ki seviyorsun beni, […]

3 mins read

Bir gün daha yaşamak [21 Ağustos 2001 Salı]

  Bir gün daha yaşamak Eskiden, bu hayatın, üstüme yüklemiş olduğu vazifeleri düşünmek yerine; “bin yıl daha” yaşamayı düşünürdüm… ….. Şimdi ise, “bir gün daha yaşayacağımı” söyleyen olsa; “Acaba bu bir gün boyunca yapmam gereken en önemli iş hangisi” diye düşünüyorum…  {*} O da sen de… Kafana birisi takılıyor… Değil mi? Unutma; O da ölecek […]

4 mins read

Büyüdüm… [20 Ağustos 2001 Pazartesi]

Büyüdüm… Beni herkesin dinlediğini, ve beni herkesin anladığını zannediyordum… Büyüdüm; Ve beni bazılarının anlamadığını, çünkü beni bazılarının dinlemediğini anladım.  {*} Beni herkesin anlamadığını görüp, bazılarının beni dinlemediğini zannediyordum… Büyüdüm; Ve problemin; beni dinlememekten değil, dinleyip de anlamamaktan kaynaklandığını anladım.  {*} Beni dinleyenlerin, beni anlamadan dinlediklerini zannediyordum… Büyüdüm; Ve insanların beni anlamadan dinliyor olmadıklarını… Meğer, ancak […]

3 mins read

El ele [07 Mayıs 2006 Pazar]

Daha çocukluğumuzda, hepimize öğretmişlerdi… İnce ama uzun bir kâğıdı tam ortasından katlıyorduk. Bunu yan çevirmeden tekrar ikiye katlıyor ve eğer mümkünse tekrar katlıyorduk… Sonra kalemle, en üstte kalan yüzeyi dolduracak büyüklükte bir çocuk resmi çiziyorduk; yuvarlak bir kafa, iki kol ve iki bacak… Kafa üst kenara, eller iki yana ve ayaklarsa alt kenara kadar uzuyordu. […]

2 mins read

Yazı gözle okunmaz [05 Mayıs 2006 Cuma]

Talebe; talip, talep eden, öğrenmeyi isteyen, öğrenci demektir… Öğretmenin “şekline” bakan, anlattığı sözcüklerin ardını görebilir mi?.. {*} Telefonunun şarjı bitmiş, alarm veriyor… Diyor ki: “Bitmek üzereyim, doldur beni. Az sonra bir işe yaramaz olacağım…” Bakıyorsun ki; evet, sıfırı göstermek üzere enerji… Soruyorsun veya arayıp buluyorsun şarj aletini. İşte orda… Hem de prize takılı… Ve aldığı […]

2 mins read

Diziliş [04 Mayıs 2006 Perşembe]

Bugün, mayıs ayının dördüncü günü. Sene ise, üçüncü bin yılın altıncısı. Ne güzel… Veya, ne yazık! Bugün de her sabahkine benzer şekilde uyandınız. Esnediniz, gerindiniz. Muhtemelen iyi bir kahvaltı yaptınız… Sonra da aldınız gazetenizi elinize, okuyorsunuz… Halbuki ne kadar eşsiz bir vakit vardı şu geçtiğimiz gecede, farkında bile olmadınız! {*} Evet, emsalsiz bir geceydi uyuyarak […]

2 mins read

“Yamuk Prenses” veya “Kral Delirdi!” [30 Nisan 2006 Pazar]

Çocuklar üzerinde bilgi ve zekâ testi uygulamaya karar veren bir hanım yazar; 12 yaş ve altı çocukların sınıflarına giriyor. Onlara Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalını hatırlatıyor. Her birinin önlerine birer kâğıt koyarak; “Pamuk Prenses’in resmini çizmelerini” istiyor. Kâğıtları topladığında hayretle görüyor ki; genel hatlarına bakınca Pamuk Prenses’lerin hepsi aynı!.. Sonra aynı deneyi; köylerdeki çocuklar […]

3 mins read

İçimden geçmeseydin [28 Nisan 2006 Cuma]

Bir aşkı söyleyen var… Bir de, âşığı söyleten! {*} Gene mi senin uzattığın kâğıda yazıyorum bunları? Kâğıdın sen kokuyor; Kalemim ben!.. {*} Kalem… Kalem âşığa benziyor, biliyor musun?.. Neden benziyor ki âşığa kalem, haydi bil bakalım… ….. Aşk ise ışığa benziyor; Eriyen bir mumdan yayılan ışığa… {*} Mum; tabii ki âşıktır… Ama, yanmayana; mum denmez… […]

1 min read

İkinci Lâle Devri [27 Nisan 2006 Perşembe]

Bizden sonra doğanların çoğu bilmiyor; bir mahallede on beş gün suların akmaması ne demektir… Günde üç defa elektriklerin kesilmesi ne demektir… Vücudunun en azından yarısını sokamadığın tek otobüs sensiz giderse o gün işe gidememek ne demektir… Telefon almak için kayıt yapıldığı gün doğan bir çocuk askere giderken veya gelin olurken o telefonun henüz çıkmamış olması […]

3 mins read

Geç kalınmış randevu… [17 Ağustos 2001 Cuma]

Onu, 86 senesinde bir kere görmüş, sonra ise hep adını duymuştum… O, hastalıklar ve ilaçsızlıklar yıllarında “tükenen” bir ailenin hayata direnebilen tek ferdiymiş!.. O, yokluklar zamanında, almış “başını” koymuş omuzuna ve Edremit taraflarına gidip, önce inşaatlarda iş… Sonra da kendine bir “eş” bulmuş… Gecenin adı “gündüz” olmuş muu, bilinmez; ama gurbetin adı “sıla” olmuş git […]

4 mins read

Dünya işi biter mi?.. [16 Ağustos 2001 Perşembe]

Dünya işi biter mi?.. Biri dünya güzeliydi, diğeri dünya yakışıklısı. Yaşları henüz otuz olmamıştı. Tanıştıkları zaman hızlı bir yükseliş içindeydiler mesleklerinde… Çok sevdiler biribirlerini… Ve, evlendiler.  {*} Balayı-tatil falan yapamadılar işlerden. Ama bir karara vardılar ki; her ânı tatile benzeyecek rahat bir hayat yaşayacaklardı günü geldiğinde. Çık sıkı çalışıp kendilerini emekli edeceklerdi yani… ….. Bunun […]

3 mins read

Tapınağı korurken… [15 Ağustos 2001 Çarşamba]

Cumartesi günü… Bayıltıcı Ağustos sıcağı altında, 25-30 kilometre de sapaktan sonra sürüklenen yolumuz; gidip, tepedeki o kayalığa saplandığında, gerçekten hayret ettim… Çünkü burası; çatık kaşlı yamaçla bulutların arasındaki kalesi ve onun üstündeki sütunlarıyla hayret edilecek kadar Urfa’ya… Tırnaklarıyla kayalara tutunmuş ve ufku gözleyen gri kartalları andıran taş evleriyle de şaşılacak kadar Mardin’e benziyordu… Taş atsan […]

5 mins read

“Tırmalanmış” mevzular!.. [14 Ağustos 2001 Salı]

(-7- Devam…) Epey zaman oldu ama, henüz bir hikâye yazmamışımdır size… Dinleyin, dinleyin de “hikâye” görsün gözünüz!.. Bir “resim” hikâyesi! ….. Tarihini tam hatırlayamıyorum, ama yerini şimdi bile “şıppadanak” bulurum; falan yerden filan yere gidiyorum. Yol yabancı değil yani… Hani o gün sürat de yapmamışım orda… Durdurdu polis amcam; İmza isteyeceğini sandığımdan, keyiflenip sırıttım… Ama […]

5 mins read

“Tırmalanmış” mevzular!.. [10 Ağustos 2001 Cuma]

(Dünden devam) Temmuz cazgırlarını koy bakalım bir kenara şimdi… Ağustos girdi ya; böyle “cırcırları” sık duyarsınız artık bu köşede!.. Farkında mısınız; yazının tam da burası bir yol ayrımı var gene; Bir gazete köşesinin ve köşe yazarının, kendini böyle anlatıp, komik durumlarda göstermesinin mantığı çok tartışılabilirdi herhalde, “eski” zamanlarda, diye başlayıp götürebilirim yazıyı… Veya şöyle de […]

4 mins read

“Tırmalanmış” mevzular!.. [09 Ağustos 2001 Perşembe]

(Dünden devam) Yani, kedinin ayaklarına gazoz kapağı japonlayanlar bile çoktaan pişman olmuşlar, ama iş işten geçmiş… Çünkü hayvan kendini yakalattırmıyormuş… …………. Ama “sırtüstü düşmek” deyince aklıma kırk gün önceki yağlı güreşler ve ardından da o günlerde yazdığım yazılar konusunda “bir bakanlığımızdan” bana gönderilen faks geldi… Çok düşündüm yayınlayıp yayınlamamak konusunda… “İyi niyete iyi niyet” dedim […]

3 mins read